Boşanma Hukuku: Talak Ayetlerinin Sistematik Analizi

ahmetsogutcu@gmail.com

AHMET SÖĞÜTÇÜ

Ahmet Söğütçü

2/9/202640 min read

Boşanma Hukuku: Talak Ayetlerinin Sistematik Analizi

Giriş

İslam hukuk tarihinde boşanma meselesi, büyük ölçüde Kur’an metninden ziyade, tarihsel süreçte oluşmuş fıkhi kabuller üzerinden sürdürülmüştür. Özellikle “üç talakla boşama” Kur’an’ın açık hükümleriyle ilişkilendirilmeden, Kur’an’ın inşa ettiği boşanma hukukunun yerine ikame edilerek sunulmaktadır. Oysa bu tür uygulamaların, Kur’an merkezli bir boşanma hukukunda bir karşılığı bulunmamaktadır.

Güncel tartışmalarda sıkça dile getirilen “İslam’da kadının boşanma hakkı yoktur” şeklindeki sözler de hem Kur’an’ın boşanmayı nasıl yapılandırdığını hem de modern hukuk sistemleriyle olan yapısal benzerlikleri ve farkları göz ardı etmektedir. Zira modern hukukta da boşanma, bireylerin tek taraflı iradesiyle gerçekleşen basit bir tasarruf değildir, kamu otoritesinin denetimine ve kararına bağlı olan hukuki bir işlemdir.

Kuran, boşanma hukukunu taraflar arası keyfiliğe kapalı bir çerçevede ele alır. Kadına ve erkeğe boşanma hakkı tanınmıştır; ancak bu hakkın kullanımı, mali sorumluluklar ve adalet ilkeleriyle dengelenmiştir. Erkeğe tanınan tek taraflı boşama imkanı, ağır mali sonuçlara bağlanmış; kadının boşanma talebi ise, hak kaybı ve istismar ihtimalini bertaraf etmek amacıyla kamu otoritesi eliyle işletilmiştir. Bu yapı, kadın aleyhine değil; tam tersine taraflar arasındaki fiili dengesizliği engelleyen bir mekanizma olarak kurgulanmıştır.

Bu sistemin merkezinde yer alan kavramların biri de mehirdir. Mehir, miktarı belirlenmemiş olmakla birlikte örfe uygunluğu esas alınan farz bir yükümlülüktür. Evliliğin geçici bir birliktelik olarak görülmesini engelleyen bu mali eşik, aynı zamanda boşanma halinde tarafların iyi niyetinin ve kusur durumunun tespitinde belirleyici bir rol üstlenir. Kur’an’da boşanma hükümleri, mehir, fidye, iddet ve nafaka gibi mali unsurlardan bağımsız olarak değil; bilakis onlarla birlikte anlam kazanır.

Bu makalenin amacı, geleneksel fıkıhta yer alan ve çoğu zaman Kur’an metniyle doğrudan irtibatı kurulmadan aktarılan boşanma tasniflerini ele almak değildir. Aksine, Kur’an’da boşanma hukukuna ilişkin ayetlerin ne söylediğini ve ne söylemediğini, kendi bağlamları, kavramsal çerçeveleri ve iç tutarlılıkları içinde ortaya koymaktır. Bu kapsamda talak, fidye, iddet ve mali sorumluluklara ilişkin ayetler, Kur’an’ın bütüncül hukuk anlayışı içinde mümkün olduğunca detaylı biçimde ele alınacaktır.

Bu çalışmanın, Kur’an merkezli boşanma hukukunun, tarihsel fıkhî kabullerden bağımsız olarak yeniden okunarak daha sağlıklı bir zeminin oluşmasına katkı sağlamasını umuyoruz.

Talak Kavramının Anlamı

Talak, sözlükte bir şeyi salmak, serbest bırakmak, bağından çözmek anlamlarına gelir. Bu anlam, kavramın hukuki kullanımını doğrudan belirler. Nitekim evlilik, Kuran’da bir akd olarak tanımlanır; akd kelimesi de sözlük itibarıyla bağ, düğüm anlamını taşır. Bu bağlamda talak, nikah akdiyle atılmış olan bu düğümün çözülmesi demektir.

Fakat bu talak kavramını “boşama” ifadesi tam olarak karşılamadığının bilinmesi gerekir. Çünkü hukuki anlamda boşama, boşamaya kadar gider sürecin sonunu veya bir takım hukuki süreçlerle olsa da artık kesinleşmiş sonucu ifade eder. Halbuki talak sürecin ilk adımını ifade eden bir kavramdır. Yani boşanmaya karar verişi ifade eder. Ancak bu karar veriş illa ayrılmakla (firak) sonuçlanmak zorunda değildir. Kararlılık gerektiren bir süreci ve süreyi başlatır. Yani her ne kadar kelimenin sözlük anlamı tüm dillerde boşama ifadesine uygun bir sözlük manasında bulunuyor olsa da bu düğüm bir anda çözülen ve akabinde ayrılığı getiren değil ayrılığa kararlı bir sürecin başladığını ifade eder. Yani akdin bitmesi ya da sona ermesi için bir süreç öngörür. O yüzden burada kavram kargaşasının yaşanmaması için bu hatırlatma zorunludur.

Eşlerin Akdin Bitirilmesindeki Karşılıklı Olasılıklar:

1- Her iki tarafın her konuda karşılıklı uzlaşıyla yaptığı boşanmalar:

Bu durum için herhangi bir özel kural söz konusu değildir. Burada Kamu otoritesi elbette her durumda denetleyici konumunda bulunmakla birlikte evliliğin boşanma hükümlerine uygun gerçekleştiği takdirde modern hukuktaki boşamaya yetkili bir organ gibi çalışamaz sadece bunu herhangi bir kural ihlali yoksa onaylamak zorundadır. Hakimin veya kamu otoritesinin karar verme yetkisi yoktur. Ancak kanuna uygunluğunu denetleme ve düzenleyici konumdadır. Eğer sorun yoksa da bunu onaylamak zorundadır. Kuran zaten böyle bir boşanma durumundan bahsetmez. Çünkü bunların şartları zaten diğer olası hallerde açığa çıkacaktır.

2- Her iki tarafın ihtilaf edildiği durumlar.

Bu durumda da kamu otoritesi her iki taraf boşanmaya karar vermiş ancak kusur konusunda ihtilaf varsa, ki bu mali anlamda bir takım sorumluluk doğurabilir. Kamu otoritesi kusurların belirlenmesi ve bunun üzerinden doğacak mali sorumluluklara karar vermeye yetkilidir.

Kuran böyle bir boşanma türünden Bakara 229. Ayette eğer o ikisinin Allah’ın hudutlarını gözetemeyeceğinden endişe ederseniz kadının fidye vermesinde yani aldığı mehrin bir kısmının iade edilmesinin mümkün olduğunu ifade eder.

3- Sadece kadının boşanma talebi var ancak erkek bunu istemiyorsa

Bu durumda kadın boşanma talebini yetkili kamu otoritesine başvurarak talep eder. Eğer boşama için haklı gerekçe bulursa kamu otoritesi boşayabilir, bulmazsa boşanma sürecini başlatmayabilir ve boşama kararını vermeyebilir.

Kuran’da da bu konu özel olarak ele alınmaz. Zaten akitlerde ihlal söz konusu ise bu her türlü akdin kişilerin hak ve hürriyetlerini muhafazası için kamunun yetkili olduğu bir durumdur. Nitekim daha önceki makalelerimizde “Kadının Dövülmesi meselesi: Nisa 34 bağlamında” Nisa 128. Ayette erkeğin nüşuzu yani evlilik akdine aykırı davranışı ve bir diğer makale “Çok eşlilik: Nisa 3 bağlamında” ifade ettiğimiz akit ihlali halinde kadının boşanma hakkı olduğunu ifade etmiştik. Özetle kadın hiçbir haklı sebebi yoksa ve erkek de boşanmayı istemiyorsa modern hukukta da olduğu gibi kamu otoritesi boşamayabilir. Burada aynı zamanda erkeğin mali olarak kaybolması muhtemel haklarının da gözetilmesi gerekir. Kadının evlenip boşanmayı erkek tarafından veya evlilik vasıtasıyla elde ettiği mali bir kazanç kapısı haline getirmesine de müsaade edilemeyeceği gibi elbette erkeğin de mali hakları gözetilerek veya tazmin edilmesi suretiyle bu tür bir boşanma da mümkündür. Ancak kamu otoritesinin değerlendirme ve karar verme hakkı vardır.

4- Erkeğin boşanmak istediği ancak kadının istemediği durumda

Kuran’da ayetlerin büyük oranda bahsettiği durum bunun üzerinden ifade edilmektedir. Zira kadın için herhangi bir boşanma halinde, aldıklarını geri vermesi ve erkeğin hakkının iade edilmesi dışında, hiçbir mali sorumluluğa sahip değildir. Her durumda erkeğin mali olarak sorumlulukları olacaktır.

İşte bu sorumlulukların detaylı biçimde belirlenmesi için kuran boşanma hukukunu erkek üzerinden genellikle anlatmaktadır. Bu durum Kuran’ı dikkatle okumayan ve sıradan bir okuyucunun gözünde boşanma sanki sadece erkeğin tasarrufunda olan bir hakmış gibi bir izlenim bırakmaktadır.

Ancak erkeğin kadına göre bir derece bu konuda daha fazla hak sahibi olduğu da inkar edilemez. Zira Kuran gerek evlilik öncesi gerekse de sonrası için tüm mali yükümlülükleri erkeğin üzerine farz kılmıştır. Dolayısıyla akdin sonlandırılması veya boşama kararının geri çekilmesi gibi hususlarda kadına göre bir derece daha fazla hak sahibidir. Bu hak, görev veya yükümlülüklerle akdin feshi arasında kurulan denge sebebiyledir. Yoksa erkeğin kadına göre üstünlüğü gibi bir durumla alakası yoktur. Bakara 228’de kadının erkeğin kendi üzerindeki haklarına benzer olarak hakkı olduğu ifade edildikten sonra erkeğin kadından bir derece üzerinde daha fazla hak sahibi olması akdin kurulmasındaki aldığı fazlaca yükümlülüklerin, akdin feshi veya boşanma konusunda da onu kadının üzerinde bir derece daha fazla hak sahibi kılmaktadır.

Nitekim bu maddede eğer erkeğin haklı bir boşanma yani kadının suçlu olduğuna dair bir talebi varsa yine boşamaya karar verebilse bile boşanmanın mali sonuçlarını belirleme yetkisi kamu otoritesindedir. Ancak erkek tüm şartları kabul ederek boşanmayı isterse bunu yapabilir. Elbette tekrar tekrar ifade ettiğimiz gibi hiçbir denetim veya bildirimin yapılmadan yapabileceği bir işlem değildir. Ancak erkek tüm mali yükümlülükleri kabul ediyorsa boşama kararını vermeye yetkili olabilir.

Kuran’da boşanma ayetleri bu son maddede erkeğin haklı bir talebi veya kadına yönelik bir kusur talebi bulunmaksızın boşamak istemesi halinde sürecin nasıl işleyeceği, hangi tür yükümlülüklerle karşılaşacağını detaylı biçimde anlatır. Zaten bunlar bilinince artık diğer maddelerin nasıl ve ne şekilde işlemesi gerektiği kendiliğinden bilinecektir. Ancak tekrar vurgulamak gerekirse Kuran’daki talak ayetlerinin yüzeysel olarak inceleyen kişiler, büyük oranda geleneksel uygulamanın da hatalı çıkarımları ve karmaşık yöntemlerle konunun ifade edilmesi sebebiyle boşanmanın sanki sadece erkek egemen bir anlayışa göre Kuran’da anlatıldığı şeklinde düşünmesine sebep olmuştur. Bu durum pek çok kişiyi yanlışa düşürdüğü gibi aynı zamanda bu durum İslam’a da saldırı alanı olmuştur.

Konuyla ilgili olan hemen hemen tüm ayetler incelenecektir. Konunun izahı, özellikle konuyla ilgili ayetlerin mushaftaki sırasını baz alarak yapılacaktır. Bu sıralamanın konunun daha güzel ve daha kolay anlaşılması için de önemli bir yöntem olarak görülebilir.

لِلَّذ۪ينَ يُؤْلُونَ مِنْ نِسَٓائِهِمْ تَرَبُّصُ اَرْبَعَةِ اَشْهُرٍۚ فَاِنْ فَٓاؤُ۫ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

Kadınlarından (uzak durmaya) yemin edenler için 4 ay beklemek vardır. Eğer dönerlerse şüphesiz Allah gafurdur, rahimdir. (Bakara 226)

وَاِنْ عَزَمُوا الطَّـلَاقَ فَاِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ

Ve eğer Talak’a azmettilerse…Şüphesiz Allah her şeyi işitir ve bilir.(Bakara,227)

Bu iki ayette daha önceki bağlama da bakılırsa yeminler ve kefaretler üzerinden geliştiği görülecektir. Burada bir kocanın karısına yaklaşmamaya dönük ciddi olarak yemin veya sözü, dönüşü halinde kefaret gerektirmektedir. Ancak dönülmemesi halinde bu durum boşanma sayılacaktır. Esasında eşler arasında cinsel birlikteliğin bir tarafı cezalandırıcı niteliğe dönüşmesi boşanmanın sözle ifade edilmese de boşanma hukukunu başlatacağı ortaya konulmaktadır. Yani boşanma sadece “boş ol!” veya “seni boşuyorum” şeklinde bir sözün telaffuz edilmesini gerektirmez. Söz değil başka eylemlerle bilinçli veya zarar verme amacına matuf bu tür bir durumda boşanmanın hukuken başlaması için yeterlidir. Ayrıca şunu da ifade etmekte yarar var, geleneksel fıkıhtaki gibi kaç kere “boş ol” denildi veya nasıl söyledi bunu bir önemi yoktur. Mühim olan ciddiyetle meramın ifade edilmesi veya beyan edilmesidir. Ancak elbette bu sonradan şaka yaptım tarzında bir beyan da değildir. Evlilik de boşanma da ciddi bir müessesedir. Dolayısıyla şakayla bile bu tür beyanların pek çok mezhep tarafından ciddi kabul edilmesi gerektiğine dair görüşler bulunması, bu konunun hafife alınmasının önüne geçilmesi amacına dönüktür. Ancak mesele ağızdan çıkan sözün keyfiyeti ve sayısı değildir. Mesele bunu beyan etmek ve karar vermektir. Bu konuda kararın kadın talebiyle ancak kamu tarafından verilebileceğini yukarıda ifade ettik. Dolayısıyla erkeğin bu konuda beyanı bağlayıcı bir hukuk başlatır. Kadının ise boşanma kararı değil talebi söz konusudur. Bu yukarıdaki 4 maddede ifade edilmişti.

وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ ثَلٰثَةَ قُرُٓوءٍۜ وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ اَنْ يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ف۪ٓي اَرْحَامِهِنَّ اِنْ كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَبُعُولَتُهُنَّ اَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ اِنْ اَرَادُٓوا اِصْلَاحاًۜ وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذ۪ي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِۖ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ۟

Mutallakat/Boşanması için karar verilmiş kadınlar 3 kur/temizlik dönemi kendilerini takip ederler/beklerler. Allah’ın rahimlerinde yarattığı şeyleri gizlemeleri helal olmaz, eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorlarsa (bunu yapmazlar). Kocaları da bunda (bu sürede) onları geri çevirmeye (kararı) daha çok hak sahibidir, eğer barışmayı istiyorlarsa. Onların (kadınların) kendileri üzerindeki (hak) gibi (hakları) vardır. Erkekler için onlar üzerinde (bu konuda) bir derece vardır. Allah Azizdir, Hakimdir. (Bakara,228)

Ayette mutallakat ifadesini boşanmış kadınlar diye çeviremedik zira boşanmış kadın diye bir tabir esasında Kuran’da yoktur. Boşanmış kadın dul kadındır ve onların kocaları olmaz. Dul kadın için Arapça’da ve Kuran’da farklı isimler vardır. Daha önce ifade ettiğimiz gibi Kuran’da boşanma hukukunda kullanılan ifadeler bizim alışık olduğumuz türden olmadığı için bunu erkek tarafından veya erkeğin az önce bahsedilen evlilik hukukuna aykırı davranışı sebebiyle veya kamu otoritesi tarafından da boşanmaya giden sürecin başladığını ifade eden bir durumdur. Yani belki daha iyi ifade edilmesi bakımından “boşandırılacak kadın” da denilebilir. Ancak mümkün olduğunca, sözün uzaması pahasına, Kuran’daki kavramlar kullanılmaya çalışılacaktır.

Bu ayette mutallakat kadınlar/boşandırılacak kadınların 3 kur/hayızdan ari 3 temizlik dönemi beklerler diyor. Buradaki haber statüsünde bir cümle olsa da bu vucubiyet arzeder. Kuran’da pek çok ifade haber tarzında ifade edilse de, bu bir realiteden haber vermek için değil olması gerekenden haber verdiği için emir yani vucubiyet/farziyet ifade eder.

Ayette geçen “kur’uin” ifadesi hakkında ihtilaf bulunsa da kelimenin “Kuran” kelimesiyle aynı kökten olabileceğine dair sözlük anlamları “toplama, bir araya getirme” şeklinde olduğundan bunun hayızdan sonra başlayan temizlik dönemine işaret ettiği kesindir. Zira hayız halinde kadın biriktirme ve toplama değil, kanı atma ve boşaltma durumu yaşar. Yine 3 hayız hali 2 aylık bir sürece denk gelebilirken 3 temizlik dönemi normal şartlarda 3 aya yakındır ve 4 hayız arasındadır ki herhangi bir sebeple hayız görmeyen kadınlar için bekleme yani iddet süresi 3 aydır. Özetle 3 kur’ dönemi, mutallakat kadınların iddeti için cinsel ilişkisiz 3 temizlik dönemidir. Zaten hayız halinde cinsel ilişki yasaktır.

Ayette bazı yorumcular tarafından kendi kendilerine beklerler şeklinde bir çeviri yapılmaktadır. Ancak bu sanki kocasından ayrı veya inzivaya çekilmiş bir hali yansıtıyormuş, odasına kapanmış bir durumu ifade ediyormuş gibi görünebilir. Esasında terabbase fiilinin bi harfi ceriyle geldiği Kuran’daki bu konu dışında geçen ifadelere de bakıldığında terabbase fiili beklemeyi ama bu bekleyişin bir şeyin gözeterek yani takip ederek yapılan bir beklemeyi ifade ettiğini, neyin takip edileceği sorusuna ise bi harfi ceriyle gelen mefulle yanıt bulduğu aşikardır. Konuyu merak eden Kuran araştırmacıları, bu fiilin ve harfi cerin Kuran’da kullanımlarına bakarak rahatlıkla bunu görecektir.

Yine bu ayette ifade edildiği gibi kadının kendisini takip etmesi ve gelişmeleri bildirmesi, gizlememesi gerektiği çok ağır bir biçimde ifade edilmiştir. Allaha ve ahiret gününe iman ediyorlarsa iddet süresi içinde yaşadığı halleri hamile ise hamileliğini, hayız olduysa bunu yani kendisi dışındaki ilgili kişilere, iddet için geçen süreyi takip edip bilmeleri için gizlemesi yasaktır. Bu kadın ister durumdan hoşnut olsun ister olmasın sürecin selametle geçmesi için şarttır. Bu süreci sabote etmeye veya yanıltıcı hareket etmesi çok büyük bir vebal ve suçtur.

Ayrıca bu ayette kocaları ifadesi ba’l çoğulu bu’ul ile ifade edilmiştir. Bu ayette zevc veya ezvac yerine bu kelimenin kullanılması manidardır. Zira zevc Türkçedeki gibi eş olmayı ifade eden ve her türlü uyum ve beraberliğe çağrışımı olan bir kelimeyken ba’l veya çoğulu bu’ul resmi anlamda kocalığı ifade eder. Özellikle pek çok ayette bu kelimenin kullanılmasında hukuksal bağlam dikkate değerdir.

Ayette boşanma süreci içinde yani kadının iddeti döneminde erkek kararından dönebilir ve nikah bağı kaldığı yerden devam edebilir. Ancak bu durumda kadın istemeyebilir. Fakat ayet burada erkeğin eğer ıslah yani barışmak, arayı düzeltmek istiyorsa, kadın istemese de boşama süreci biter ve nikah devam eder. Burada tekrar ifade edelim. Bu durum kadının boşanmaya hakkı olmadığını ifade etmez. Kadın bunu her zaman kamu otoritesinden veya mahkemeden talep edebilir. Ancak bu yeni ve farklı bir hukuki süreçtir. Artık iddet tamamlanmadan boşanma süreci sona ermiştir. Erkeğin dönüş kararı, iddetin sonunda bile olsa süreç boşanma ile tamamlanamaz ve nikah devam eder. Ancak burada erkek bunu tekrar yaparsa ne olacak, kötü niyetler veya kadının durumunu sürekli sürüncemede bırakma amacı varsa ne olacak? Kuran bir sonraki ayette bunu ifade edecek ve geriye dönüşü gerek iddet içinde gerekse iddet bitip artık resmi olarak boşandıktan sonra yeni bir nikah akdiyle yapılabilecek talakın 2 defa olduğunu ifade edecektir. 3. Kez olduğunda ister iddet süresi içinde ister iddet bitip kesin ayrılık yani boşanma gerçekleşmiş olsun dönüş mümkün değildir. Bu durum ister erkek tarafından verilmiş bir kararla olsun ister kamu otoritesi tarafından verilmiş olsun dönüşü mümkün olan talak 2 defadır. Tabiri caizse “yalama” haline gelen bu ilişki için artık geriye dönüş ancak kadının başka bir evlilik yapıp ondan da boşanması halinde mümkündür.

اَلطَّـلَاقُ مَرَّتَانِۖ فَاِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ اَوْ تَسْر۪يحٌ بِاِحْسَانٍۜ وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَأْخُذُوا مِمَّٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ شَيْـٔاً اِلَّٓا اَنْ يَخَافَٓا اَلَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۙ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا ف۪يمَا افْتَدَتْ بِه۪ۜ تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ فَلَا تَعْتَدُوهَاۚ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

Talak 2 defadır. Buna göre ya marufa göre tutulur ya da güzellikle bırakılır. Size kadınlara verdiklerinizden herhangi şeyi geri almanız helal değildir ancak o ikisinin Allah’ın hudutlarını koruyamayacağından endişe etmesi hariç. Eğer (kamu otoritesi) ikisinin Allah’ın hudutlarını koruyamayacağından endişe ederseniz, bu durumda kadının (varsa kusuruna karşılık) fidye vermesinde günah yoktur. Bunlar Allah’ın hudutlarıdır. Sakın bunları çiğnemeyin. Kim Allah’ın hududunu çiğnerse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. (Bakara, 229)

Bu ayette gerek geleneksel fıkıh ve gerekse de bazı Kurancı hocalar (M.Okuyan) talakın 2 defa olmasını, her temizlik döneminde erkeğin irade beyanı olduğunu iddia etmişlerdir. Gerçi geleneksel fıkıh bunun geri dönüşü olmayan (hasen talak) talakın bir türü olduğunu, 3. defa yani 3.temizlik döneminde bir defa daha boşanmayı tekrar etmesiyle meydana geldiğini ifade etmektedir. Maalesef Okuyan Hoca bu 3 defanın her adet döngüsü içinde olduğu iddia ederek boşanan kişilerin arasını, kadın yeni bir evlilik yapıp ondan boşanmadığı sürece olmayacağını iddia etmektedir. Aslında günün sonunda, herkesin anlayacağı şekilde söylersek, Sayın Okuyan, her türlü boşanma olduktan sonra yeni bir nikah akdinin olamayacağını iddia etmiş olmaktadır. Halbuki Kuran’ın maksadı bu değildir. Bu garip yorum geleneğin bahsettiği talak türlerinden biridir ve geleneksel fıkıh tarafından bile hoş görülen bir boşama çeşidi değildir. Buna güzel hasen talak denilmesi 3 talakın bir defada söylenmemesi sebebiyledir. Geleneksel fıkıh, talakı ister hepsi bir arada 3 defa, ister sırayla, ister ayrı zamanlarda yani nikah akdinin sonlanıp yenisin başladığı zaman erkeğin kullanabileceğini ifade eder. Ancak ayetin bunlarla hiçbir alakası olmayı sadece geleneğin Ric’i talak yani geri dönüşü mümkün olan talak yorumu kısmen doğrudur. Bu da en fazla ayette denildiği gibi 2 defadır. Ya marufa uygun olarak tutup ya da güzellikle ayrılabilecek talak 2 defadır.

Zaten, Okuyan Hoca'nın yorumunun yanlış olduğunun delili de şudur. Ayette belirtilen diğer seçenek yani güzellikle bırakmak Ahzab 49. Ayette de ifade edilmekte orada da talaktan bahsedilmekte ancak temas olmadığı için sayılacak bir iddetin bulunmadığı belirtilerek güzellikle ayrılmaktan bahsedilmektedir. İddetin olmadığı yani gerek duyulmadığı bir durumda bu Talak nasıl Okuyan’ın dediği gibi 3 talak olacak ve hangi dönemlerde yapılacaktır bu sorunun cevabı yoktur. Geleneğin benimsediği en kötü yorum değilse bile (3 defa boş ol) ikinci en kötü yorumdur ve bunun Kuran’dan hiçbir delili olmadığı gibi, akla ve mantığı da, insani ilişkilerin doğasına da uyan hiçbir tarafı yoktur.

Talak hukuki bir boşanma sürecini başlatan bir işlemdir. Bu süreç tamamlanabilir de vazgeçilebilir de. Bu hukuki işlem başladığı anda aynı tuşa kaç defa basıldığının süreç içinde bir önemi yoktur. Önemli olan bu süreci durduracak bir beyanın olup olmadığıdır. Eğer yoksa boşanma süreci başladığı gibi biter ve ayrılık gerçekleşir. Gerek başlayan sürecin iptal edilmesi gerekse tamamlanmasının ardından, bu ikinci kez son 1 defa daha aynı şekilde tekrar edebilir. Ancak üçüncü defa boşama kararı veya ayrılıktan sonra artık bu ilişkinin modern tabirle toksik bir ilişki olduğundan Allahu Teala dönüşü zorlaştırmıştır. Elbette bu hüllecilik gibi hileli yolları aramayı da pek gerektirmeyecektir. Zira boşanma kararını 3 defa alan kişilerin artık kendileri de olmayacağını fark etmiş olması gerekir. Boşanmayı tabiri caizse zırt pırt, belki de kadına zarar vermeyi amaçlayan erkeği de sınırlandırmış olmaktadır.

Bakara 229’da boşanmada hiç bir şekilde erkeğin mehir olarak veya hediye olarak ne olursa olsun verdiği şeylerden herhangi bir şeyi alması helal değildir denilmektedir. Ancak dikkat edilirse burada bir istisna getirilmekte ve kamu otoritesine eşlerin Allah’ın hududuna riayet etmeyeceklerinden endişe ediliyorsa yani boşanma davası için gelinmiş ve erkek veya kadın tarafı da “ben şu şartla boşanmak istiyorum, gerekçesi de bu diye” bildirmişse yani karşıda ihtilaflı bir evlilik durumu vardır. Bu durumda hakim eğer uygun veya gerekli görürse kadının elindekilerden bir kısmının iade edilmesiyle boşanma sürecini başlatabilir. Esasında bu durum, her işlemde, kamu otoritesinin denetimci, düzenleyici ve gerektiğinde iki taraf adına da karar verebilecek güç varlığının, herhangi bir beyana bile ihtiyaç duymadan ayette doğrudan rol alan bir unsur olarak çıkmasıyla belli olmaktadır. Tabiri caizse her hukuksal sonucu olan işlemde kamu otoritesi orada hazırdır. Belirlenen şartlar ve yol haritası hukukun çizdiği sınırlar içinde devam ediyorsa kamu otoritesi burada sadece gözlemci pozisyonundadır. Ancak bir ihtilaf varsa orada karar merci olarak her an devreye girmeye hazırdır.

فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُ مِنْ بَعْدُ حَتّٰى تَنْكِحَ زَوْجاً غَيْرَهُۜ فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَٓا اَنْ يَتَرَاجَعَٓا اِنْ ظَـنَّٓا اَنْ يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

Fakat eğer yine boşama kararı alırsa, artık (kadın) başka bir eşle nikahlanana kadar ona helal olmaz. O da onu boşama kararı alırsa (ve tamamlanırsa) bu durumda o ikisine günah yoktur eğer Allah’ın hudutlarını koruyacaklarını zannediyorlarsa. Bunlar Allah’ın hudutlarıdır. Allah, bilen bir kavim için onları açıklıyor. (Bakara, 230)

Yukarıda bu konuya değindik. Boşanma sürecini başlatan karar (talak) geleneğin ifade ettiği gibi aynı anda söylenebilen 3 tekrar olmadığı gibi, her ay veya iddet dönemi içinde her temizlik döneminde tekrar tekrar söylenen bir karar da değildir. İster boşanmayla sonuçlansın ister sonuçlanmasın geriye dönüşü olan talak 2 defadır. Üçüncü kez tekrarı halinde artık geriye dönüş yoktur. Ancak kadının başka bir evlilik yapması ve ayrılması halinde mümkündür. Bu gelenekte hülle denilen şey de değildir. Bu hileli bir yöntemdir ancak şunu belirtmekte yarar vardır ki bu hileyi neredeyse zorunlu hale getiren de, yine geleneksel fıkıhtır.

Zira insanların ebediyyen artık bir daha bir kişiyle evlenmedikçe evlenmeyeceğini beyan etmesinin hınç ve kızgınlık dışında hiçbir amacı yoktur. Bu beyanın hiçbir faydası da yoktur. Elbette bu tür söylemler de çirkin görülebilir ancak mesele evliliği sonlandırma iradesidir. Evlilik bittikten sonra bir daha evlenip evlenmeme iradesi değildir. Ancak bu da elbette sınırsız değildir ve olmamalıdır. Nitekim Allah ikiden fazla boşanma girişimi ister sonuçlansın ister sonuçlanmasın, bu durumda artık geriye dönüş için kadının başka bir evlilik tecrübesi yaşamasını ancak bunun da yürümemesi durumunda mümkün hale getirmiştir.

وَاِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍۖ وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَاراً لِتَعْتَدُواۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۜ وَلَا تَتَّخِذُٓوا اٰيَاتِ اللّٰهِ هُزُواًۘ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَمَٓا اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُـكُمْ بِه۪ۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ۟

Kadınlara talak yaptığınızda/boşama kararı aldığınızda bunun ardından da onlar sürelerini doldurduğunda, artık ya onları marufa göre tutun ya da onları marufa göre bırakın. Onların haklarına tecavüz etmek için zarar verme maksadıyla tutmayın. Kim böyle yaparsa kendi nefsine zulmetmiştir. Allah’ın ayetlerini alaya almayın! Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve O’nun Kitab’tan ve Hikmetten size indirdiği şeyleri hatırlayın. O size bununla vaaz ediyor. Allah’tan sakının ve bilin ki, Şüphesiz Allah her şeyi çok iyi bilir. (Bakara, 231)

Bu ayette de görüldüğü gibi erkeğe bir derece hak olarak verdiği boşanma kararından boşanmanın resmiyet kazanacağı son ana kadar vazgeçme hakkı çok şiddetli uyarılar yapılarak kadına zulmetmek, haklarını çiğnemek amacına dönük olmamalıdır. Gerçekten bir pişmanlık ve iyi niyet sebebiyle yapılmalıdır. Ayette bu konuda çok şiddetli ve uzunca uyarılar yapılmıştır. Ayetin sonundaki elbette Allah’ın her şeyi bildiğini bilin şeklinde son söz, adeta insanları bu konuda aldatabilir yanıltabilirsiniz ancak Allah’ı yanıltamazsınız mesajını vermektedir. Elbette sırf kadına zarar vermek maksadının anlaşıldığı durumda Kamu otoritesi durumu Allaha havale edecek değildir. Bu niyete dair güçlü emareler ve kanıtlar varsa yine devreye girecektir.

وَاِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَلَا تَعْضُلُوهُنَّ اَنْ يَنْكِحْنَ اَزْوَاجَهُنَّ اِذَا تَرَاضَوْا بَيْنَهُمْ بِالْمَعْرُوفِۜ ذٰلِكَ يُوعَظُ بِه۪ مَنْ كَانَ مِنْكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكُمْ اَزْكٰى لَكُمْ وَاَطْهَرُۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

Ve eğer kadınlara talak yaptığınızda/boşama kararı aldığınızda bunun ardından da onlar sürelerini doldurduğunda, onların eşleriyle aralarında marufa uygun rızaya dayalı anlaştıkları zaman onları (kadınları)engellemeye çalışmayın. Bu sizden Allah’a ve Ahiret gününe iman edenlere yapılan bir vaazdır. Bu sizin için daha uygun ve daha temizdir. Allah bilir ama siz bilemezsiniz. (Bakara,232)

Önceki ayette boşanmanın imsak yani tutmayla olmasının zarar vermek amacıyla olmaması gerektiği ifade edildikten sonra eğer ayrılıkla sonuçlandıysa eşleriyle yeniden nikahlanmaları konusunda diğer taraflara, engel çıkarılmaması ifade edilmektedir.

Bu ayette buradaki engelin başka bir eşle evlenmesi halinde eski eş tarafından olduğu yönünde de görüşler vardır. Ancak burada "ezvacehunne" ifadesinin eski eşleri anlamında yani onları kastetmesi daha doğrudur. Zaten eski eşin artık boşandığı kadın üzerinde hukuki olarak da, ahlaken de engellemeye çalışması meşru olamaz. Burada sözü edilen kadın tarafıdır. Özellikle bu gibi durumlarda kadının eski eşine dönmemesi konusunda ehli tarafından, kadın psikolojik olarak baskı altına alınabilir. Esasında kadın tarafında/ehlinde bu şüphe ve tereddütlerin olması da doğaldır. Ancak Allah onlar aralarında uzlaşarak ve marufa göre dine ve akla uygun biçimde karşılıklı rıza gösteriyorlarsa bu konuda geniş davranmaları ve yeni bir şansın daha önünün kesilmemesini istemektedir. Elbette evlilik her ne kadar kişilerin rızasına dayansa da ailelerin de buna dönük tutum ve davranışlarının belirleyici bir rolü vardır.

Ayrıca boşanmış ve artık hiçbir hukuki bağı kalmamış olan eski kocanın, bir kadının başka bir erkekle nikah yapmak istemesi halinde hiçbir sözü olamayacağı gibi, kadının başka bir erkekle aralarında rızaya dayalı veya marufa göre bir bağ kurulup kurulmayacağı da onu alakadar edemez. Ne hukuken ne de ahlaken. Ancak kadının ailesinin babasının, kendisine her zaman kucak açan aile fertlerinin, yeni evlilik için kurulacak görüşme ve anlaşmaların nasıl ve ne şekilde işlediği onları ilgilendireceği gibi, bu konuda görüşleri ve tutumları çok önemlidir.

Eski bir kocanın, eşinin başka biriyle evlilik kurmasını engelleyici her türlü söz ve fiili zaten suç kapsamındadır. Üzerinde hiçbir hakkı kalmayan bir kişi konumunda olarak fikir beyan etmesi bile istenmeyecek kişiden, kadının evliliğine mani olacak davranışlar göstermemesini ifade etmeye lüzum yoktur. Ancak bunlar hayatta sıkça karşılaşılan durumlar olduğunu inkar etmiyoruz eski koca olmasına rağmen halen eski karısının hayatında söz sahibi olduğunu sanan zorba insanlar elbette vardır ancak bu kişilerin uyarılmasına veya vaaz edilmesine değil böyle bir davranış karşısında kamunun gerekli yaptırımları sert bir şekilde uygulaması gerekir.

Ayette dikkat edilirse nikahtan bahsedilmektedir ki bu da eski eşle yeni birleşmenin yeni bir nikahla olabileceğini ve şartların yenileceğini ifade eder. Bu ayetin tefsirinde Mehmet Okuyan buradaki engellemenin henüz ayrılığın gerçekleşmediği iddet süresi içindeki durum da olabileceğine dair yorumu tamamen yanlıştır. Zira iddet süresi içinde zaten nikah geçerlidir. Ayrıca erkeğin boşanma kararından iddet süresi içinde kadının ailesinin herhangi bir söz hakkı bulunmadığı eğer bir baskı varsa kadına değil erkeğe yapılmasından söz edilmesi gerekmektedir. Aynı zamanda bu ayet Okuyan’ın 3 talak (iddet boyunca 3 defa) yorumunun da mantıksız olduğunu gösterdiği için böyle bir yoruma ihtimal verdiği anlaşılmaktadır ancak bu sefer de nikah kelimesi unutulmuş veya göz ardı edilmiştir. Yani bu tür yorumlar, yorumda çeşitlilik adına ayet üzerinde gereksiz bulanıklıklar meydana getirmekten başka bir şey değildir esasında.

Yine ayetin sonunda Allah bilir, siz bilemezsiniz ifadesi de kadının ailesi açısından daha anlamlıdır. Zira onlar kadının yeniden aynı adamla evlenerek tekrar sıkıntılar çekmesini arzu etmeyen taraftır. Yani kadını evlilikten aynı kişiyle evlenmemesi için sıkıştırma ihtimali, kadına duydukları koruyucu hassasiyettendir. Onun kötülüğü değil iyiliği istenmektedir. Burada söz konusu edilen eski koca ve kadının yeni bir eşle nikahlanma durumu mevzu bahis değildir.

Bakara 233’de boşanma sonrası emzirme hukuku, çocukların nafakası ve velayet hukukundan bahsetmekte, Bakara 234 ve 235’de vefat eden kişinin hanımının bekleme süresi (4 ay 10 gün) eşi vefat eden kişiyle kurulması muhtemel yeni evlilik hallerinden bahsedildiği için doğrudan konumuzla alakalı olmadığında bu kısımları atlıyoruz.

لَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ مَا لَمْ تَمَسُّوهُنَّ اَوْ تَفْرِضُوا لَهُنَّ فَر۪يضَةًۚ وَمَتِّعُوهُنَّۚ عَلَى الْمُوسِعِ قَدَرُهُ وَعَلَى الْمُقْتِرِ قَدَرُهُۚ مَتَـاعاً بِالْمَعْرُوفِۚ حَقاًّ عَلَى الْمُحْسِن۪ينَ

Eğer kadınlara temas kurmadan ve/veya farz olan (mehri) belirlemeden boşama kararı alırsanız üzerinize bir günah yoktur. Geniş olan imkanına göre yararlandırsın, eli dar olan imkanına göre bir geçimlik vermesi, muhsinler üzerine bir ödevdir. (Bakara, 236)

Bu ayet aynı anda pek çok şeyi ifade ediyor. Öncelikle ayette farz olarak belirtilenin mehir olduğu (bu kavram Kuran’da geçmiyor olsa da kastedilen ücret veya farizasının bu olduğu) bellidir. Bu ayette geleneksel fıkıh “ev” edatını “ve” anlamında kabul etmiştir. Yani cinsel temas yok ve mehir de belirlenmemiş olarak.

Hâlbuki ayet “ya da” diyor. Bunun sebebi ikisinin bir arada bulunmasının zikredilmeye uygun olmaması sebebiyledir. Yani mehir nikahtan sonra belirlenebilir ancak temas veya birlikte yaşam haline girilmeden belirlenmiş olması gerekir. Yoksa nikah kıyılmış temas sağlanmış yani evlilik fiilen başlamış da mehir daha sonra belirlenecek değildir. Böyle bir olasılık saf dışı edilmek için ayette “ev” yani “ya da” edatı getirilmiştir. Özetle ikisi aynı şey olduğu yani olabileceği ifade edilmiştir veya başka bir ifadeyle temas varsa mehir belirlenmiştir. Zaten bir sonraki ayette Bakara 237’de temas yokken yapılan boşamada mehrin yarısı denilmiştir. Burada ise temas yok ve/veya mehir de belirlenmemişse durumu vardır.

Ancak biz de konuyu izah ederken “ve” demek durumunda kaldık. Ancak ayette “veya” denilmektedir. Esasında tefsirlerde kafa karışıklığı yaşanarak “orada “ev” (ya da) diyor ama sen onun vav (ve) anla” şeklindeki anlamanın sebebi pek çok ayette olduğu gibi analitik düşüncenin çalıştırılmaması sebebiyledir. Ya da ifadesi iki koşuldan biri anlamındadır. Ancak bazen bu iki koşuldan biri zaten diğerinin olmazsa olmaz bir parçası olabilir. Yani mehrin belirlenmemiş olması zaten temastan önceki bir durumda ancak mümkündür.

Ayete geri dönersek temas yoksa boşamada günah yoktur. Mehir belirlenmediyse (zaten temas söz konusu değildir) yine günah yoktur. Bu durumda kadın için belirlenecek fayda imkanlara ve örfe göredir.

Yani mehir belli değilse temas yok demektir. Ancak tersi doğru değildir. Yani temas yoksa mehir illa belli değildir, denilemez. Eğer ayette “temas yok ve mehir de belirlenmediyse” deseydi sanki “temas var ama mehir belirlenmemiş” olma ihtimali de söz konusuymuş gibi düşünülmesine sebebiyet verirdi. Bu tercihin sebebi, mantıksal bir zorunluluk kurdurma amacına dönüktür. Zira temasın gerçekleştiği bir evlilikte, mehrin hâlen belirlenmemiş olması makul ve meşru bir ihtimal değildir.

Örneğin söyle bir cümle kurulsa

“Öğretmen derse başlamadıysa veya ders zili çalmadıysa, sınıftan çıkmak saygısızlık değildir.”

Ders zili çalmadan zaten öğretmen derse başla(ya)maz. Ancak ders zili çalmasına rağmen öğretmen sınıfa girmemiş olabilir. Eğer burada “veya” yerine “ve” denilirse de doğrudur. Ancak sanki öğretmenin derse başlaması ders zili çalmadan da imkan dahilindeymiş gibi bir manaya ihtimal verirdi. Bu yüzden “ve” kullanıldığında: “ders başlamış olabilir ama zil çalmamış olabilir?” gibi bir anlam boşluğu doğar.

Ayete geri dönersek temas yoksa boşamada günah yoktur. Mehir belirlenmediyse (zaten temas söz konusu değildir) yine günah yoktur. Bu durumda kadın için belirlenecek fayda imkana ve örfe göredir.

Son olarak şunu ifade edelim. Nikah akdine mehir sonradan belirlenmek üzere şartı konularak başlanabilir. Nikah için illa birlikte yaşamaya başlanması da şart değildir. Ancak temas için gerekli ortamdan önce mehrin belirlenmiş olması şarttır. Çünkü mehrin belirlenmediği ancak temastan sonra bir boşanma şekli Kuran’da hukuki olarak varsayılan bir durum değildir. Elbette böyle bir durum olsa da, Kamu otoritesi çözümsüz kalmaz ve emsal bir mehir/mehri misl tayin eder. Ancak Kuran’ın mehrin olmadığı/farziyetin meydana gelmediği bir temas hali öngörmemiş veya başka bir değişle temas varsa mehrin varlığını beyan edilmese veya eksik kusurlu olsa bile, emsal bir mehrin takdiren var olduğu anlaşılmaktadır.

وَاِنْ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ وَقَدْ فَرَضْتُمْ لَهُنَّ فَر۪يضَةً فَنِصْفُ مَا فَرَضْتُمْ اِلَّٓا اَنْ يَعْفُونَ اَوْ يَعْفُوَا الَّذ۪ي بِيَدِه۪ عُقْدَةُ النِّكَاحِۜ وَاَنْ تَعْفُٓوا اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۜ وَلَا تَنْسَوُا الْفَضْلَ بَيْنَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ

Ve eğer onları (mehir) farz belirlenmiş halde temas kurmadan boşarsanız, onlar için tayin ettiğinizin (mehrin) yarısı vardır ancak onların vazgeçmesi (mehri hiç istememesi) veya nikah akdi elinde olanın (kocanın) tamamını bırakması hariç. Tamamını bırakmanız takvaya daha yakındır. Aranızda lütfu/ihsanı unutmayın/ihmal etmeyin. Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızı görücüdür. (Bakara, 237)

Bu ayette de bir önceki ayette ifade ettiklerimizi tekrar etmeye lüzum yoktur. Ancak ayette özellikle kocayı “nikah akdi elinde olan” kişi olarak tarif etmesi önemlidir. Bu en başından beri ifade ettiğimiz kadının boşanma hakkının bulunmamasını değil akdin tek taraflı feshinin erkek için imkan dahilinde olduğunu ancak bunun da elbette mali olarak bedelinin olacağı fikrinin temel dayanaklarından biridir ki, hükümlerin vaz ediliş tarzı da buna uygundur.

Bu ayetten sonra Bakara 238 ve 239 ayetlerinde namazların titizlikle gözetilmesinden bahsedilmektedir. Bu konuyla alakalı günümüzde pek çok yorumcu tarafından söz konusu edilen salatın, namaz olamayacağını, gerek namazı inkar eden sapkınlar, gerekse de namazın Kuran’daki ehemmiyetini fark edemeyerek, çok da önemli olmayan bir ibadet gözüyle bakan gafiller tarafından dile getirilir olmuştur.

Halbuki Allahu Teala namazı her türlü bağlam savaş, evlilik-boşanma, ölüm, vasiyet gibi pek çok bağlamla birlikte zikretmektedir ve hudutlarının muhafazası için önemli saydığı bir görevdir.

Ayrıca evlilik hayatının sarsıntılı olduğu durumlarda eşine veya boşandığı eski eşine karşı kötülük ve zarar verici davranışlar içine girmesi olası bir durumdur. Aynı zamanda evliliği kötü giden veya eşi tarafından yeterli değeri görmediği düşüncesine sahip insanların fuhşiyyata ya da zinaya düşme tehlikesi daha yüksek olduğu da bir vakıadır. Allah, Ankebut 45’de Namazın kötülük ve fahşadan alıkoyan, men eden bir rolü olduğunu ifade eder. Elbette anlayış kıtlığına sahip aynı kimseler tarafından da bu ayetin, bir gerçekten daha doğrusu realiteden haber verdiği zehabına kapılarak “bakın bu namaz olamaz çünkü namaz kılan pek çok kişi kötülük ve fuhşiyat işlemekte” diye itirazlarına devam etmektedir. “Haberi” olan cümlelerin maksatları üzerinde bu ve önceki makalelerimizde sıkça değindik. Namazın realitedeki durumundan değil, Allah’ın bizden istediği hakiki namazın nasıl olması gerektiğini, hakikaten dosdoğru, samimi ve özen içinde namaz kılanların, namazda ifade ettiklerinin farkına varmaya çalışan gerçek müminler üzerinde bırakması gereken durum ifade edilmektedir. Yoksa ayet mevcut realiteden haber vermekte değil olması gereken gerçeklikten haber vermektedir.

Boşanma ve eşin vefatı gibi durumlarda, evliliğin sarsıntılı ve sıkıntılı hallerinde namaz belki de her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulan, bu tür dönemlerde gevşeklik gösterilmemesi gereken önemli bir görev olarak Rabbimizin hatırlatmasıyla araya konulmuştur. Aslında “konunun namazla ne alakası var” diyeceklere cevap olarak ayetler “namazın hangi konuyla alakası yok” dercesine ardından korku halinde, yani savaş veya saldırı tehdidi durumunda namazın yaya olarak veya binek üzerinde de kılınabileceğini ifade etmektedir. Nitekim talakla ilgili ayetlerin hemen ardından da savaş durumundan ve Talut kıssasından bahis açılmaktadır.

Kuran’da elbette bağlam gözetilmeli ama karşımızda da bir insan sözü olmadığı unutulmamalıdır. Sıradan normal bir zekanın belirleyici olduğu bir ilişki zincirini çoğu zaman Kuran’da bulamayışımız, aradaki bağlantıları yüzeysel değil derinlemesine düşünmemiz gerektiği içindir. Kuran’ı daha iyi anlamak ve bağlantılarını daha iyi farketmek için sürekli olarak seviyemizi arttırmamız gerekir. Karşımızda aklımızın henüz almadığı, kapasitemizin yetmediği durumlar olduğunu fakat daha sonra anladığımız şeylerde, yani bu kitapla yaşadığımız geçmiş tecrübelerimiz bizi bunu öğretmiş olmalıdır. Öncelikle her durumda kendi küçük aklımız ve dünyamıza Kuran’ın uymadığı durumlar karşısında aceleci bir tavır içine girilmemesi gerekir. Bu acelecilik, Kuran’ın kelimelerine kafasına göre/hevasına göre değiştirmeye cüret eden insanları bile ortaya çıkarması, ibretlik vesikası olarak karşımızda durmaktadır.

Bu durum tıpkı gelişmiş bir yapay zeka robotunun insanlara saçma gibi görünen, satranç ustalarının bile bazen işin içinden kolaylıkla çıkamadığı hamlelere karşı yine de kimsenin “bu hamle çok mantıksız” dememesi gibi muhataplarına kazandırdığı bir güvendir. Herkes bilir ki, bu yapay zekanın yaptığı o hamle saçma veya mantıksız değil, bize öyle görünmektedir. Karşımızda insan yapımı bir yapay zeka değil her şeyi bilen, her şeyi yaratan Allah’ın sözleri vardır. Gerçek müminler hayatlarında defalarca tecrübe etmiştir ki pek çok şeyin hikmeti ilk başta değil, tefekkür ettikçe ortaya çıkmakta ve O’nun yüce bir kaynaktan geldiğine her seferinde imanı artmaktadır.

وَلِلْمُطَلَّقَاتِ مَتَاعٌ بِالْمَعْرُوفِۜ حَقاًّ عَلَى الْمُتَّق۪ينَ

Mutallakat/Boşanması için karar verilmiş kadınlar için gerekli geçimlik marufa uygun olarak muttakiler üzerine ödevdir. (Bakara,241)

Burada kastedilenin boşanma tamamlandıktan sonrası için geçimini temin edecek nafaka değil boşanma süreci içindeki kadının durumudur. Bu nafakanın hiç olmamasını gerektirmez. Elbette kişilerin evlilik hayatları boyunca, özellikle de kadınların çocukları ve evi için harcadığı zaman ve emek inkar edilemez. Ancak bu süresiz bir nafakaya dönüştürülemez. Ancak tamamen ve her şartta inkar edilmesi de doğru olamaz. Bu ayette resmen ayrılığın başladığı kadınlardan bahsedilmemektedir. Çünkü kadın çocuk doğuran ve büyüten ve erkeğe göre genellikle ev işlerinde daha çok meşgul olan kişi olarak boşandığında, ihtiyaçlı duruma veya mağdur duruma düşürülmesine müsaade edilemez. Bu türden hak doğuran şeyler evlilik ve boşanma hukukun bir gereği olarak değil emek-hak ilkeleri üzerinden değerlendirilmesi gerekir. Bu mesele boşanmadaki mal bölüşümü ve mirası da ilgilendiren, çok daha kapsamlı ayrıca ele alınması gereken ayrı bir bahistir. Bunlar ayrı bir çalışmanın konusu olacaktır inşallah.

İddet Hesapları:

Bakara suresi ayetlerinde mutallakat olan kadının 3 kur beklemesi gerektiği ifade edilmişti. Bundan sonra bakacağımız ayetlerde (Ahzab 49 ve Talak 1-7) daha ziyade iddet durumları ve iddet şartları için konular detaylandırılmaktadır.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نَكَحْتُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَاۚ فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحاً جَم۪يلاً

Ey iman edenler, mümin kadınları nikahladığınız zaman sonra onlara temas etmeden talak yaptığınızda/boşadığınızda, sizin için onlar üzerinde sayacağınız bir iddet/müddet/süre/sayı yoktur. Onları faydalandırın ve güzel bir salıvermeyle salıverin. (Ahzab, 49)

Bakara suresi 236 ve 237’de temas kurulmadan faydalandırmanın nasıl olacağından bahsedilmişti, Ahzab 49’da ise herhangi bir iddet saymanın mümin kadınlar için gerekli olmadığından ve serbest oldukları beyan edildi.

Bakara suresinde ilgili ayetlerde ve Talak Suresinde birazdan bahsedeceğimiz ayetlerde kadınların dini durumlarından bahsedilmemiştir. Ancak buna rağmen tefsirlerde genellikle bu durum müminlerin öncelikli olduğundan dolayı böyle denildiği şeklinde ifade edilmiştir. Halbuki her kelime tercihi muhakkak çok önemlidir. Burada lafza bağlı kalarak mümin kadınlara özel bir serbestlikten bahsedilmiştir, denilmelidir. Zira iddet sadece ve sadece eşin hamile olup olmadığının anlaşılması üzerine bina edilmiş değildir. Aynı zamanda kişinin kararından dönme imkanını sağlayıcı bir durumu vardır ki bunu Talak suresinin ilgili ayetlerinde daha net göreceğiz. Bu durumda mümin kadınlar için sağlanan bu ruhsat diğerleri için geçerli değildir. Kadın mümin ise temas edilmeden talak varsa artık iddet süresi boyunca dönüş için bekleme şartları onlar için yoktur. Yani bu durumda artık dönüş için mümin kadınla yeni nikah gerekir. Ancak mümin olmayan kadın yine eşinin evinde kalacaktır, iddet süresi sayılacak ve erkek dilerse kararından dönüp boşama kararını iptal edebilecektir. Ancak iki tarafta bunu istemiyorsa bu ayetten de anlaşılacağı gibi mahsur bulunmamaktadır.

Özetle kadın müminse bu şartlarda (temas olmadan talak) iddete devam edip etmemekte, eğer erkek de istiyorsa, kadının insiyatifindeyken, mümin değilse kadın istemese de erkeğin insiyatifindedir.

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَاَحْصُوا الْعِدَّةَۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ رَبَّكُمْۚ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۜ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۜ لَا تَدْر۪ي لَعَلَّ اللّٰهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذٰلِكَ اَمْراً

Ey Nebi, Kadınlara talak yaptığınızda/boşama kararı aldığınızda, onların iddetlerini dikkate alarak talak yapın/boşama kararı alın. Ve o iddeti/süreyi düzgünce hesaplayın. Rabbiniz olan Allah’tan sakının. Onları (kadınları) evlerinden çıkarmayın ve onlar da çıkmasınlar ancak apaçık bir fuhşiyat getirmeleri hariç. İşte bunlar Allah’ın hudutlarıdır. Kim Allah’ın hudutlarını çiğnerse kendi nefsine zulmetmiştir. Sen bilemezsin, umulur ki Allah bundan sonra başka bir iş ortaya çıkarır. (Talak, 1)

Bu ayet doğrudan Nebiye hitapla başlaması manidardır. Bu elbette konunun sadece Nebi’nin (as) kendi şahsıyla ilgili olduğunu göstermez. Zira hemen devamında çoğul sikaya geçilmiştir. Kuran’da resul ve nebi kelimelerinin anlam farkında dair inşallah ayrı bir çalışma yapılacaktır ancak şu kadarını belirtmekte yarar var ki Nübüvvet/Nebilik makamı Allah tarafından seçkinliği ifade etmekle birlikte resul/elçi kavramından farklı olarak ve tebliğden ziyade Allah’ın hükümlerini yaşama ve yaşatma sorumluluğu kapsamında kullanılan bir vasıftır. Dolayısıyla ayette boşanma, iddet ve ayrılığın gerçekleşirken daima kamu otoritesi gözetimi ve denetimi altında olduğunu, gerektiğinde devreye girerek yetki kullandığını ifade etmiştik. Nebi (as) bu konular üzerinde yetkili merci olması, düzenleyici ve denetleyici pozisyonuna vurgu maksadına matuf olduğu düşünülmelidir. Zaten devamında çoğul sikaya geçilerek kadınlara talak yaptığınızda yani boşama kararı verdiğinizde, bunun iddet sürelerini dikkate alınarak yapılması gerektiği emredilmektedir.

İddetlerinin dikkate alınması ifadesi “li” harfi ceri sebebiyledir. Bir eylemin, zamana ait bir durum varsa, onun itibara alınması ve gözetilmesi manası İsra 78’de “ekimus salate li dulukiş şems.../salatı güneşin duluku/batıya kaymasından itibaren ikame et…” ayetinde de benzer biçimde kullanılmıştır. Burada iddetin başlangıcının gözetilmesi gerekmektedir. Yine devamında iddeti ihsa edin yani tam/eksiksiz sayılmasından bahsedilmektedir. Daha önce mutallakat kadınlar 3 kur/temizlik dönemi beklerler denilmiştir. Dolayısıyla talak kararının temizlik döneminin ilk gününde yapılması icab etmektedir. Bu durum boşanma kararının ani, öfkeyle veya fevri bir karar olmasının istenmemesi açısından da önemlidir.

Aynı zamanda talak/boşama kararı +iddet (bekleme süresi) +firak (ayrılık/boşanma veya imsak/tutma/nikaha devam şartlarının takip ve denetimi açısından da bu gereklidir. Boşama kararı iddetin sayımını mümkün kılacak onu ne az ne de fazla yapacak şekilde ayarlanmalıdır. Bu durum, aynı zamanda sadece eşler arasında bir ilişki olmayıp kamu denetimine ve takibine açılarak olması gerektiğini ortaya koyar. Nitekim sonraki ayette iddet sonunda “firak/ayrılık veya imsak/tutma, durum ne olursa olsun 2 adil şahitle tamamlanacaktır. Bu şahitlerin doğru şahitlik yapabilmeleri açısından da gereklidir.

Değerli dostum ve “Kadının Denkliği” kitabının yazarı Muhammed Deniz Geniş hocamızla talak ve iddet ayetleri ile geçmişte uzunca müzakarelerde bulunmuştuk. Doğrusu kendisi vesilesiyle öğrendiğim ve daha önce dikkatimi çekmeyen pek çok meseleye de bu vesileyle öğrenmiştim. İlgili kitabın okunması gerektiğini ve değerli bir çalışma olduğu söylemekle beraber elbette farklı düşündüğüm yerler vardı ve daha sonradan da farklı düşünmeye başladığım konular oldu. Muhammed hocanın kitabı geleneksel müktesabatın boşanmaya ve talak konusundaki, Kuranla alakasız fıkhını anlamak açısından da, olması gereken talak’ın ne olduğu konusunda değerli bir çalışmadır. Bu yönüyle okunmasını tavsiye etmekteyim. Ancak onun bu ayette ve diğer ayetlerde, Muhammed Hocamızın görüşüne göre 3 kur bekleme süresinden bahseden Bakara 228’in kadının, eşinden fiili ayrılığından sonra kendi evinde ya da ayrı bir evde beklemesi gereken süre olup, Talak 1’de bahsedilen iddetin bundan farklı olduğu yönündedir. Bir anlamda kadının boşanma sürecine birlikte aynı evde geçen süreden sonra talak=ayrılık gerçekleşir kadın için başka bir evlilik yapması için gereken 3 kur’/bekleme dönemi başlar. Detaylarına burada girmemiz mümkün değildir. Ancak kitaptan özel olarak bahsetmem bu konularla ilgili yer yer farklı düşünüyor olsak da beni daha fazla düşünmeye sevketmesidir. Ayrıca geleneksel boşanma hukuku ve kavramlarını hızlı ve anlaşılır bir şekilde eleştirel olarak anlatması da ayrıca ufuk açıcıdır.

Talak 1 ayetinde ve diğer ayetlerde her ne kadar bu makalede daha önce belirtilmese de, talaktan önce bir iddet veya mühletin varlığına işaret eden bir durumun olmadığı kanaatindeyiz. Sadece talak kararının iddetin sayımına uygun bir başlangıç veya itibar tarihi olması açısından kadının ilk temizlik gününde/hayızdan çıktığı ilk günde yapılması gerektiği ve bunun bildirilmesinin zorunlu olduğudur. Daha sonra sürenin içinde dönüş kararı varsa veya sürenin sonunda dönüş veya ayrılık kararı kesinleştiğinde de şahitler huzurunda son kararın alınması gerektiğidir.

Burada “Kadının Denkliği” kitabının yazarının üzerinde durduğu bir husus vardır. Bu düşünceyi biz kendi sözlerimizle ifade edelim “Eğer talak boşanma öncesi bir irade ve kararsa, iddet başlayacaktır ve bu iddet istisnai durumlar hariç kadın ve erkeğin aynı evde cinsel temassız bir biçimde geçirecek sürede olacaktır. Nihayetinde en son şahitler gelecek sonra ayrılık kararı verildiyse ayrılık gerçekleşecek ve kadın evden çıkar çıkmaz yeni nikah şartları için hazır olmuş olacaktır.”

Bizim de katıldığımız bu düşünceye, Muhammed Deniz hoca şaibeli durumlar yaratacağı endişesiyle (kısmen haklı bir endişe) katılmamaktadır.

Ancak biz bu konuda bu şaibenin ancak kişilerden kaynaklı olabilecek bir durum olduğu görüşündeyiz. Kişilerin yalan beyan ve aldatıcı davranışları olabilir. Bu durum elbette çirkin ve haksız sonuçlara yol açabilir. Ancak burada bahsedilen hukukun kişilerin adil ve doğru sözlü olduğu üzerine kuruludur. Eğer haklı şüphe veya işaretler varsa elbette kadının evden ayrılması sonrasında da yeni evlilik için tahditler koymaya kamu otoritesi yetkilidir. Örneğin yeni evlenecek kişiler üzerinde yapılacak tıbbi testler veya erkek tarafından karşılanacak masraflarıyla yeni bekleme süresi oluşturulması, bu konuda şüphe veya tereddütleri izale edici her türlü önlem gerektiğinde alınabilir. Daha önce ifade ettiğimiz gibi akit konusu işler üzerindeki serbestiyetlik, mutlak bir serbestiyetlik değildir, olamaz. Kamu otoritesi nesebin korunması temel amacını muhafaza etmek için bazı kısıtlamalar ve uygulamalara mağduriyetler yaşatmadan gidebilir. Örneğin modern tıp sayesinde artık kadının hamile olup olmadığı rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Ancak yanlış anlaşılmasın, Kuran’ın bahsettiği iddet hiçbir suretle değiştirilemez. Talaktan sonra kadının hamile olmadığı, kesin olarak bilinse dahi bu sürelere uyulması zaruridir. Zaten Allah’ın emrettiği iddet için ayetin sonunda da ifade edildiği gibi “olur ya/umulur ki Allah onlar için başka bir iş meydana getirir” diyerek bu sürenin barışma veya uzlaşmayı da sağlayabilecek bir imkan olduğunu beyan etmektedir. Ayrıca modern tıp her şeyi bilemez başka hikmetleri de olabilir. Kadının yeni bir cinsel ilişki için belli bir süre beklemesindeki başka biyolojik ve psikolojik faydaların olması muhtemeldir. Biz bunları tam olarak bilemeyiz, yerine herhangi bir şeyi ikame edemeyiz. Ancak Muhammed Deniz hocanın konuyla ilgili çekinceleri yani ayrılıktan ve evden ayrıldıktan sonra yeni nikah için ilimden ve fenden yararlanarak şaibe ve olası kötü niyetlerin önüne geçebiliriz. Fakat Allah’ın koyduğu sınırlar hiçbir zaman değiştirilemez, dokunulamaz sınırlar olarak kıyamete kadar değişmez niteliktedir.

Bu makalede ilgili kitap hakkında genişçe ele alma şansımız olmadığı için bu makaledeki hususlarla “Kadının denkliği” kitabı arasında farklı görüş ve mukayeseleri okuyucuların takdirine bırakıyoruz. Ancak bu kitabın konuyla ilgili, katılmadığım hususlar bulunsa da, dikkate değer bir eser olduğunu belirtmekte fayda vardır.

Talak 1’de iddetin yani beklemenin kadınların evlerinden çıkarılmaksızın veya kendileri de çıkmadan yapılması emredilmektedir. Elbette olağanüstü durumlar ve açık bir fuhşiyat gibi durumlar bundan müstesnadır. Burada evden çıkarılmamak ya da evden çıkmamak bir odada hapsolmak veya dışarı hiç çıkmamak değildir. Maalesef böyle anlayanlar bile olmuştur. Halbuki ayette evler kadınlara izafe edilmiştir ve evin sahibesi olarak geçimi ve hayatı aynı şartlarda sadece cinsel temastan uzak biçimde olacak şekildedir.

Burada yeri gelmişken, Nisa 34 bağlamında “Kadının Dövülmesi Meselesi” isimli makalede ele alınan kadının veya erkeğin geçici uzaklaşmasının talak süreciyle doğrudan alakası yoktur. Nisa 34 ancak talaka gitmesi muhtemel durumlar içindir. Böyle bir durumda eğer iş geçici uzaklaşmaya kadar giderse, aileler hakem mekanizmasını devreye sokarak eşler arasında uzlaşmayı sağlamaya çalışacaktır. Ancak bunda başarılı olunamazsa bu durumda talak süreci başlayacaktır. Ancak bu durumda da eşlerin geçici ayrılığı biter ve iddeti aynı evde geçirirler. Elbette nüşuzun apaçık bir fuhşiyat şeklinde cereyan etmiş olması müstesna, çünkü böyle bir durumda ya da ithamda eşlerin aynı evde olmasının hiç hayırlı olmayacağı aklen bilinen bir husustur.

فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَاَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَاَق۪يمُوا الشَّهَادَةَ لِلّٰهِۜ ذٰلِكُمْ يُوعَظُ بِه۪ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجاًۙ

Onlar (kadınlar) belirlenmiş sürelerini tamamladıkları zaman, ya onları marufa göre tutun veya marufa göre ayrılın. Ve sizden 2 adil kişi şahitlik etsin. Şahitliği Allah için ayakta tutun. İşte, Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimselere bununla vaaz edilmektedir. Kim Allah’tan sakınırsa, O da ona bir çıkış yolu ihsan eder. (Talak,2)

Yine bu ayete talak+iddet= imsak veya firak şeklindeki sürecin şahitlik kurumu ile yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Bu da yine önceki ayetle de uyumlu bir biçimde “Ey Nebi” hitabıyla başlamasının, konunun Kamu otoritesi tarafını temsil etmesiyle uyumludur.

Talak 3’de bir önceki ayetteki çıkış yolu ve rızık imkanlarının devamından ve Allah’a güvenilip dayanılmasından bahsetmektedir.

وَالّٰٓئ۪ يَـئِسْنَ مِنَ الْمَح۪يضِ مِنْ نِسَٓائِكُمْ اِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلٰثَةُ اَشْهُرٍۙ وَالّٰٓئ۪ لَمْ يَحِضْنَۜ وَاُو۬لَاتُ الْاَحْمَالِ اَجَلُهُنَّ اَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مِنْ اَمْرِه۪ يُسْراً

Kadınlarınızdan hayızdan yana umudu kalmamış olanların iddetleri 3 aydır ve hayız görmeyenlerin de. Hamile olanların süreleri, hamileliğin sona ermesidir. Kim Allah’tan sakınırsa ona işinde kolaylık sağlar. (Talak,4)

Bu ayette hayız durumlarından kesik olan veya kesintiye uğrayan veya hastalık benzeri sebeplerle, olağan dışı durumlarda kadınların bekleme süreleri/iddetlerinin 3 ay olduğu ifade edilmiştir. Burada hayız görmeyenler ifadesi pek çok meal ve tefsir tarafından “henüz hayız görmeyen” denilerek sanki küçük yaştaki kız çocukları da kastediyormuş gibi fıkıh üretilmesi çok büyük bir yanlıştır ama maalesef bu yapılmıştır. Halbuki evlilik çağına gelmiş bir kızın tıbbi bir nedenle hayız olmaması mümkün olabileceği gibi daha önce hayız gören ama sonradan kesilen veya o dönemde hastalık veya tıbbi başka sebeplerle adet döngüleri olmayan kadınların kastedildiği açıktır. Bu konuyla alakalı “Kuran’da evlilik yaşı” isimli makaleye bakılabilir. Yoksa kastedilenler arasında küçük yaşı sebebiyle adet olmayan değildir. Bu çok vahim ve çirkin bir hatadır.

Ayette hamile olanların ise iddet sürelerinin doğum veya düşük her ne sebeple hamileliği bitenler için, sürenin hamilelik sonu olduğu ifade edilmiştir. Bu konuda da 3 aydan öne hamileliği biterse iddeti biter mi bitmez mi şeklinde fıkıhta ihtilaflar yaşanmıştır. Ancak doğru olan zaten bir önceki ayette hayız görmeyenlerin 3 ay beklemesi kıstası olup bu kıstasa hamile olanların da gireceğidir. Yani iddet başlayıp 3 aydan önce hamilelik biterse 3 ayı tamamlanması gerekmektedir. Ortada ikilemde bırakacak bir durum yoktur. Eğer iddetin başından itibaren 3 ay geçen ancak hamile olduğu sonradan anlaşılan veya öncesinde hamile olup hamileliği sona ermeyenlerin süresi hamilelik sonudur.

Konumuzla doğrudan ilişkili olan ayetler burada sona ermiştir.

Buraya kadar ifade ettiklerimizi tekrar toparlayacak olursak

Konu Özeti:

1-Boşanma işlemi daima kamu otoritesinin denetimi ve gerektiğinde kararı altında yürüyen hukuki bir işlemdir.

2-Kuran’da tarafların karşılıklı rıza ve anlaşmaya dayalı boşanmaları için gözetmeleri gereken hususlar sadece iddet süreleri olduğu açıktır. Bunun dışında yükümlülükler ve sorumluluklar zaten karşılıklı rızaya dayalı olarak karar verilmiş olup, bunlar için Kamu otoritesi sadece denetçi ve koşullara uyulmadığı takdirde yaptırım uygulama hakkına sahiptir.

3-Kadının boşanma hakkı olmadığına dönük yorumlar ve eleştiriler tamamen hatalıdır. Kadının boşanma hakkı vardır ancak bu boşamaya erkek razı değilse kamu otoritesi yetkisindedir. Şuan modern cari hukukta da zaten durum bundan farklı değildir.

4-Karşılıklı anlaşmazlık varsa yine bu durumda boşanmanın şartlarını belirleme yetkisi kamu otoritesindedir.

5-Erkek tek taraflı akdi feshetme hakkına sahiptir. Ancak bu tek başına ve gizli değil kamunun denetimi ve gözetimine tabi bir yetki ve hukuk olarak işler. Erkek tek taraflı fesih hakkını Kuran’da belirtilen mali yükümlülükleri karşılayarak ve kadının genel adalet ve hakkaniyet ölçülerine göre haklarını teslim ederek yapabilir. Aynı yetki kadında yoktur. Bu boşanma hakkının değil tek taraflı feshetme yetkisinin tüm mali koşulları kabul etmek kaydıyla erkeğe verilmiş olan yetkidir. Kuran’da boşanma hukuku genellikle bu durum üzerinden anlatılmıştır ki zaten asıl bilinmesi gereken budur. Diğerlerinin hangi koşullara ve yükümlülüklere tabi olacağı bu bilinirse ancak tam olarak anlaşılabilir. Boşanma hakkı ile tek taraflı fesih yetkisi birbirinden farklıdır.

6-Erkeğin kadınla temas kurmaksızın yemin ya da bilinçli uzak durma hali en fazla 4 aydır. bunun tekrar etmesi halinde elbette sürekli eşini yıpratma amacı güdüldüğü için haklı boşanma hakkı doğar. Eğer bu süre 4 ayı bulursa bu durumda otomatikman bu talak hükmü sayılır ve iddet başlar.

7-Talak, öfke anında söylenmiş herhangi bir söz değil, hukuki sonuç doğuran, kayıt altına alınması gereken ve kamu otoritesi denetimine tabi resmi bir beyandır.

8-Talak derhal bir boşama işlemi değil boşanma sürecini başlatan bir kararıdır. Bu kararın bir kere verilmesinden sonra dönüş/imsak veya ayrılık/firak gerçekleşmeden önce kaç defa söylendiğinin bir önemi yoktur. Kur’an’da tek oturumda üç talak veya iddet içinde tekrar edilen üçlü beyan şeklinde bir boşama sistemi bulunmamaktadır.

9-Geri dönüşü mümkün olan talak 2 defadır. Bundan daha fazla her talak yeniden dönüşü imkansız kılar. Ancak kadın başka biriyle evlenir ve boşanırsa, yeniden daha önceki eşine dönebilir. Ancak geri dönüşü olan talak halen 2 defadır. Tekrar boşarsa yine geri dönüşü mümkün olmaz araya başka bir evlilik girmesi gerekir. Özetle erkek ve kadın arasındaki boşama kararı erkek eliyle olsun, kamu otoritesiyle eliyle olsun geri dönüşü mümkün olan talak sadece 2 dir. Talakın “iki defa” oluşu, söz tekrarının sayısını değil; geri dönüş imkânı bulunan ayrı hukuki süreç sayısını ifade eder. Bu sayı herhangi bir şekilde yenilenmez veya sıfırlanmaz.

10- İddet pasif bir bekleyiş değil, kadının süreci aktif biçimde takip edip bildirme yükümlülüğünü içeren hukuki bir gözetim dönemidir.

11-İddet süresinin temel amacı nesebin korunması ve hukuki belirsizliğin ortadan kaldırılması olsa da aynı zamanda barışma ve uzlaşma olanaklarını sağlar. Bunun yanın bilemeyeceğimiz başka hikmetleri de olabilir. Kuran’ın koyduğu süreler tıbbi ve bilimsel gelişmelerle değiştirelemez.

12-Talaktan sonra iddet süresi içinde başında, ortasında veya sonunda erkek dönüş isterse, kadın istemese de iddet sona erer ve boşanma süreci gerçekleşmez. Nikah yenilenmez ancak kocanın bunu kadının kendisine zarar vermek veya onu yıpratmak amacıyla yapması suçtur.

13-Eğer talaktan sonra iddet süresi içinde dönüş yapılmazsa ve ayrılık gerçekleşirse, nikah düşer. Eğer talak birinci veya ikinci talak ise yeniden önceki nikahtan bağımsız bir nikah akdi kurulabilir. Nikahsız birliktelik kurulamaz.

14- Normal hayız gören kadınların talaktan sonra bekleme süreleri 3 kur/temizlik dönemidir. Yani hayızdan sonra başlar. 1. Temizlik dönemi+hayız+2.temizlik dönemi+hayız+3. Temizlik dönemi+ hayız başlangıcı ile iddet biter. Hayızdan kesilen veya bir sebeple hayız görmeyen veya tıbben düzensiz görenlerin süresi 3 aydır. Eğer hamilelik varsa 3 aydan fazla sürebilir ve hamileliğin bitimiyle iddet biter.

15-Temas edilmeden boşama yapılan kadınların mehri belirlendiyse mehrin en az yarısını alır, belirlenmediyse zengin durumuna göre, fakir durumuna göre bedel öder. Kadın müminse iddet beklemek zorunda değildir. Kadın mümin değilse erkek isterse iddet süresi sayılır ve beklenir.

16-Eşleri vefat eden kadınların bekleme süresi 4 ay 10 gündür. Hamile iseler hamileliği bitene kadardır. Çünkü hamile kişi yeni bir nikah akdi kuramaz.

17- Kur’an, temas gerçekleşmiş bir evlilikte mehrin hukuken mevcut olduğunu varsayar; mehrin hiç belirlenmemiş olduğu bir temas hali normatif olarak öngörülmemiştir. Kadının en geç gerdekten önce yani temastan önce mehir bedelinin belirlenmiş olması gerekir.

En doğrusunu Rabbimiz bilir.