Hırsızın Elinin Kesilmesi Ayeti Hakkında İtirazi Sorular ve Cevapları

ahmetsogutcu@gmail.com

AHMET SÖĞÜTÇÜ

Ahmet Söğütçü

11/17/202510 min read

وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَا جَزَٓاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنَ اللّٰهِؕ وَاللّٰهُ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ ﴿٣٨﴾

Hırsız erkek ve hırsız kadın; Allah’tan caydırıcı bir ceza olarak her ikisinin de ellerini kesin. Allah Azizdir, Hakimdir. (Maide,38)

فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ ظُلْمِهٖ وَاَصْلَحَ فَاِنَّ اللّٰهَ يَتُوبُ عَلَيْهِؕ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ ﴿٣٩﴾

Her kim zulmünden sonra tevbe eder ve ıslah olursa, Allah tevbesini kabul eder. Şüphesiz Allah Gafurdur, Rahimdir. (Maide,39)

1-SORU: Baştaki isimler tesniye olarak gelmişken, dönen zamir ve fiiller tesniye (ikil) olduğu halde, "eydiyehuma" neden cemi (çoğul)? Burada el kesmenin olmadığını kanıtı değil mi ya da 1 el değil 2 kişinin en az 3 eli kesilmelidir.

CEVAP: Çünkü başta sayılan isimler cins isimlerdir. Cins isimler, erkek hırsız ve kadın hırsız şeklinde iki grubu ifade ediyor. Lafzına itibarla tesniye, manasına itibarla cemi geliyor. Eğer sadece tesniye gelseydi, cins isim olduğu anlaşılmayabilir, belirli iki kişiden, onlara özgü bir uygulamadan bahsedildiği düşünülebilirdi. Böyle gelmemesi, gramatik yönden daha keskin ve nettir.

***

2- SORU: Diyelim ki yukarıdaki izah edildi; bir tane elin kesileceği nereden çıkıyor? Abdest ayetinde "ellerinizi, ayaklarınızı yıkayın" emrini bir tanesini almak kadar saçma olmaz mı? Emir net: "ellerini kesin"; emir tam yerine getirilmemiş olmaz mı?

CEVAP: Hangi elin kesileceği ayette belirtilmiyor. Burada karar mercii otoritedir. Hırsızın dileğine de bırakılabilir, sağlak ve solak olmasına göre daha az kullandığı el de kesilebilir. Abdest ayetinde "ellerinizi ve ayaklarınızı yıkayın" derken kimse tek el veya ayak anlamaz. Hiçbir dilde "ellerini ayaklarını yıka" şeklinde bir emir, tek uzvu ifade etmez. Hırsızlık emrinde de iki el alınamaz, çünkü bir emirle asgari olan tatbik edilir. Örneğin çok sayıda hırsız için "Hırsızların elleri kesildi mi?" sorusuna, bir eli kesildiyse "evet, kesildi" cevabı verilir. Asgari olanı farzlarda yerine getirmek kuraldır. İki el kesmek, hırsıza zulüm olur; çünkü bir el kesildiğinde de Allah'ın emri yerine getirilmiş olacaktı.

***

3- SORU: Kadın hırsız neden zikrediliyor? Tüm müktesabat ve hırsızın elini kesmeyi iddia edenler, "ves-sarikatu" lafzını ayette dekor olarak görmüşler. Diyelim kadın zikredilmeseydi, hüküm başka türlü mü anlaşılacaktı? Sadece erkek hırsızın elinin kesilmesi gerektiğini hiç kimse anlamayacağı halde el kesme olduğunu iddia edenler, bu lafzı boşa çıkarmakta değil mi?

CEVAP: Bu itiraz, el kesme yerine başka bir şey ikame etmeye kalkanlara da sorulmalı; ancak onların bir cevabı yok. Halbuki el kesme dışında da bir ceza verilirse, kadın ve erkek aynı şartlar altında olmayacağından onları ayrı ayrı zikretmeye gerek yoktur. Örneğin, hapis cezası veya başka tür cezalarda mutlaka cinsiyet farkı gözetilmesi gerekir; kadının emzikli çocuğu, hamilelik ve mahremiyet gibi sebeplerle. Allah, kadını da özellikle bu ayette zikrederek aynı hükmün tatbik edilmesini murad ediyor ki bu da cezanın el kesme olduğunu daha da pekiştiren bir durumdur. Eğer sadece erkek zikredilseydi, kadınlara bu cezanın verilmemesi gerektiği, onlara başka tür cezalar gerektiği düşünülebilirdi. Çünkü ifade müzekker olacaktı ve kadına uygulanamayacağı iddia edilebilecekti. Arapçada kelimeler müzekker ve müennestir eğer kesin bir karine yoksa müzekker için ifade edilen bir şeyin kadını da kapsadığı ifade edilemeyecekti. Allah bu kapıyı da kapatıyor ki ifadede hiçbir eksiklik, boşluk olmasın.

***

4- SORU: Madem bu el kesmedir, "cezaen" ifadesi ne anlatıyor? Burada el kesme deniliyorsa bunun kazandıklarına karşılık bir ceza olması nasıl izah edilecek? Yine bu lafzın burada bulunması da ayetin anlaşılmasına boşa çıkartılan ifadelerden biri. Bir suça verilen cezanın ceza olduğunu ifade etmek gereksiz bir tekrar değil mi?

CEVAP: Hayır, gereksiz bir tekrar değil. Tam tersi, burada bir cezadan değil, bir tedbirden söz edilebileceği ihtimalini tamamen ortadan kaldırmak için vardır. Nitekim hırsızın elini kesmekten değil gücünü kesmek olarak algılayanlar bunun suça karşılık verilen bir ceza yerine hırsızın imkanlarını azaltmaya dönük bir tedbir olarak algılamaktadır. Halbuki ceza, bir suça ve iyiliğe karşı yapılan karşılıktır. Ayette suçla mücadele, suçu azaltmaya dönük toplumsal icraattan değil, bir suça karşılık verilen bir cezadan bahsediyor ki "ellerini kesin" ifadesini başka türlü anlamaya imkân bırakmayan bir ifadedir. Nitekim "kazandıkları", yani kesb ettiklerine/suçlarına karşılık olduğunu beyan etmesi, burada söylenenin toplumsal bir tedbir ve sosyal bir proje değil, kesin olarak bir suça verilen karşılık olduğunu teyit eder. Ayrıca hırsızlıkla mücadele ve engelleme tüm hukuk sistemlerinde ve rejimlerinde olan bir şeydir. Eğer burada bundan bahsediyorsa bu ayet olmasaydı bu zaten bizim bileceğimiz bir şey olurdu. Yani ayet birilerinin iddia ettiği gibi "hırsızlıkla mücadele ve engellemeye dönük çalışmalar yapın" diyorsa aslında hiçbir şey söylememiş olurdu. Çünkü bunu bilmek için ayete gerek olmazdı. Eğer ayet sizin iddia ettiğiniz gibi hırsızın gücünü kesin demiş olsaydı aslında ayetin tamamı gereksiz bir emir haline gelirdi. Çünkü hırsızlığın kötü ve ceza verilmesi, önüne geçilmesi için mücadele edilmesi gereken bir suç olduğunu bilmek için Maide 38. Ayete ihtiyaç yoktur.

***

5- SORU: "Nekel" kelimesine caydırıcı ceza manası veriliyor. Halbuki ayette ceza zaten var; ceza ama caydırıcı bir ceza olarak bedel getirilmiş. Halbuki bedel ifadeleri, bir lafız ile tam olarak ne kastedildiğini ifade etmeye yarar. Kazandıkları sebebiyle ceza olarak Allah’tan bir caydırıcı ceza olarak. Biri diğerini açan bir ifade yok burada. Nekel, ceza ile neyin kastedildiğini, nasıl bir ceza olduğunu ifade etmeyecekse o ayette ceza kelimesi de gereksiz bir tekrardan ibarettir.

CEVAP: Evet, "bedel"dir ama bedeller önceki ifadedeki kapalılığı açmak ya da bir vurguyu öne çıkartmak için de kullanılır. İnsanlar arasında söz, hedefini tam tutturamama ihtimaline karşı "bedel" kullanılır. Ancak Kur'an gibi net bir ifade tarzı olan bir metinde, bedel ifadeleri bir vurguyu güçlendirmek için kullanılır. Nitekim "Allah’tan bir nekel" diyerek, bu cezanın Allah’tan ibret verici, caydırıcı bir ceza olduğunu ifade etmiş olur. Hırsızlığa karşı verilen el kesme hükmünün ağır ve korkutucu bir ceza olduğuna kuşku yok. Bu, cezanın hikmetinin Allah'tan geldiğini ve Allah’ın hükmünün büyüklüğünü teyit eden bir ifadedir.

***

6- SORU: Hırsızlık tekrar edebilecek bir eylemdir. Elleri kesilen birinin, hadi ikinci elini de kestiniz, üçüncü defa neresini keseceksiniz?

CEVAP: Eli kesilen bir insan tekrar hırsızlık yaparsa, başka cezalar verilmesinin önünde bir engel yoktur; çünkü bir kere el kesilmesiyle Allah’ın emri tatbik edilmiştir. Zaten ayette, hırsızın (yani meslek haline getirmiş kişilerin) eli kesilmesinden bahsediyor. Elbette böyle kişiler yeniden hırsızlık yapma ihtimali taşır. Ancak Allah’ın emri zaten yerine getirilmiştir: bir eli kesilmiştir. İkinci eli kesmek gerekmez. Bundan sonra o kişiye ne yapılacağı, meşru otorite tarafından belirlenir (örneğin hapis, ağır işlerde çalıştırma vs.). Zira hırsızın eli 1 kere kesildiğinde hırsızın eli emredildiği gibi kesildi mi sorusuna evet kesildi cevabı verilebilir. Bu yüzden bu itiraz yersizdir.

***

7- SORU: Kur'an'da hırsızlık vakasının gerçek bir hırsızlık olmasa da anlatıldığı tek yer Yusuf suresi. Buradaki kardeşlerin hırsızlığın cezası nedir sorusuna verdikleri cevabın yalan olabilmesi mümkün değil. Onların burada yalan söyleme imkanları yok. Zaten muktesabat bunu değişen şeriat kavramıyla izah etmiş. Yakub’un (as) şeriatındaki hırsızlık cezasının Muhammed’de (as) aynı olmadığını tüm müfessirler kabul etmiştir. Bu ise Kuran’a dayanmayan rivayet ve israiliyyata dayanan bir görüş olarak kabul edilemez.

CEVAP: Yakub’un (as) oğullarının uygulamasında, şeriat onların alıkonulmasını gerektiriyordu. Bu doğrudur. Ancak Maide 38. ayette, "hırsız" anlamına gelen "sârik" ismi fail ile gelmektedir ve bu, meslek edinen, ıslahı mümkün olmayacağı belli kişilere tatbik edilmektedir. Ellerini kesin diyen ayette, "men yesrik faktau eydiyahum" (kim hırsızlık yaparsa ellerini kesin) şeklinde bir ifade yer almamaktadır. "Sârik", hırsızdır, yani geçimini hırsızlığa dayandıran kişidir. Bu yüzden Yusuf suresindeki ilgili ayet, her çalana el kesme cezası değil, bunu meslek edinmiş kişilere karşı uygulanacağını gösterir. Müktesabatın bu konudaki zaafları veya eksikleri olabilir; ancak Maide 38’deki hüküm, aslında her çalana değil, her türlü cezaya rağmen bu yola devam eden kişilere tatbik edilecektir.

***

8- SORU: El kesme, geri dönüşü olmayan, pişmanlığın fayda vermeyeceği bir uygulama. 20’li yaşlarında önüne geçilemez, ıslah olmaz bir hırsızın 40’lı yaşlarda değişmeyeceğini bilemeyiz. Hayatı boyunca kişi buna mahkûm etmek akıl ve vicdan dışıdır. Ayrıca şiddet içermeyen bir eyleme şiddet içerikli bir ceza mantıklı değildir.

CEVAP: Bu, sadece hırsızın penceresinden yapılan bir yorumdur ve mağdurları ile toplumun fesada uğramasını dikkate almayan keyfi bir çıkarımdır. Neyin vicdani ya da akıl dışı olduğunu öncelikle Allah belirler. Bir kişi, yaptığı suçun cezasını çektikten sonra horlanamaz. Cezası çekilen suç yüzünden insanlar, ömür boyu damgalanamaz ve her zaman topluma kazandırılmaya çalışılır. Ayrıca zina suçunda şiddet yoktur ama cezası şiddettir. Hırsızlık, hiçbir şiddet içermeyen bir eylem olarak yapıldıysa bile "şiddet bulunmayan bir eyleme şiddet cezası verilemez" demek, Kur'an’a uygun olmayan bir çıkarımdır.

***

9- SORU: Maide 39’da "tevbe eder ve ıslah olursa" deniyor. Bu ayeti de ulemanın büyük çoğunluğu ahirete hamletmiştir. Bunun sebebi, cezanın el kesme türünden bir ceza olmasıdır. Ayrıca ıslah olmak bir süreç gerektirir. Kişi bugünden yarına ıslah olmaz. Bir kişi kısa zamanda da ıslah olabilir, bir süreçle de, 10 senede de. Bunun süresini kimse bilemez.

CEVAP: Bunlar tamamen boş itirazlardır. Eli kesilen ve hırsızlığı meslek edinmiş kişi, tevbe ederse Allah onu affeder. Bu, insanların geçmişiyle yargılanmaması gerektiğini gösterir. Zaten Maide 38’deki ifade tüm suçlar, günahlar için gerçerli bir ifadedir. Bu sadece hırsızlık için değil tüm suçlarda geçerlidir. Kim hangi suçu işlerse işlesin, cezası ne olursa olsun işlediğinden dönerse, ıslah olursa Allah onun tevbesini kabul eder. Allah’ın gafur ve Rahim olması sadece bu konuyla alakalı değildir. Ancak bu genel kuralın bu ayette zikredilmesinin hikmeti cezayı iptal etmek için değil, hırsızlık cezasındaki kalıcı iz sebebiyle kişinin ömrü boyunca pişman olduğu, ıslah olduğu suçla damgalanmaması içindir. Yani tevbe + ıslah her suçtan sonra Allah’ın affına mazharken bu ayette bunun ifade edilmesi hırsızlığın cezasının el kesme olduğunu teyid eder mahiyettedir. Döndüyse, artık yapmıyorsa ve cezasını da çekmişse, Allah’ın onu bağışlayacağı umulur. Bu kişiye kötü gözle bakılamaz; tam tersi, toplum, cezasını çekmiş bir suçluyu merhamet içinde karşılar ve onu topluma kazandırmak için çaba harcar. Tevbenin ve ıslahın, cezanın öncesinde uygulanması gerektiği iddiası, bu ayeti iptal etmeye çalışmaktır. Tevbe eden bir kişi, ıslah olduktan sonra tekrar aynı suçu işleyebilir. Bu durumlar, cezanın uygulanması gerektiği gerçeğini değiştirmez. Meşru otorite, tevbe eden kişinin samimiyetini ve ıslahını değerlendirme hakkına sahiptir.

***

10- SORU: El kesme cezası şartları ve ağırlığı da zamana ve uygulayıcılara göre değişecek. Tarihsel bir uygulama. Ayrıca kişi kan kaybından ölme riski taşır; eli kesilen kişinin ölme ihtimali vardır. El kesme sonucu ölümle bitme ihtimali yüksek bir uygulama.

CEVAP: El kesme yapan otoritenin, kişinin ölümüne sebebiyet vermeden gereken tüm tedbirleri alması gerekir. Bunu sağlayabilecek bir ortam yoksa bu ceza uygulanamaz. Kan kaybı ve ölüm riski gibi durumlar için her dönemin hekimlik bilgisi doğrultusunda gerekli önlemler alınmalıdır. Ancak buna rağmen bir kişi ölebilir; bu ihtimal zina cezasında da mevcuttur. Ölümüne sebebiyet verecek şekilde kesmek başka bir şeydir, ölümüne sebebiyet vermeyecek şekilde kesmek başka bir şeydir. Nitekim Allah, bu ayetten 5 ayet önce Maide 33’te, Allah’a ve resulüne harp açanlara ve yeryüzünde fesad/bozgunculuk çıkaranlara verilecek cezalar arasında ellerin ve ayakların çaprazlama kesilmesinden bahsediyor. Bu durumda, "eli ve ayağı çaprazlama kesilenin ölme ihtimali daha yüksek" diyerek bu hükmü ilga mı edelim? Ölüm riski, kasten ve ihmalle yapılmadığı sürece, cezanın uygulanmasına engel teşkil etmez. Bu ihtimalin var olması, cezanın geçerliliğini ortadan kaldırmaz.

***

11- SORU: Kişinin hırsızlık yapması sonrası, bir meslek erbabı ise ya da elinin hayatını idame ettirmedeki rolünü anlatmaya gerek yok. Kişiyi hem hayatı boyunca mahkûm eden, damgalayan ve başkalarına muhtaç bırakan bir uygulama. Sadece kendisini değil, ailesine ve çocuklarına da ağır bir ceza verilmiştir.

CEVAP: Bu da yine yukarıdaki ifadelerin tekrarı sayılır. Meslek erbabı, hem mesleğini hem de hırsızlığı ek bir gelir kapısı olarak kullanıyorsa, ya mesleğine ihanet eden biridir ya da ihtiyacı olmadığı halde zevk için bunu yapmaktadır. Tek elin olmaması elbette bir iş kaybıdır, ancak bu durum kişiyi tamamen başkalarına muhtaç hale getirmez. Zaten bu cezanın caydırıcı olmasının sebebi budur. Can acıtmayan, sonrasında büyük bir handikap yaşatmayan bir ceza "nekel" olmazdı. Bu hüküm, hırsızdan hınç almak için değil; eylemin herkes için büyük ve acı sonuçları olacağını göstermek, kişiyi bu yola başlamadan önce caydırmak içindir. Defalarca hapse gönderilip, daha uzman bir hırsız olarak yetişmesini sağlamak; hapishane arkadaşlarından yeni teknikler öğrenmesini teşvik etmek yerine, Rabbimiz şiddetli ve acı bir ceza ile daha işin başında olan kişilere bu çirkin mesleğin acı sonuçlarını net bir şekilde göstermektedir. Bu durum, kişilerin çoğunlukla başlamadan vazgeçmesini sağlar.