İsmail (as) İbrahim (as)’in Oğlu Değil mi? Kuran’dan Dilsel ve Bağlamsal Bir İnceleme

ahmetsogutcu@gmail.com

Dilek EMİRCAN, Ahmet SÖĞÜTÇÜ

4/24/202618 min read

Yazarlar: Dilek EMİRCAN, Ahmet SÖĞÜTÇÜ

İsmail (as) İbrahim (as)’in Oğlu Değil mi? Kuran’dan Dilsel ve Bağlamsal Bir İnceleme

İbrahim (as) ile İsmail (as) arasındaki baba-oğul ilişkisi, Kuran kıssaları içerisinde hem tarihsel hem de dilsel açıdan dikkatle ele alınması gerekmektedir. Özellikle bazı modern okumalarda, İsmail’in İbrahim’in “zürriyetinden” olup olmadığı ya da doğrudan “oğlu” olup olmadığı meselesi, ayetlerdeki ifadelerin dil yapısı ve bağlamı üzerinden tartışmaya açılmaktadır. Bu tartışma aynı anda pek çok ayet üzerinden, İsmail’in İbrahim’in oğlu olup olmadığı meselesinden başlayarak, Kuran’ın nesep (soy bağı) ifade eden kelimeleri ve kıssalar arası bağlantılar gibi pek çok konuyu etkileyebilir. Dolayısıyla mesele yalnızca tarihsel bir bilgi iddiası değil, aynı zamanda Kuran’ın pek çok ayetini ve kıssalar arası bağlantıların doğru kurulmasını etkilemeye yönelik bir okuma problemidir.

Bu makalede, söz konusu iddialar Kuran içerisindeki dilsel kullanımlar ve bağlamsal bütünlük çerçevesinde ele alınarak yeniden değerlendirilecektir. İsmail’in İbrahim’in oğlu olduğu hususunda geleneksel yaklaşım ve tarihsel veriler arasında güçlü bir ittifak bulunmaktadır; bu konuda tarihsel kaynaklarda aksi yönde bir görüşün varlık göstermemesi veya ortaya çıkmamış olması dikkate alındığında, ilgili kabulün tefsir ve tarih geleneğinde yeterince temellendirilme gereği duyulmayan bir konu yapmıştır. Bununla birlikte, modern dönemde ortaya atılan bazı alternatif okumaları biz göz önünde bulundurularak, Kuran’ın dil yapısı ve bağlamsal örgüsü üzerinden bu geleneksel anlayışın doğru olduğunu yeniden ele alınıp savunacağız.

Öncelikle yazıda İsmail (as)’in ibrahim (as)’in oğlu olduğuna dair deliller, karşı tezin argümanları veya iddiaları dikkate alınarak ortaya konulduktan sonra, konuyla ilgili ileri sürülen diğer iddialara ayrıca cevap verilecektir. Şunu hatırlatmakta da fayda var, karşı tezin tek bir savunucusu olmadığı gibi hepsi aynı argümanları da kullanmamaktadır. Ülkemizde ve Arap dünyasında son dönemde dillendirilen bu iddiaların, sadece en dikkate değer taraflarını toplu biçimde ele alacağız.

İsmail (as), İbrahim (as)’in oğlu olduğuna dair deliller (İtirazları da tartışarak)

1-

وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰه۪يمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰع۪يلُۜ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّاۜ اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ

Hani İbrahim Beytin temellerini yükseltiyordu ve İsmail de. Rabbimiz! Bizden kabul et! Şüphesiz sen, sensin her şeyi işiten ve bilen. (Bakara, 127)

Bu ayette Mekke’de İbrahim (as) ve İsmail (as) yıkılmış ve sadece temelleri kalmış olan Kabe’yi birlikte inşa etmeleri ve Allah’a yaptıkları dua nakledilmektir. Yine 2 ayet önce (Bakara 125) İbrahim ve İsmail’den Kabe’ye gelecek tavaf edenler, ibadete kapananlar ve rükû ve secde edenler için söz alındığından bahsedilmektedir. Devam edelim…

رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَٓا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَۖ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَاۚ اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ

Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş iki kimse kıl ve zürriyetimizden de. Ve bize ibadet yollarımızı (menasik) göster. Tevbemizi kabul buyur. Şüphesiz sen, sensin Tevvab ve Rahim. (Bakara, 128)

Bu ayette zürriyet kelimesi tekildir. İbrahim ve İsmail, tekil olarak bizim zürriyetimiz demektedir ki zürriyet kelimelerinin Kuran’da geçtiği her yerde tekil izafetin baba/dede-oğul/torun arasında geçtiği görülür.

Örneğin Saffat suresi 77. Ayette İbrahim (as) ve İshak(as)’tan bahsedilir ve ikisinin zürriyeti “zürriyetihima/o ikisinin zürriyeti” olarak geçer ki bu Bakara suresi 126 ayetindeki izafet mantığının aynısıdır.

Yine Hadid suresi 26 ayetinde de aynı şekilde Nuh (as) ve İbrahim (as)’in ikisinin zürriyeti aynı şekilde “zürriyetihima” olarak geçer. Zira İbrahim (as) kuşkusuz Nuh (as) zürriyetindendir.

Bakara 128 esasında herhangi bir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde İsmail’in İbrahim’in ya oğlu veya torunu olduğunu gösterir. Torunu olmadığına göre elbette oğludur.

2-

رَبَّنَا وَابْعَثْ ف۪يهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكّ۪يهِمْۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟

Rabbimiz! Sen onlara kendi içlerinden bir resul gönder, onlara ayetlerini okusun. Onlara kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz sen, sensin Aziz ve Hakiim olan. (Bakara,129)

Bu ayette yine 1.maddeye ilaveten İbrahim (as)’ın İsmail’den ve onun zürriyetinden resul talebiyle devam etmiştir. Halbuki İbrahim (as) bilmektedir ki İshak (as) resul olmuş veya olacaktır ve arkasından müjdelenen Yakup (as) da resul olacaktır. Yani İbrahim (as) bu duayı yaptığında kendi soyundan resuller geleceği bilgisine de zaten sahiptir. O halde bu duayı neden yapmaktadır?

Çünkü İbrahim (as) kendi zürriyetinden resuller çıkacağı bilgisine İshak (as) ve ardından müjdelenen Yakup (as) ile bilmektedir. Resuller silsilesi İshak ve Yakub’un soyundan devam edeceği bilgisi zaten İbrahim (as)’da hazırda olan bir bilgidir. Buradaki duası zürriyetinden olan İsmail (as) üzerindendir. Dolayısıyla İbrahim (as) zürriyetinden bir resul talebi, İsmail’in kendi oğlu olduğunun kesin kanıtıdır. Nitekim bu duanın da Muhammed (as) ile tecelli ettiği hem yaygın hem de Kuran’da dayanaklarını tespit etmek zor olmayan bir bilgidir.

Nitekim kıble değişikliği ayetlerinin akabinde bu duanın tıpkı İbrahim’in (as) kullandığı kelimelerle Muhammed (as)’e işaret edecek şekilde geçmektedir.

كَمَٓا اَرْسَلْنَا ف۪يكُمْ رَسُولاً مِنْكُمْ يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِنَا وَيُزَكّ۪يكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَۜ

Nitekim size içinizden bir resul gönderdi. Ayetlerini size okuyor, sizi arındırıyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor ve size bilmediğiniz şeyleri öğretiyor. (Bakara 151)

Yine başka bir ayette;

لَقَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ اِذْ بَعَثَ ف۪يهِمْ رَسُولاً مِنْ اَنْفُسِهِمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِه۪ وَيُزَكّ۪يهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَۚ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ

Kesinlikle Allah müminlere lütufta bulundu; Zira kendilerine kendi nefislerinden bir resul çıkarttı. Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor, onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Şüphesiz daha önce onlar apaçık bir dalaletteydiler. (Ali İmran, 164)

Nitekim bir hadiste Muhammed (as) kendisinin atası İbrahim (as)’in duası olduğunu ifade eder. İbrahim (as), İsmail (as)’in üzerinden olan zürriyetinden de bir resul talep etmiştir ki, O resul son Nebi ve Resul olan Muhammed (as)’dir.

3-

رَبَّـنَٓا اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ رَبَّـنَا لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْو۪ٓي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ

Rabbimiz! Şüphesiz ki ben, zürriyetimden bir kısmını senin ziraate elverişli olmayan muharrem beytinin yanına yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı ikame etsinler/ayakta tutsunlar diye… Sen insanların kalplerini onlara meylettir ve onları her türlü ürünlerle rızıklandır. Umulur ki şükrederler. (İbrahim, 37)

Bu ayette çok açık biçimde İbrahim (as) zürriyetinden bir kısmını Mekke’ye iskan ettiriyor. Burada eğer tüm zürriyeti kastedilseydi “eskentu zürriyeti” demesi gerekirdi. Ancak “eskentu min zürriyeti” demiştir ki bu zürriyetinin tamamı değil bazısıdır. Elbette bu kişinin İshak (as) değil İsmail (as) olduğu çok açık bir husustur. Zaten İshak (as) ve onun çocukları Yakup (as) ve torunlarının Mekke’de iskan etmedikleri, Kudüs çevresi, Medyen ve Mısır ve tekrar Kudüs çevresinde yaşadıkları açıktır. Ancak İsmail ve zürriyeti Mekke’ye yerleşmiş ve oradan hiç ayrılmamıştır.

4-

فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَل۪يمٍ

Böylece ona (İbrahim’e) halim bir çocuk müjdeledik. (Saffat, 101)

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّ۪ٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّ۪ٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۘ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِر۪ينَ

Derken (çocuk) onunla beraber koşacak çağa erişince, (İbrahim) dedi ki: “Ey oğulcuğum! Şüphesiz ben, rüyamda, gerçekten seni boğazladığımı görüyorum … Bak bakalım! Görüşün nedir?” (Çocuk) dedi ki: “Ey babacığım, sen sana emredileni yap, beni, inşallah, sabredenlerden bulacaksın.(Saffat, 102)

Bu ayette hatırlanacağı üzere İbrahim (as) rüyasında çocuğunu boğazladığını görmekte ve bunun Allah’ın emri gereği yapması gerektiğini düşünmektedir. Biz burada bu kıssadaki detaylara girmeyeceğiz ancak şurası kesindir ki İbrahim (as) bu emrin gereğini yapmak üzere harekete geçmiştir. Buradaki çocuk genel kabule göre İsmail (as)’dir. Ancak yine bazı rivayetlerden destek alarak buradaki çocuğun İshak (as) olduğu iddiası da İsmail’in İbrahim’in oğlu olmadığı iddiasındaki kişilerce savunulmaktadır.

Öncelikle şunu hatırlatmakta fayda var. Hangi rivayet daha çok veya güvenilir bunu tartışacak değiliz. Ancak bu rivayetlerin farklılığın temelinde, İsmail İbrahim’in oğlu mu değil mi üzerinden gelişen bir tartışmanın ürünü olarak varid olmamıştır.

İsrailiyyat bilgisi dışında biz Kuran’da şunu görüyoruz ki İbrahim (as) hem İshak (as) hem de arkasından Yakup (as) ile müjdelenmiştir. Üstelik bu müjdeyi Lut kavmini helak edecek olan melekler grubu vermiştir ki, yapılan bu müjdenin sıradan bir evlat değil resul olacak evlat olacağına kuşku yoktur. Henüz doğmadan, anne rahmine düşmeden İshak haber verilmiş, henüz İshak ortada yokken onun oğlu olacak Yakup haber verilmiştir.

Durum böyleyken ilgili ayette kurban edilecek çocuk nasıl olacak da İshak olacak? Tabiri caizse kesik başlı çocuğun kendisi resul olmayacağı gibi büyüyüp ilerde baba olamayacağını İbrahim düşünebileceğine göre ve bu belli olduğuna göre burada bahsi geçen kişinin İshak değil İsmail olduğu tartışmasızdır.

Nitekim kıssanın sonunda ve devamında ayrıca İshak’ın müjdelendiği haber veriliyor ki bu İbrahim (as) için ekstra bir ikram olduğu gibi, daha önce resul olacağı haber verilmemiş İsmail (as) için de çok büyük bir imtihana henüz çocuk yaşta gösterdiği olağanüstü teslimiyet sayesinde Allah tarafından resullüğe mazhar olacaktır.

Bu ayet grubunda kurban edilecek çocuğun İshak olduğunu iddia etmek İsrailiyyat bilgisi dahilinde sorun çıkartmaz ve bu tür bilgiler geçmişte de bulunabilir. Ancak İshak ve Yakub’un henüz doğmadan müjdelenmesi bilgisine sahip bir Kuran bilgisi dahilinde bu durum imkansızdır.

5-

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي وَهَبَ ل۪ي عَلَى الْكِبَرِ اِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَسَم۪يعُ الدُّعَٓاءِ

Hamd yaşlılığa rağmen/yaşlılık üzerine bana İsmail ve İshak’ı bağışlayan Allah içindir. Şüphesiz ki Rabbim duayı kesinlikle işitir. (İbrahim, 39)

Bu ayette esasında İsmail (as)’in İbrahim (as)’in oğlu olduğuna dair kanıt açıktır. Zira İsmail ve İshak İbrahim’e yaşlılığına rağmen ya da yaşlılık üzere verilmiştir.

Bu ayette “vehebe” fiilinin Musa’nın kardeşi Harun için de Meryem 53’de zikredilmesi sadece bu fiil veya türevleri üzerinden evlat bahşedilmesi anlamına gelmeyeceği açıktır. O yüzden İsmail’in İbrahim’in oğlu olmadığını iddia edenler tarafından bu ayet delil olarak görülmemektedir. Fakat bağlama dikkatle bakılırsa İbrahim (as) yaşlılığa vurgu yapmakta ve Kuran’da Musa’nın Harun’un resul yapılması talebinde olduğu gibi bir talep ve duaya binaen bu bağışın yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu talebin ise nerede yapıldığı bir önceki maddede gösterilmiştir. Eğer burada İsmail oğlu değil de herhangi bir yardımcı ise neden yaşlılığa vurgu vardır? Ayrıca Lut (as)’da resuldür ve İbrahim (as)’ı destekleyen biridir. Ancak onun adı sırasıyla İsmail, İshak ve Yakub’un beraber zikredildiği ayetlerde bile geçmemektedir. Bunun sebebi elbette İsmail’in Lut’a göre İbrahim’e yakınlıktaki daha özel durumudur ki bu da oğlu olmasından başkası değildir.

6-

اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَٓاءَ اِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُۙ اِذْ قَالَ لِبَن۪يهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْد۪يۜ قَالُوا نَعْبُدُ اِلٰهَكَ وَاِلٰهَ اٰبَٓائِكَ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَ اِلٰهاً وَاحِداًۚ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

Yoksa siz şahitler miydiniz, hani Yakub’a ölüm geldiği vakit oğullarına demişti ki “Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?” Onlar dedi ki: “Tek ilah olan, Senin ilahına, babaların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahına kulluk edeceğiz, ve biz O’na teslim olanlarız” (Bakara, 133)

Bu ayette de Yakub’un ataları arasında İsmail’de zikredilmiştir ki bu da yine İsmail’in İbrahim (as)’ın oğlu olduğuna ve Yakub’un da amcası olduğuna ayrıca delildir.

Bu ayet İsmail’in İbrahim’in oğlu olmadığı iddiasına sahip olanlar tarafından bir başka itiraz “ebaike/babaların” ifadesinin Kuran’da saygı duyulan önderler manasında olduğu ve kan bağı değil önderler zikredilmiştir şeklindedir. Ancak bu yorum zorlama bir yorumdur. İbrahim’in oğlu olmadığı kesin olan bir başka isim zikredilseydi bu elbette doğru olurdu ancak pek çok delile ve işarete rağmen Yakub ile kan bağı ve atası olan İsmail ile ilişkisini görmemek mümkün değildir.

7-

وَوَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَۜ وَيَعْقُوبَ نَافِلَةًۜ وَكُلاًّ جَعَلْنَا صَالِح۪ينَ

O’na İshak ve Yakubu nafileten/ekstra olarak bağışladık. Her ikisini de salihlerden yaptık. (Enbiya 72,)

Bu ayette genellikle “nafile” olarak bağışlanan sadece Yakup şeklinde anlaşılmaktadır ancak ayet gramer olarak hem İshak hem de Yakubun nafile olarak bağışlanabileceğini ifade eder. Cümlede asli olan mefulun bih sarih İshak’tır ve Yakup ismi vav ile ona atıftır. Dolayısıyla burada İshak’ın değil sadece Yakub’un nafile yani ekstra bir bağış olması zorunlu değildir. Halbuki doğal olarak zaten oğlu olan İbrahim’e, İshak ve Yakub’un ekstra bağışlanmasıdır.

Nafile ya da ekstra bağış açıktır ki gerekli olan veya talep edilenin daha fazlasını vermektir. Elbette evlat talebinde bulunan kişinin duaları arasında hem evlat hem de zaten o evlattan gelecek nesillerin varlığı duada mündemiçtir. Ancak İbrahim (as) bir evlat istemiş Allah iki evlat vermiştir. Nitekim hatırlanacağı gibi yukarıda İbrahim (as) Allah’a yaşlılığına rağmen İsmail ve İshak’ı bağışladığı için hamd etmiştir ki burada Yakup yoktur. Dolayısıyla aslolan ekstra yani bir duaya fazlasıyla karşılık İshak ile verilmiştir.

Nitekim Saffat 100’de İbrahim kendisine “Salihlerden birini bağışlamasını” talep etmiştir. Eğer mesele Salihlerden birinin bağışlanması olarak evlat talebi değilse ve iddia edildiği gibi İsmail, İbrahim’in çocuğu değilse bile yine burada ekstra bağış İshak olmaktadır. Zira İsmail’in de Salihlerden olduğuna kuşku yoktur ve zaten Kuran Enbiya 86’da zikrettiği resuller arasında İsmail’in Salihlerden olduğunu ifade etmektedir.

İsmail ve İshak’ın yaşlılığına rağmen hibe/bağış edilmesini evlat anlamında değil diyenler, nedense Saffat 86’da hibeyi/bağışlamayı evlat olarak almaktadır. Aynı şekilde Enbiya 72’de hibeyi de evlat olarak anlamaktadır. Halbuki eğer İbrahim bağlamında verilen hibeler/bağışlar evlat manasında veya evladı kastetmiyorsa, tutarlılık adına diğer bağlamlarda da evlat değil yardımcı/destekçi anlaşılması gerekir.

İbrahim bağlamında geçen hibe/bağışlama kelimelerine, evlat söz konusu edilmeden baktığımızda İbrahim Saffat 100’de Salihlerden birinin bağışlanmasını istemiştir. İsmail’in de her zaman İshakla beraber zikredildiği yerlerde İshak'tan büyük olduğu anlaşılmaktadır. O halde İbrahim’e zaten İsmail hibe olarak verilmiştir. Yani duaya karşılık verilmiştir. İbrahim’in talebi bu noktada yerine getirilmiştir. Ancak burada İsmail İbrahim’in oğlu değil diyenler Saffat 100’de geçen hibenin evlat anlamında olduğunu iddia etmekteyken, yaşlılık ve dua kelimesinin beraber geçtiği hibe ayeti yani İbrahim 39’u anlarken Harun’un Musa’ya hibe/bağış verilmesi gibi anlamaktadır. Halbuki Kuran’da İbrahim (as) bağlamında geçen hibe kelimelerinde tutarlı olunmalıdır. Kastedilen evlatsa her yerde bunu anlamak, değilse hiçbir yerde bunu anlamamak gerekir. İşine gelinen yerde söz konusu İbrahim (as) olmasına rağmen birinde evlat, diğerinde “yardımcı/destekçi” manasının kastedilmemesi gerekir.

Özetle İbrahim bağlamında hibe/bağış geçen yerlerde tutarlı olunması gerekmektedir. İster hibe anlamını aynı tutarlılık içinde evlat manasını kastetmiş olsun, ister aynı tutarlılık içinde yardımcı/destekçi manası kastedilmiş olsun her durumda İshak nafile yani ekstra bir bağıştır. Ancak İsmail’i bin bir türlü zorlamalarla İbrahim’in oğlu olmadığı iddiasını taşıyanlar İbrahim bağlamında geçen hibe ifadelerinde tutarlı davranmamaktadır.

Buraya kadar 7 maddede ortaya koyduğumuz deliller yanında İsmail’in İbrahim’in oğlu olmadığı iddiasını teyid etmek amacıyla öne sürülen diğer bazı argümanları ele alacağız. Karşı çıktığımız iddiaya, öne sürdüğümüz deliller içinde de mümkün olduğunca inceledik. Bundan sonraki inceleme öne sürdüğümüz deliller haricinde kalan bazı ayetler üzerinde olacaktır.

İsmail’in İbrahim’in Oğlu Olmadığını Söyleyenlerin Yukarıda Ele Alınmayan Diğer İddiaları Üzerine:

a-

İbrahim’e müjdelenen çocuklarda iki farklı ifade geçmektedir. Birisi Saffat 101’deki “gulamin halim/halim bir oğul” ifadesi diğeri Hicr 53 ve Zariyat 28’de geçen “gulamın alim/alim bir oğul” ifadesidir.

Ayetlerin geçtiği yerler dikkate alınırsa “Halim bir çocuk” müjdelendiği ayette İsmail’in, “Alim bir çocuk” ifadesinin geçtiği yerde ise İshak’ın işaret edildiği görülecektir.

Buna rağmen İsmail’in İbrahim’in oğlu değildir diyenler bu iki farklı ifadenin aynı kişi hakkında da olabileceğini iddia etmektedir ki bu teorik olarak doğrudur. Müjdelenen kişi farklı iki vasıfla nitelenmiş olabilir. Zaten biz bu iki farklı ifadeyi iki ayrı çocuğa işaret etmesi daha güçlü bir ihtimal olsa da delil nazarından zikretmedik.

Ancak şurası açıktır ki bu iki farklı vasfın tek kişiye ait olduğuna dair de hiçbir işaret söz konusu değildir. Zira “Alim bir çocuk” müjdesi hiçbir kuşkuya mahal olmayacak şekilde İbrahim’in misafirleri (gelen melekler) tarafından bildirilmiştir. Ancak halim bir çocuk müjdesinde böyle bir bağlam yoktur. Tam tersine rüyada kurban edilen çocuğun İsmail olması gerektiği gerekçeleri ile açıklamıştık ve orada da bu delili pekiştirici olarak ishak’ın vasıflandığı iki ayetten farklı bir nitelik olarak “halim bir çocuk” olduğu ifade edilmiştir.

Özetle karşı tezin savunduğu bu iki farklı vasıf iki farklı kişinin olduğunu göstermez şeklindeki karşı çıkışı haklı olsa da aynı kişi olduğuna dair en küçük bir işarete sahip olmadığını ekleyerek söylemek lazım. Tam tersi bu ikisinin İbrahim’in iki farklı oğlu olduğu görüşüne yakın ve uygun bir durumdur.

b- Yusuf suresi 6 ve 38 ayetlerinde İbrahim ve İshak zikredilirken İsmail’in zikredilmemesini enteresan bir şekilde İsmail’in İbrahim’in oğlu olmadığına kanıt olarak ileri sürülmektedir ki, beraber zikredildiği onca ayete ve soy bağı ifade eden Bakara 133’e rağmen bunun yapılması açıkça ciddi bir tutarsızlıktır.

Elbette Yusuf 6’da konuşan Yakup ve Yusuf 38’de konuşan Yusuf’un, İsmail’i neden zikretmediği sorulması gereken sorulardandır. Ancak zikredilmemesini İsmail’in İbrahim’in oğlu olmadığına kanıt gibi göstermek, ciddi bir mantık hatasıdır. Çünkü ataların hepsi her yerde zikredilmesi zorunlu değildir. O halde Kuran bazı isimleri zikrederken hangi ortak noktaları ele almış bunun üzerine düşünmek gerekir.

وَكَذٰلِكَ يَجْتَب۪يكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَٓا اَتَمَّهَا عَلٰٓى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبَّكَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ۟

İşte bu şekilde Rabbin seni seçkin hale getirecek ve hadiselerin tevilinden sana öğretecek. Ve sana olan nimetini ve Yakub ailesine olan nimetini tamlayacak daha önce iki baban İbrahim ve İshak’a tamamladığı gibi. Şüphesiz Rabbin her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibidir. (Yusuf,6)

Bu ayette uzun uzadıya konuşulması gereken pek çok husus var ancak konumuz açısından şu kadarını söylemek lazım ki Yakup babadan oğula olan bir silsileyi zikretmiştir. Nitekim bu babadan oğula olan nimet İbrahimle başlamış İshakla devam etmiş, daha sonra kendisiyle devam etmiş ve bundan sonra da Yusufla devam edecektir. Dolayısıyla daha önceki maddelerde ifade ettiğimiz üzere risalet soyu ve hattı, bu damar üzerinden gidecektir. İsmail’e ise tek bir resul için İbrahim (as) dua etmiştir ki bu duanın ne zaman tecelli edeceği bilinmemektedir. Bu duanın tecellisi ise nihayet son resul Muhammed (as) ile ortaya çıkmıştır. Dolasıyla Yakub (as)’un sözündeki nimet risalet nimetidir ki, bu nimet bu soy ve damardan devam edeceği önceden belirlenmiştir, ancak Yakup’tan sonraki resul Yakub’un çocukları arasından mı çıkacak yoksa daha sonra mı bu bilinmemektedir. Ancak Yusuf’un (as) gördüğü rüya ile bu bayrağın Yusuf ile taşınacağı anlaşılmıştır. Özetle burada bağlam İsmail’in zikredilmesine ihtiyaç duymadığı gibi, eğer zikredilseydi kastedilen zincir ve bayrak taşıma ilişkisinin anlaşılmasının da önüne geçebilirdi.

c-

وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ اٰبَٓاء۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ مَا كَانَ لَـنَٓا اَنْ نُشْرِكَ بِاللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ ذٰلِكَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ

Ben babalarım İbrahim’in, İshak’ın ve Yakub’un milletine/yoluna/dini pratiğine tabiyim. Bizim için herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmak olacak iş değildir. Bu Allah’ın bize ve insanlara fazlıdır/ikramıdır. Fakat insanların çoğu şükretmez. (Yusuf ,38)

Benzer şekilde bu ayette de konuşan Yusuf (as) neden İsmail (as)’i zikretmediği üzerinden sorulabilir. Ancak İsmail’in adını zikretmemesinden yola çıkarak İbrahim’in oğlu olmadığı sonucuna ulaşmak hem ayetleri çelişkili anlamaktır hem de başlı başına mantıksızdır.

Bilindiği gibi Yusuf bu sözleri Mısır’da zindan arkadaşlarına söylemektedir. Esasen bu bölgeye yakın ve tanıdık olan geçmişinde bağı olabilecek isimler İbrahim, İshak ve Yakup’tur. İsmail’in zikredilmesi muhataplar açısından bilinmeyen uzak diyardan bir kişinin isminin araya girmesine sebep olacaktır. Halbuki İbrahim, İshak ve Yakub’un milleti, Mısır ve yakın diyarlar için müşahhas canlı örnekler olarak zihinlerde vardır.

Ayrıca Yusuf yine babadan oğula takip edilen risalet ve Allah’ın özel ikramından bahsetmektedir ki burada İsmail’in zikredilmemesi anormal bir durum değildir.

Konuyla ilgili çok önemli şu hususu belirtmekte fayda var: İsmail’in İshak ve Yakupla birlikte zikrinin geçtiği yerler tarih boyunca düşmanlığa dayanan, İsmail’i İbrahim’in oğlu olmasına rağmen anne farklılığı üzerinden ayrımcılık yapan, İsmail'i resul olarak bile kabul etmeyip uydurdukları muharref tevratta haşa "eşek suratlı" diye hakaret eden ve son resulü de bu gerekçeyle kabul etmeyen Yahudi zihniyetine vurulması gereken tokatların gerekli olduğu yerlerdedir. Buna gerek bulunmadığı, ihtiyaç olmayan yerlerde İsmail’in anılmasının bir anlamı yoktur.

d-

İddialardan bir başkası da Zariyat 29’da İbrahim’e gelen müjdecilere İbrahim’in karısının verdiği tepkidir.

فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ ف۪ي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَق۪يمٌ

Karısı çığlık içinde döndü ve bunun üzerine yüzünü tokatladı ve dedi ki: “Kısır bir yaşlı kadın!” (Zariyat, 56)

Bu ayette dikkat edilirse İbrahim’in yaşlı ve kısır karısı sözü; “acuzun akim” ifadesi gramer olarak haberdir ancak cümlede müpteda yoktur. Yani müpteda hazfedilmiştir. Kimin hakkında bu sözü söylediği bağlamla bilinmek zorundadır. Kimileri “acuzun akim” ifadesinin kadının kendisi hakkında değil İbrahim hakkında olduğunu iddia etmiştir. Fakat “acuz” kelimesi Kuran’da sadece yaşlı kadın için kullanılmıştır. Erkeğin yaşlı olması Kuran’da daima “şeyh” kelimesi ile ifade edilmiştir. Zaten Hud 72’de İbrahim’in karısı, kendisi için “ene acuzun/ben yaşlı bir kadınım” demiştir. Ayrıca eşi İbrahim için de “şeyhun” kelimesini kullanmıştır. Nitekim “ihtiyar veya yaşlı erkek” manasına gelen “şeyhun” kelimesi Yusuf kıssasında Yakup için, Musa kıssasında kayınpederi için kullanılmıştır. Aynı şekilde “yaşlı kadın” ifadesi de Lut’un karısı için kullanılmış ve erkek için kullanılmamıştır.

Ayrıca “akim” kısır demektir. Bu menopozluk durumu değildir. Yani önceden çocuk doğurabilecek ancak sonradan yaşlılık sebebiyle doğuramayacak kadına “akim” denmez. Nitekim “akim” kelimesinin tam olarak çocuk sahibi olamayacak kişi için kullanımı Şura Suresi 50. Ayette geçmektedir.

Akim yani “kısır” olduğunu kişinin bilebilmek ancak çocuk doğurmaya elverişli olduğu kesin bilinen bir kadınla anlaşılacağı gibi, kadının kısır olduğu da ancak kocasının başka bir kadından çocuk sahibi olmasıyla bilinebilir. Yani İsmail’in babası İbrahim değildir diye iddia edenlerin ortaya delil olarak koydukları aslında tam tersine İbrahim’in o sırada baba olduğuna delildir. Zira o dönemde laboratuvar ve modern tıbbi testlerle insanların kısır olduğunu bilinemeyeceğine göre bu ancak deneme yoluyla bilinebilir. İbrahim’e karısının kısır demesi için, karısının daha önce başka birinden çocuk sahibi olması gerekir ki bu tamamen safsata bir iddia olacaktır. Halbuki Hud 72’ de kadın kendisine kısır demektir ki bu da İbrahim’de değil kendisinde sorun olduğunu gösterir. İbrahim’in başka bir kadınla birlikteliği ve çocuğu olmasaydı kadın kendisine “akim/kısır” de diyemezdi.

Görüldüğü gibi karşı delil olarak getirilmeye çalışılan ayetler bile aslında İbrahim’in zaten önceden baba olduğu ve çocuk sahibi olduğunu gözler önüne sermektedir.

İbrahim’in karısının Zariyat 56’da sözünde mübtedanın hazfedilmesi belagi olarak şaşkınlığı daha fazla ele veren bir ifadedir. “Ben kısır ve yaşlı bir kadınım” demekten daha fazla vurguya sahiptir. Bu durum dilimizde benzer şekildedir. Mesela bir Türk, hayret verici bir durum karşısında normalde “Bu bir çocuk” diyecekken sadece: “Çocuk!” der. “Ben kısırım” yerine: “Kısır!”,“Ben yaşlıyım” yerine: “Yaşlı!”. Bu tür kullanımlarda aslında gizli (hazfedilmiş) bir mübteda vardır: “Bu (bir) çocuktur”, “Ben kısırım” gibi. Ancak konuşan kişi, cümleyi tam kurma ihtiyacı hissetmez; çünkü maksadı bilgi vermek değil, anlık bir şaşkınlık ve tepkiyi dışa vurmaktır.

Belagat açısından bu hazif, ifadeyi daha çarpıcı hale getirir. Tam cümle kurulduğunda ortaya çıkan sakin ve haber verici ton kaybolur; yerine ani, kesik ve duygunun yoğunluğunu yansıtan bir ifade gelir.

Dolayısıyla Zariyat’taki ifadede “Ben kısır ve yaşlı bir kadınım” şeklinde tam bir haber cümlesi yerine; “Kısır! Yaşlı!” gibi, şaşkınlığın doğrudan dışavurumu olan eksiltili bir yapı anlamı zayıflatmak veya iddia edildiği gibi muğlaklaştırmak için değil tam tersine güçlendirmek için kullanıldığını gösterir.

Değerlendirme ve Sonuç:

İsmail (as)’in İbrahim (as)’in oğlu olup olmadığı meselesi, pek çok ayeti ve konuyu etkileyen; risalet tarihiyle birlikte günümüze kadar uzanan olayları anlamlandırmada önemli bir yer tutmaktadır. Elbette ilgili ayetlerin daha pek çok detayı ve farklı konulara uzanan boyutları ayrıca ele alınabilir. Ancak açıktır ki, İsmail’in İbrahim’in oğlu olması, bu bağlantıları kurmamızda oldukça işlevsel bir rol üstlenmektedir.

Buna karşılık, delillerden bağımsız olarak; İsmail’i İbrahim’in oğlu kabul etmemek yönündeki görüş, hemen hemen hiçbir konunun anlaşılmasına katkı sağlamamaktadır. Aksine, bu anahtar rolü göz ardı ederek, meseleleri daha karmaşık ve içinden çıkılması güç bir hâle getirdiğinin bile farkında değildir. Nitekim bu görüşü savunanlar tarafından, bugüne kadar bağlantılı görülen hususları açıklığa kavuşturan ya da yeni bir anlam ufku açan tatmin edici bir yaklaşım da ortaya konulabilmiş değildir.

Dolayısıyla söz konusu iddia, şimdilik yalnızca “daha önce fark edilmemiş yeni bir görüş” olmanın ötesine geçememiş; her yeni fikrin doğurduğu ilk ilgi ve merakın ötesinde, güçlü ve açıklayıcı bir çerçeve sunabilmiş değildir.

Sonuç olarak, bütüncül okuma ve deliller birlikte değerlendirildiğinde, İsmail (as)’in İbrahim (as)’in öz oğlu olduğu hususu hem metinsel hem bağlamsal açıdan açık, tutarlı ve güçlü bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle aksini iddia eden yaklaşımlar ilmi açıdan isabetli bir zemin taşımamaktadır.

En doğrusunu Rabbimiz bilir.