Ezan ve Nida Kelimelerinin Anlamları Üzerine
kuranevreni610@gmail.com
KURBAN MECID
Kurban Mecid
6/30/20265 min read
EZAN ( اذان ) ve NİDA ( نداء ) KELİMELERİNİN ANLAMLARI ÜZERİNE
Kuranda geçen bu iki kelimenin Hac suresi 27. Ayet ve Cuma suresi 9. Ayet bağlamında anlam farklılığını değerlendireceğiz.
وَأَذِّن فِي ٱلنَّاسِ بِٱلۡحَجِّ يَأۡتُوكَ رِجَالٗا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِرٖ يَأۡتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٖ٢٧
“İnsanlar arasında haccı ilan et ki gerek yaya olarak gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler” (Hac suresi, 27)
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَوٰةِ مِن يَوۡمِ ٱلۡجُمُعَةِ فَٱسۡعَوۡاْ إِلَىٰ ذِكۡرِ ٱللَّهِ وَذَرُواْ ٱلۡبَيۡعَۚ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرٞ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ٩
Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. (Cuma suresi, 9)
Ezan kelimesi Sözlükte “bildirmek, duyurmak, çağrıda bulunmak, ilân etmek” mânasında bir masdardır. (İslam Ansiklopedisi)
Nida kelimesi İsfahaniye göre “Sesin yükselmesi anlamındadır. Bazen salt anlamda sese de nida denir. Bir mana taşıyan ve bir şeyin anlaşılmasını sağlayan sözlere de nidâ adı verilir.” Sözlükte Seslenmek, çağırmak, bağırmak, ezan okumak. Uzaktan uzağa seslenmek, sözü anlaşılmamak anlamlarına gelir.
Baktığımızda ortak anlamları olmakla birlikte ayetleri yakından incelediğimizde bazı anlam nüanslarına ulaşmak mümkündür.
Ezan kelimesini ele aldığımızda onun üzün (kulak) kelimesiyle bağlantılı olduğu anlaşılır.
وَلَقَدۡ ذَرَأۡنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرٗا مِّنَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِۖ لَهُمۡ قُلُوبٞ لَّا يَفۡقَهُونَ بِهَا وَلَهُمۡ أَعۡيُنٞ لَّا يُبۡصِرُونَ بِهَا وَلَهُمۡ ءَاذَانٞ لَّا يَسۡمَعُونَ بِهَآۚ أُوْلَٰٓئِكَ كَٱلۡأَنۡعَٰمِ بَلۡ هُمۡ أَضَلُّۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡغَٰفِلُونَ١٧٩
“Ant olsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (Araf, 179)
Buradan hareketle Ezanın bir haberin karşı tarafa duyurulması anlamına geldiğini söyleyebiliriz. Haberi duyuranın O haberle ilgili karşı taraftan şahsi bir ihtiyacının karşılanması beklentisi yoktur. Müezzinin yaptığı genel bir ilan ve duyurudur.
Ayette de görüleceği üzere Ezan insanlara ulaştırılması gereken bir haberdir. İnsanlar bu duyuruya göre davranışlarını belirlerler.
وَأَذَٰنٞ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلنَّاسِ يَوۡمَ ٱلۡحَجِّ ٱلۡأَكۡبَرِ أَنَّ ٱللَّهَ بَرِيٓءٞ مِّنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ وَرَسُولُهُۥۚ فَإِن تُبۡتُمۡ فَهُوَ خَيۡرٞ لَّكُمۡۖ وَإِن تَوَلَّيۡتُمۡ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّكُمۡ غَيۡرُ مُعۡجِزِي ٱللَّهِۗ وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ٣
Hacc-ı ekber gününde, Allah ve Resûlünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü, Allah’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakabilecek değilsiniz. İnkârcılara, elem dolu bir azabı müjdele! (Tevbe, 3)
فَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمۡ جَعَلَ ٱلسِّقَايَةَ فِي رَحۡلِ أَخِيهِ ثُمَّ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ أَيَّتُهَا ٱلۡعِيرُ إِنَّكُمۡ لَسَٰرِقُونَ٧٠ قَالُواْ وَأَقۡبَلُواْ عَلَيۡهِم مَّاذَا تَفۡقِدُونَ٧١
Yûsuf, onların yüklerini hazırlatırken su kabını kardeşinin yüküne koydurdu. Sonra da bir çağırıcı şöyle seslendi: “Ey kervancılar! Siz hırsızsınız”. Yûsuf’un kardeşleri onlara dönerek, “Ne yitirdiniz?” dediler. (Yusuf, 70-71)
Burada müezzin kervana hırsızlık olayını duyurmaktadır. Kervancıların olaydan haberinin olmadığı, müezzine ne kaybettiniz diye sormasından anlaşılıyor. Bu duyurudan sonra kervan adeta resmi bir devlet memurunun bilgilendirmesini dikkate alarak hareket etmiş kervanının aranmasına karşı çıkmamışlardır.
Nida kelimesinde seslenilen tarafa hemen cevap bekleyen bir talep bildirme durumu vardır.
وَهِيَ تَجۡرِي بِهِمۡ فِي مَوۡجٖ كَٱلۡجِبَالِ وَنَادَىٰ نُوحٌ ٱبۡنَهُۥ وَكَانَ فِي مَعۡزِلٖ يَٰبُنَيَّ ٱرۡكَب مَّعَنَا وَلَا تَكُن مَّعَ ٱلۡكَٰفِرِينَ٤٢
Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma” diye seslendi. (Hud,42)
Nuh (as)’ın oğluna nidası sadece bir haber verme ya da bilgilendirme değildir. Ayrıca ondan olumlu cevap vermesini bekleyerek bir talepte bulunma durumu vardır. Oğlu bu talebe olumlu ya da olumsuz cevap verebilir. Oğlunun olumsuz karşılık vermesi üzerine Nuh (as) Rabbine nida etmiş ve ondan bir talepte bulunmuştur.
وَنَادَىٰ نُوحٞ رَّبَّهُۥ فَقَالَ رَبِّ إِنَّ ٱبۡنِي مِنۡ أَهۡلِي وَإِنَّ وَعۡدَكَ ٱلۡحَقُّ وَأَنتَ أَحۡكَمُ ٱلۡحَٰكِمِينَ٤٥ قَالَ يَٰنُوحُ إِنَّهُۥ لَيۡسَ مِنۡ أَهۡلِكَۖ إِنَّهُۥ عَمَلٌ غَيۡرُ صَٰلِحٖۖ فَلَا تَسَۡٔلۡنِ مَا لَيۡسَ لَكَ بِهِۦ عِلۡمٌۖ إِنِّيٓ أَعِظُكَ أَن تَكُونَ مِنَ ٱلۡجَٰهِلِينَ٤٦
Nûh, Rabbine seslenip şöyle dedi: “Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va’din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin”. Allah, “Ey Nûh! O, asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim” dedi. (Hud, 45-46)
Fakat bu talep meşru bir talep olmadığından olumsuz karşılanmıştır.
Cehennem ashabının cennet ashabına nidasına bakalım;
وَنَادَىٰٓ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ أَنۡ أَفِيضُواْ عَلَيۡنَا مِنَ ٱلۡمَآءِ أَوۡ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُۚ قَالُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ٥٠
Cehennemlikler de cennetliklere, “Ne olur, sudan veya Allah’ın size verdiği rızıktan biraz da bizim üzerimize akıtın” diye çağrışırlar. Onlar, “Şüphesiz, Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır” derler. (Araf, 50)
Burada da Cehennemdekilerin cennettekilere nidası onlardan özel bir talebinin olduğunu gösteriyor. Fakat bu talep meşru bir talep olmadığından olumlu karşılık bulmamaktadır. Nida kelimesiyle meşru bir talepte bulunulduğunda olumlu cevap verildiğine örnek verecek olursak yine Nuh (as)’ın nidasını gösterebiliriz.
وَنُوحًا إِذۡ نَادَىٰ مِن قَبۡلُ فَٱسۡتَجَبۡنَا لَهُۥ فَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِيمِ٧٦
(Ey Muhammed!) Nûh’u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan (tufandan) kurtarmıştık. (Enbiya, 76)
Aynı şekilde Zekeriyya (as)’ın nidasına da olumlu cevap verilmiştir.
وَزَكَرِيَّآ إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥ رَبِّ لَا تَذَرۡنِي فَرۡدٗا وَأَنتَ خَيۡرُ ٱلۡوَٰرِثِينَ٨٩ فَٱسۡتَجَبۡنَا لَهُۥ وَوَهَبۡنَا لَهُۥ يَحۡيَىٰ وَأَصۡلَحۡنَا لَهُۥ زَوۡجَهُۥٓۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ يُسَٰرِعُونَ فِي ٱلۡخَيۡرَٰتِ وَيَدۡعُونَنَا رَغَبٗا وَرَهَبٗاۖ وَكَانُواْ لَنَا خَٰشِعِينَ٩٠
Zekeriya’yı da hatırla. Hani o, Rabbine, “Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın” diye dua etmişti. Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisine Yahya’yı bağışladık... (Enbiya, 89-90)
Buradan şu neticeye varabiliriz; Nida, içinde bulunulan duruma göre olumlu ya da olumsuz karşılık verilmesi gerekli olan bir talebi (dua) belirtir. Nida eden (talepte bulunan) nida edilenden bir istekte bulunmuş ve cevap beklemektedir. Fakat ezan da müezzin bir haberi sadece duyurmakla görevlidir. Haberi ilettiği kişi ya da kişilerden şahsi bir beklentisi yoktur. Ancak haberi duyanlar, bundan bir netice çıkararak gereğini yaparlar ya da yapmazlar.
Araf 44. Ayette iki kelime de kullanılmaktadır.
وَنَادَىٰٓ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِ أَصۡحَٰبَ ٱلنَّارِ أَن قَدۡ وَجَدۡنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقّٗا فَهَلۡ وَجَدتُّم مَّا وَعَدَ رَبُّكُمۡ حَقّٗاۖ قَالُواْ نَعَمۡۚ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنُۢ بَيۡنَهُمۡ أَن لَّعۡنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلظَّٰلِمِينَ٤٤
Cennetlikler cehennemliklere, “Rabbimizin bize va’dettiğini biz gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin va’dettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslenirler. Onlar, “Evet” derler. O zaman aralarında bir duyurucu, “Allah’ın lâneti zalimlere!” diye seslendi. (Araf, 44)
Cehennemdekiler cennettekilere Allah’ın vadettiklerini bulup bulmadıklarını öğrenmek için (talep) bir soru yöneltiyorlar. Karşılığını alıyorlar. Seslenen (münadi) kendisine seslenilenden (münada aleyhi) bir ihtiyacı dolayısıyla bir talepte bulunmuştur. Kendisine seslenilenin bu talebi görmezden gelmesi olmaz. Olumlu ya da olumsuz bir cevap vermesi gerekir. Sonra bir müezzin Allah’ın lanetinin zalimlere olduğunu (haber) bildirmektedir. Burada müezzin kendisine seslenilenlerden bir cevap beklememektedir. Sadece duyurusunu yapmaktadır. Kendisine seslenilenlerin müezzine bir karşılık vermeleri beklenmez. Ancak duydukları haber mucebince davranıp davranmamalarına göre sorumlu olurlar.
Sonuç:
Başta da belirttiğimiz üzere Cuma suresi 9. Ayete gelecek olursak;
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَوٰةِ مِن يَوۡمِ ٱلۡجُمُعَةِ فَٱسۡعَوۡاْ إِلَىٰ ذِكۡرِ ٱللَّهِ وَذَرُواْ ٱلۡبَيۡعَۚ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرٞ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ٩
Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. (Cuma suresi, 9)
Ayet-i kerimede cuma namazı için "ezan okunduğunda" ifadesi yerine, edilgen (meçhul) sigada "nida edildiğinde" ifadesi tercih edilmiştir. Nida kavramının doğası gereği, burada müminlerden anlık ve mutlak bir icabet/cevap beklenmektedir. Çağrı meşru ve anlık bir eyleme (namaza ve ticareti bırakmaya) yönelik olduğu için, bu nidayı işiten müminin çağrıyı cevapsız bırakması sorumluluk doğurur.
Hac suresi 27. Ayette ise hac ibadetine çağrı Ezan kelimesiyle belirtilmiştir.
وَأَذِّن فِي ٱلنَّاسِ بِٱلۡحَجِّ يَأۡتُوكَ رِجَالٗا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِرٖ يَأۡتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٖ٢٧
“İnsanlar arasında haccı ilan et (ve-ezzin) ki gerek yaya olarak gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler” (Hac suresi, 27)
Hac ibadetine çağrı yapılırken nida yerine ezan kökünün seçilmesi oldukça manidardır. Ayette haccın insanlara duyurulması anlık olarak icabet edilmesi gerekliliğini değil belki zamana yayılan, mali ve bedeni şartlara (istitaat) bağlı evrensel bir ibadet olduğunun ilandır. İbrahim (as), Beytullah’ın yerini tespit edip inşa ettikten sonra tüm insanlığa doğru ibadet merkezinin burası olduğunu duyurmuş (ilan etmiş/ezan okumuş), insanlar da bu genel duyuruya göre kendi imkanları ölçüsünde (yaya veya binek üzerinde) icabet etmeye devam etmişlerdir.
Allah en doğrusunu bilendir.

Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
kuranevreni610@gmail.com
