Cümle Çeşitleri: İsim Cümlesi ve Fiil Cümlesi
ahmetsogutcu@gmail.com
GRAMER NOTLARI
Ahmet Söğütçü
3/22/202611 min read
Cümle Çeşitleri: İsim Cümlesi ve Fiil Cümlesi
Arapçada cümle yapısal olarak 2 çeşittir. Bunlar İsim cümlesi ve fiil cümlesidir. Bu ayrım, Türkçede yükleminin fiil olmasıyla o cümleye fiil cümlesi, yüklemi isimse cümlenin isim cümlesi olmasıyla alakası yoktur. Daha doğrusu bu konuyu anlamak için Türkçedeki ayrımı unutarak anlamaya çalışmalıyız.
Arapça gramer kitaplarında tarif, genellikle gramer kitaplarında “isimle başlayan cümlelere isim cümlesi, fiille başlayan cümlelere fiil cümlesi denir” şeklindedir. Bu da tam doğru bir ifade değildir. Bu tarif tüm Arapça cümleleri değil, cümlelerin normal dizilimlerine göre yapılmış bir tariftir ki buna göre hatalı değildir ancak muhtemel tüm cümle biçimleri ve üsluplar işin içine girdiğinde tam doğru bir tarif değildir.
Cümleler en temelde iki öğeden meydana gelir. Bunlar farklı adlandırmalarla birlikte aşağı yukarı aynı şeyi ifade eden müsned/müsnedun ileyh (isnat /kendisine isnat edilen) veya bir başka deyişle hüküm/mahkumun aleyh (yargı/hakkında hüküm verilen) veya haber/muhberin anh (haber/kendisinden haber verilen) veya hadis/muhaddesun anh (kendisinden söz edilen)şeklindedir.
Aslında bu her dilde bulunan cümlenin temelidir. Bir cümle varsa mutlaka bir isnat ve bir de kendisine isnat edilen şey bulunur. Ali öğrencidir. Ahmet çalışkandır. Mehmet eve gitti. Kalem sarıdır vb. örneğin Ali bu cümlede kendisine isnatta bulunulan (müsnedun ileyh), öğrencidir ifadesi de isnat edilen şeydir(müsned). Yine Mehmet eve gitti ifadesinde Mehmet kendisine isnatta bulunulan (müsnedun ileyh), eve gitti ise isnat edilen şeydir yani müsneddir.
İsim ve fiil cümleleri hakkında daha doğru bir tanım yapmak gerekirse: Müsned fiil olup (isnad edilen) müsnedun ileyhten önce zikredilirse fiil cümlesi, bunun dışındakiler yani müsnedi fiil cümlesi olup da musnedun ileyhinden sonra zikredilmesi halinde ve musnedi isim (kelime veya kelime grubu) olan ifadelerin tümü isim cümlesidir.
Genellikle Arapçaya yeni başlayanlar için isimle başlarsa isim cümlesi, fiille başlarsa fiil cümlesi ifadesi yeterli ve anlaşılır gibi olsa da, daha sonra bu iki cümle çeşidindeki mantığı anlamakta zorlanıldığı yani neden böyle bir ayrıma gerek duyulduğu konusunda tereddütler oluşturmakta ve buna aykırı durumlarla da karşılaşılmaktadır. Bu durumda yukarıdaki müsned-musnedun ileyh ilişkisi üzerinden yapılan tanımı hatırlamakta fayda vardır. Çünkü cümleler isimle başlasa da bu isim mansup (fethalı) veya mecrur ise (harfi cer+isim) fiil cümlesi olabilir veya isim ve fiil olmayan harflerle de başlayabilir ki bunlar isim cümlesi de olabilir, fiil cümlesi de. Pratikte çoğu zaman işe yarayan “isimle başlayan cümlelere isim cümlesi, fiille başlayan cümlelere fiil cümlesi denir” şeklindeki tarif her zaman doğru sonuçlar vermemektedir. Ayrıca bu tarif Arapça’da isim cümlesi ve fiil cümlesinin hangi temel sebeple ikiye ayrıldığını ifade etmekten uzak ve takdim tehirin (cümledeki bir öğenin cümle içinde öne alınmasına takdim ve geriye bırakılmasına tehir denir) önemini daha ilk başta arka plana atmaktadır.
Yukarıda yaptığımız tarife uygun olarak örnekleri ele alarak daha iyi anlaşılmasını sağlayalım.
Örnekler:
Fiil cümlesi:
ضَرَبَ مُحَمَّدٌ زَيْدًا
Muhammed Zeyde vurdu.
Genel yapılan tanıma göre de, bizim yaptığımız tanıma göre de yukarıdaki cümlenin fiil cümlesi olduğu bellidir. Birinci tanıma göre fiil cümlesidir çünkü cümle isimle değil fiille başlamaktadır. İkinci ce daha doğru olan tanıma göre darabe (vurdu) fiili Muhammed’e isnat edilmiştir. Cümlede “darabe” fiili müsned, “Muhammedun” ise "müsnedun ileyhtir. Müsned eğer bir fiilse, müsnedün ileyhten önce geldiği durumda ona fiil cümlesi denir demiştik ki bu tanıma göre de yukarıdaki cümle fiil cümlesidir.
Fiil cümlelerinin öğeleri: darabe mazi fiil(geçmiş zaman), müfret (tekil), gaib (o), müzekker (eril) olup, faili Muhammeddir, Zeyd ise mefuldür (nesne).
Şimdi bu cümleyi bir de şöyle yazalım:
زَيْدًا ضَرَبَ مُحَمَّدٌ
Zeyde, Muhammed vurdu.
Birinci tanıma göre düşünürsek cümle bir isimle (nesne olduğu için fethalı) başlamış olsa da bu bir isim cümlesi değildir. Çünkü vurma fiili Zeyde değil Muhammed’e isnat edilmiş olup, bu isnat Muhammed’den önce zikredilmiştir. Görüldüğü gibi ikinci tanımımız olan eğer müsned bir fiilse (darabe gibi) ve musnedun ileyhinden (muhammed gibi) önce zikredildiyse fiil cümlesidir şeklindeki tanımımız geçerli ve doğru bir tarif olmaya devam etti. Cümlenin öğelerinde bir değişiklik yoktur. Sadece aynı öğeler söz inceliği sebebiyle yer değiştirmiştir (takdim-tehir). Önceki örnekte bulunan öğelerin aynısıdır.
Şimdi aynı cümleyi isim cümlesi haline getirelim:
İsim cümlesi:
مُحَمَّدٌ ضَرَبَ زَيْدًا
Muhammed, o vurdu Zeyde.
Veya
مُحَمَّدٌ زَيْدًا ضَرَبَ
Muhammed, Zeyde o vurdu.
Yukarıdaki 2 cümleyi isim cümlesi yapan unsur, daha önce de belirttiğimiz gibi müsnedin (isnat edilen şeyin- vurma) müsnedun ileyhten (kendisine isnatta bulunulan-Muhammed) sonra gelmesidir. Bu cümlede Muhammed’e müpteda (çünkü kendisinden haber verilendir) cümlenin geri kalanına da haber denir. Yani isim cümlesinin ilk örneğinde Muhammedun müpteda, geri kalan darabe zeyden ifadesi de haberdir. Aynı şekilde ikinci örnekteki “Muhammedun zeyden darabe” ifadesinde de Muhammedun müpteda, geri kalan zeyden darabe ifadesi haberdir. İsim cümleleri iki öğeden oluşur Müpteda+Haber. Müpteda, kendisi hakkında haber verilen öğedir.
Şimdi isim cümlesine cümle içinde fiil bulunmayan bir örnek verelim.
Müsnedi isim olan bir örnek:
مُحَمَّدٌ مُجْتَهِدُ
Muhammed çalışkandır.
Muhammed müpteda, müctehidun ifadesi haberdir.
Başka bir örnek:
مُحَمَّدٌ في الْبَيْتِ
Muhammed evdedir.
Muhammedun Müpteda, fil beyti ifadesi haberdir.
İsim cümlesi ve fiil cümlesi kurmanın verilen örneklerde imkan verdiği ölçüde manaya taalluk eden farklarını çeviriye yansıtmaya çalıştık ancak bu konu detaylı olarak başka konularda işlenecektir. Yani neden “darabe muhammedun zeyden(fiil cümlesi)” ya da “muhammedun darabe zeyden (isim cümlesi)” kurulur, bunun olası maksatları neler olabilir buna girmiyoruz. Bu bölümde sadece fiil cümlesi ile isim cümlesi olarak cümlenin ikiye ayrılmasının gerekçesini ve örneklerini zikrederek bu iki cümle çeşidini tanıtmak amacındayız.
Cümlelerin neden isim cümlesi ve fiil cümlesi olarak ikiye ayrılmakta ve bu tasnif neden gereklidir?
Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı üzere Arapçada isim cümlesi ve fiil cümlesi ayırımı Türkçedeki ayrıma benzememektedir. Mesele sadece cümlede fiiin bulunup bulunmaması değil fiil veya fiil cümlesinin haber verdiği şeyden önce veya sonra zikredilmesindedir. Bu durum sadece manada ortaya çıkan bir fark da değildir. Birazdan farklı örneklerini de göreceğimiz üzere gramerde de ortaya çıkan farklılıklar sebebiyledir. Yoksa sadece manaya taalluk eden yönü olsaydı cümleyi bu şekilde iki bölüme ayırmaya gerek olmayıp meseleyi sadece takdim – tehir ( önce gelme- sonraya bırakma) açısından ya da belagi açıdan ele almak yeterli olurdu.
Arapça bilindiği gibi fiillerde gizli ya da açık zamirler bulunur. Bu zamirler isimlerin yerini tutar. Ancak fiil cümlelerinde fail açıksa/zahir bir isimse (Muhammed gibi) faile isnat edilen fiillerde zamir ifade edilmez. Yani failin kendisi zaten açıkça varken veya zikredilirken fiilde ona ait zamir fiil cümlelerinde olmaz. Fiil cümlelerinde (fiil cümlesi içinde farklı fiil ve cümle öbekleri de olabilir), şayet fail açıksa/zamirle değil isimle ifade edilmişse, her zaman müfred (tekil) olur. Bu fiil ya tekil müzekker (eril) ya da tekil müennestir (dişil) olur. Fiil cümlesinde failin tekil, ikil veya çoğul olması bu durumda farklılık meydana getirmez. Konu örneklerle daha iyi anlaşılacaktır.
Fiil cümlesine örnekler:
Örneğin:
جَلَسَ الطَّالِبُ
Öğrenci (erkek) oturdu.
جَلَسَ الطَّالِبانِ
İki öğrenci (erkek) oturdu.
جَلَسَ الطَّلَابُ
Öğrenciler (erkek) oturdu.
Fiil cümlesi örneklerinde görüldüğü gibi failin sayıların 3 cümlede farklı olması fiilde bir değişiklik meydana getirmedi. Çünkü failler açıkça zikredildi. Fiiler mazi (geçmiş zaman), müzekker(eril) ve müfred (tekil) olup faili sırasıyla ettalibu, ettalibani ve ettullabu kelimeleridir. Şimdi benzer olarak fiilin müennes gelebileceği örnekleri verelim.
جَلَسَتِ الطَّالِبةُ
Öğrenci (kız) oturdu.
جَلَسَتِ الطَّالِبَتَانِ
İki öğrenci (kız) oturdu.
جَلَسَتِ الطَّالِبَاتُ
Öğrenciler (kız) oturdu.
Görüldüğü bu örneklerde irab (cümle öğe değerlerinden kaynaklı kelimelerin sonunda meydana gelen değişim) aynı olmakla birlikte sadece fiil failinin müennesliği (dişiliği) sebebiyle dişi olarak gelmiş olup, zamirini üstlenmemiş sayısına göre değişmemiştir.
Şimdi aynı ifadeleri müsnedini (isnat edilen fiili) müsnedin ileyhden (kendisine isnat edilen) sonra zikretmek suretiyle isim cümlesi yapalım.
İsim cümlesine örnekler:
Müzekker örnekler;
الطَّالِبُ جَلَسَ
Öğrenci (erkek), o oturdu.
الطَّالِبانِ جَلَسَا
İki öğrenci (erkek), onlar oturdu.
الطَّلَابُ جَلَسُوا
Öğrenciler (erkek), onlar oturdu.
Müennes örnekleri için;
الطَّالِبةُ جَلَسَتْ
Öğrenci (kız), o oturdu.
الطَّالِبَتَانِ جَلَسَتَا
İki öğrenci (kız), onlar oturdu.
الطَّالِبَاتُ جَلَسَنَ
Öğrenciler (kız), onlar oturdu.
Yukarıda görüldüğü fiiller sayılarına uygun zamirler almıştır. Bu zamirler fiilin de failidir. Yoksa isim cümlesinde müpteda teknik olarak fail değildir. Fail bu fiillerde bulunan gizli veya açık zamirler olup bu zamirler gerisindeki müptedaya dönmüştür. (Bunu vurgulamamız cümle tahlillerinde çok önemli bir yer tutacaktır zira müptedaya dönen zamir her cümlede fail olmak zorunda da değildir).
Örneğin ettullabu celesu/” Öğrenciler (erkek), onlar oturdu” ifadesinde ettullabu müpteda, celesu fiil cümlesi olarak haberdir. (her fiil aynı zamanda fiil cümlesidir). Haber olan bu fiil cümlesinde celesu fiilinin faili zamir olarak kabul edilen vav harfidir. Bu zamir çoğul gaib üçüncü kişi zamiridir ve öncesindeki ettullab kelimesine döner. Yine “ettalibu celese / Öğrenci (erkek), o oturdu” ifadesinde ettalibu müpteda olup devamındaki celese fiil cümlesi haberdir. Celese fiilinde fail gizli 3. Tekil şahıs hüvedir. Bu da müpteda olan ettalibu kelimesine döner. Celese ve celeset gibi müfret fiillerde olması gereken zamir (kendisinden sonra zahir bir faili yoksa) gizli olarak var kabul edilir.
Fiil cümlelerindeki fiillerle, isim cümlesindeki fiiller gözden geçirildiğinde, isim cümlelerindeki fiillerde (gizli veya açık) zamir bulunduğu görülecektir.
Fiil cümlesi ile isim cümlesinin gramatik farkına dair başka bir örnek vererek açıklayalım.
Fiil cümlesi:
1.cümle
ذَهَبَ مُحَمَّدٌ
Muhammed gitti.
İsim cümlesi:
2.cümle
مُحَمَّدٌ ذَهَبَ
Muhammed, o gitti.
Görüldüğü gibi yukarıdaki iki cümlede de aynı fiil (müsned) yani gitme işi Muhammed’e (müsnedün ileyh) isnat edilmiştir. Fakat Arapça gramerinde 1.cümleye fiil cümlesi 2. Cümleye isim cümlesi denilir.
Birinci cümlenin irabı:
zehebe fiili gaib/müzekker/mazi bir fiil olup, faili Muhammed’dir.
İkinci cümlenin irabı ise:
Muhammed müpteda olup, zehebe fiili cümlenin haberidir. Cümlenin haberi de fiil cümlesi olup faili gizli hüve zamiridir ve bu zamir Muhammed’e döner. Aslında 2. Cümlenin gramatik manada (teorik olarak) ifadesi şöyledir:
Asıl cümle:
مُحَمَّدٌ ذَهَبَ
Bu ifadenin teorik olarak ifadesi şu konumdadır:
مُحَمَّدٌ ذَهَبَ مُحَمَّدٌ
Veya
مُحَمَّدٌ ذَهَبَ هو
Fakat bu “Muhammedun zehebe muhammedun” denmez zaten zehebe fiilinde fail olarak takdiren gaib gizli bir hüve zamiri vardır, tekrar Muhammed ismini zikretmek gereksiz bir tekrar olur (eğer ekstradan başka bir vurgu amacı veya muhataba ismi tekrar ettirerek elde edilmek istenen başka bir maksat yoksa.)
Yine aynı şekilde “Muhammedun zehebe hüve” denilmez zira aynı gerekçe burada da geçerli olup, “zehebe” fiilinde fail olarak gizli bir gaib hüve zamiri bulunmakta ve bu zamir müpteda olan Muhammed’e dönmektedir.
Bu şekilde bir izah, isim cümlesi ile fiil cümlesi arasındaki gramatik farka dair durumu daha açık hale gelsin diye yapılmıştır. Yani isim cümlesinde zehebe fiilinin faili “Muhammed” kelimesi değildir, “Muhammed” müptedadır, “zehebe” fiilinin faili Muhammed ismine dönen gizli hüve zamiridir. Bunun bilinmesi fiil cümlesi ile isim cümlesi arasındaki temel farkı anlamamız açısından önemlidir.
Ayrıca bir isim cümlesinde haber öğesi (haber müpteda hakkında onunla ilişkili bir yargı veya isnatta bulunur) müptedayla ilgili bir isnad ve haberde bulunmakta olup, bu haber cümlesi fiil cümlesi olursa müptedaya dönen zamirin o fiil cümlesinin faili olmak zorunda olmadığının bilinmesi açısından da çok önemlidir. Çünkü müptedanın haber cümlesiyle (haberin cümle olması durumunda) uyumluluğu açısından Arapça’da aranan şey gizli ya da açık müptedaya dönen uygun bir zamirin bulunmasıdır. Bu nedenle Türkçede özne yüklem ilişkisi fiil cümlelerinde geçerli olmakla birlikte isim cümleleriyle birebir örtüşmemektedir. Her Türkçe cümlede yüklemde bir eylem veya bir haber varsa mutlaka bu eylemin ya da haberin isnadı ya da faili doğrudan özneye döner ancak bu durum Arapça için geçerli bir kural değildir. Örneğin:
زَيْدٌ اَبُوهُ غَنِيٌّ
Zeyd, babası zengindir.
Ya da
زَيْدٌ اَبُوهُ ذَهَبَ
Zeyd, babası gitti.
Yukarıdaki örneklere bakılırsa Türkçe açısından özne yüklem uyumsuzluğundan bahsedilebilir ve cümleler “Zeyd, babası zengindir” değil “Zeydin babası zengindir” şeklinde ifade edilmesi gerekir. Ancak Arapça açısından bu cümlelerde bir bozukluk veya müpteda-haber uyumsuzluğu bulunmamaktadır. Türkçedeki “Zeydin babası zengindir” ifadesinin Arapçadaki tam karşılığı “ebu zeydin ganiyyun” dur. Ancak biz bunu değil “zeydun ebuhu ganiyyun” dedik. Dolayısıyla Türkçe gramer mantığı ile çözümlenmesi sorun olan bir ifade Arapçada gramer bozukluğu olarak kabul edilemez. Peki bir Arap neden “ebu zeydin ganiyyun” (zeydin babası zengindir) demek yerine, “zeydun ebuhu ganiyyun” demektedir? Bu konuya iştigal bahsi altında daha yakından bakılacaktır ancak şunun bilinmesi çok önemlidir. Her dilde olduğu veya olması gerektiği gibi söz diziminde, kelime ve terkiplerde en küçük bir değişiklik manada da değişimi zorunlu kılar. İnsan sözünün eksik, kusurlu, kelam edenin aciz veya bilgisiz olması durumunda bu ince ve küçük farklar ihmal edilebilir. Ancak Kuranı Kerim gibi Allah’ın kelamı olan yüksek bir sözde her ayrıntı, her söz dizimi, kelime ve terkiplerdeki oluşum ve değişim, ihtimallerden pek çoğuna rağmen seçilen/tercih edilen ifadenin farkı ve güzelliği vs çok büyük titizlikle irdelenmeli ve kesinlikle ihmal edilmemelidir. Bu konuyla ilgili bir ayet örneği vererek, yukarıdaki örneklerin izahına geçelim.
وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُنَ
Ve Şairler, onları da Gavinler takip eder. (Şuara 224)
Şimdi yukarıda verilen örneklerin detaylı incelemesine geçelim:
زَيْدٌ اَبُوهُ غَنِيٌّ
Zeyd, babası zengindir.
“Zeydun ebuhu ganiyyun” (Zeyd, babası zengindir.) Bu cümlede “zeydun” kelimesi müpteda, “ebuhu ganiyyun” ifadesi haberdir. Ancak haber (ebuhu ganiyyun) ifadesi de kendi için bir isim cümlesi olup, müptedası “ebuhu” , haberi ise “ganiyyun” dur. Cümle içinde başka bir cümle daha vardır. Bu durumu daha net olarak şöyle ifade edebiliriz.
Zeydun ebuhu ganiyyun: İsim cümlesi / Müpteda (zeydun)+Haber (ebuhu ganiyyun)
Ehubu ganiyyun: İsim cümlesi / Müpteda (ebuhu)+Haber (ganiyyun)
زَيْدٌ اَبُوهُ ذَهَبَ
Zeyd, babası gitti.
Aynı şekilde “zeydun ebuhu zehebe” (zeyd, babası gitti.) ifadesinde “zeydun” kelimesi müpteda olup gerisi haberdir. Haber cümlesi ise müpteda ve haberden oluşan başka bir isim cümlesidir. Bunun müptedası “ebuhu” haberi de fiil cümlesi olan “zehebe”dir. Buraya dikkat edelim. “Zehebe” de bir cümle olup fiil cümlesidir (her fiil, fiil cümlesidir). Faili ise ebuhu kelimesine dönen gizli zamir hüvedir. Yani
zeydun ebuhu zehebe : İsim cümlesi Müpteda (zeydun)+Haber (ebuhu zehebe)
ebuhu zehebe: İsim cümlesi / Müpteda (ebuhu)+Haber (zehebe)
zehebe: Fiil cümlesi/Fiil (zehebe)+Fail (gizli-müstetir zamir hüve)
Bütün bunlar Türkçede özne yüklem ilişkisinin, Arapça isim cümlelerinde tam olarak örtüşmediğini gösterdiği gibi, haberi fiil olan isim cümlelerinde, aslında haberin de ayrı bir cümle olduğunu göstermektir.
Sonuç: Bir cümlenin isim cümlesi mi olduğu yoksa fiil cümlesi mi olduğu gerek manaya taalluk eden yönleri bakımından gerekse de gramerdeki farklılıkları bakımından çok önemli bir tasniftir. Gramere taalluk eden yönü özetle ifade edilmiş olsa da manaya taalluk eden kısmına sadece değinilmiş olduğunu hatırlatmak isteriz. Bu konuda daha geniş bir anlatım bir fiil cümlesi yerine neden isim cümlesinin kurulabileceği hakkındaki bahis müptedanın fiile takdiminde sunulmaya çalışılacaktır.

Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
kuranevreni610@gmail.com
