Kuran’da DİN kavramı üzerine notlar…

kuranevreni610@gmail.com

FATIH CAN

Fatih Can

12/6/20259 min read

Kuran’da DİN kavramı üzerine notlar…

Kuran’da geçen DİN kavramının temel anlamları (D-Y-N) kökünden gelen (DANE / YEDİNU) fiilinin “Din” ve “Deyn” olarak gelen iki temel mastarından oluşturmaktadır.

1) DİN Mastarı

Sözlüklerde “d-y-n” kökünden DİN kavramının anlamı “karşılıklı ilişki nedeniyle boyun eğmek ve itaat etmek” anlamı etrafında kümelenmektedir. DİN ifadesi Kuran’da başlıca üç anlamda karşımıza çıkmaktadır;

a - Ceza

b - İtaat

c - Âdet

a) Ceza / Karşılık Vermek, Bedel

Bu kelimenin Arapçadaki kullanımı Türkçede anlaşıldığı şekli ile olumsuz olmayıp “bir şeye iyi veya kötü karşılık vermek” anlamında kullanılmaktadır. Kelimenin anlamı düşünüldüğünde “ceza” fiilinin meydana gelmesi için öncesinde cezayı oluşturacak şartların belirlenmesi ve yapılacak bir değerlendirme sonucunda ceza fiilinin gerçekleşmesi gereği anlaşılmaktadır.

Sözlüklerde cahiliye dönemi atasözü olarak aktarılan “kema tedinu tudanu (Nasıl hükmederseniz öyle hükmolunursunuz.) ifadesinde din kelimesi “hüküm” anlamında kullanıldığı yazmaktadır. Ve Kuran’da Yusuf Suresi 76. ayette de “fi dini-melik” (Kralın dini yani Kralın hukuk düzeni/nizamı/sistemi) ifadesinin hukuk düzeni, kanun, yönetim anlamında kullanıldığı görülmektedir.

b) İtaat / Üstünlüğü Kabul

Boyun eğmek, üstünlüğü kabul etmek manasına gelen “itaat” kelimesi duruma göre iki yönlü olabilmektedir. Birincisi seçme hakkı tanınması sonucu itaati reddetme hakkı var iken kişinin iradesi ile gönülden boyun eğmesi, ikincisi de mecburi bir yolla yani gönülsüz olarak reddetme hakkı olmaksızın kabullenmektir.

c) Âdet/Sistemleşmiş yapı

Âdet, kabaca toplum tarafından sürekli tekrarlanması ile bir süre sonra alışkanlık haline gelerek düzenlilik arz eden ve benimsenen toplumsal uygulama ve işlerdir.

2) DEYN Mastarı / Borç Alıp-Vermek

Sözlüklerde DEYN mastarına “Zamanı belirlenmiş veya belirli bir müddete kadar ertelenmiş şey, borçlanmak, borç alıp vermek” anlamı verilmektedir.

Din kavramını inceleyenler DEYN ifadesini iktisadi bir eylem olarak ele almış ve DİN kelimesi üzerinde direkt etkiye sahip olmayacağını düşünmüşlerdir. Fakat DEYN (Borç Alıp-Vermek) anlamının Kuran bütünlüğü içinde DİN kavramının ceza ile ilişkili boyutunu detaylandırdığını düşünmekteyiz.

Kuran’da geçen her bir kavramı anlamak için gerekli olan en önemli kurallardan biri ayetin siyak ve sibakına göre kelimenin ön plana çıkan anlamını dikkate almaktır.

Kuran’da geçen bu bağlamlar dikkate alındığında DİN kavramı “insanın Allah’a, O’nun otoritesine içtenlikle boyun eğmesi ve onun vazettiği bireysel ve toplumsal sistemi” anlamına gelmektedir.

Fatiha Suresinin 4. Ayeti dünya da iken kişinin herhangi bir kral, sultan, inanç veya yöneticinin idare ve yönetim sistemini seçerek tercih ettiği bu sistemin yönetimi altına girme hakkı ve hürriyetine sahip iken “din gününde” alternatif bir seçimin olamayacağının vurgusunu taşımaktadır.

مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ٤

«Din Gününün sahibidir.» (1/4) DİB Meal

[O vadedilen] DİN günü/hesap günü ’nün sahibidir. (1/4) [Meal/yorum]

Kuran’da “Din” kelimesinin üç anlamından birinin de “ceza/karşılık ve hesap” anlamına gelmekte olduğu ifade edilmişti. “Yevm” kelimesi ile birleşerek terkip oluşturan “yevmid din” ifadesi ise “ceza/karşılık ve hesap” için özel bir “gün ve dönem” ’e işaret etmektedir. Bu terkibin “o DİN Günü / o hesap günü” olarak çevrilere yansıtılmasının daha uygun ve isabetli olduğu kanaatindeyiz.

Bu şekilde çevrilmesinin daha doğru olacağının Kuran’dan delili ise Saffat Suresi 16. ayette geçen ölümden sonra dirilme ve hesaba çekilmeyi inkâr edenlerin surenin devamında hesap vermeyi reddederken kullandıkları “medin” kelimesidir.

أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ١٦

«“Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?”» (37/16) DİB Meal

أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَدِينُونَ٥٣

«“Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?”» (37/53) DİB Meal

Yine Vakıa Suresi 86. ayette de aynı kelime kullanılmıştır. Kuran bu kelimenin bizlere “öldükten sonra ahirette kişinin yaptıklarının karşılığını görmesi için hesap ve muhakeme gibi süreçlerin yaşandığı zaman aralığı” olduğunu öğretmektedir. Bu kelimeyle insanın sorumlu bir varlık olduğunu aklından çıkarmaması gerektiği birçok ayette farklı yönleriyle hatırlatılmaktadır.

فَلَوْلَا إِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ٨٦ تَرْجِعُونَهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ٨٧

«Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize!» (56/86-87) DİB Meal

Zariyat Suresi 6. ayette “DİN” kavramı hesap verme anlamında kullanılırken bu Din/hesap döneminin vadedildiği ve kaçınılmasının mümkün olmadığı bildirilmektedir.

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ٥ وَإِنَّ الدِّينَ لَوَاقِعٌ٦

«Size vaad olunan şey elbette doğrudur. (5) Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir. (6)» (51/5-6) DİB Meal

İnfitar Suresi 6-9. ayetlerinde insanların kezzebe* ederek/yalanlayarak inkâr ettikleri ve kaçmaya çalıştıkları şeyin “DİN” sorumluluk duygusu yani yapıp ettiklerinin hesabını vermek olduğu bildirilmektedir.

يَا أَيُّهَا الْإِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ٦ الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ٧ فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ٨

كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدِّينِ٩

«Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı? (6-8) Hayır, hayır! Siz hesap ve cezayı yalanlıyorsunuz. (9)» (82/6-9) DİB Meal

*Ayette geçen Kezzebe kelimesinin ilk anlamı “yalanlamak”’tır ve meallerde bu şekilde anlam verilmektedir. Her ne kadar verilen anlam yanlıştır denilemese de kitabın bütünlüğünde verdiği mesaj ve maksat okuyucunun zihninde oluşmamaktadır.

Kuran Kezzebe kavramının anlam dünyasını [dünyevi ve nefsi birtakım geçici menfaatler için yaratıcısına olan sorumluluktan kaçıp koyduğu kurallarına kayıtsız kalmak] şeklinde, Saddaka [sorumluluğunu ve hesap vereceğini kabul ederek Allah’ın istediği yaşam tarzını içtenlikle kabul edip gereğini yapma] (bkz. 75-Kıyamet Suresi) kelimesinin zıddı olarak bizlere sunmaktadır.

Nur Suresi 25. ayette Din kelimesi “HAK” kelimesiyle beraber kullanılmış bağlam gereği hesap gününde kişinin hak ettiği cezanın tam karşılığının kendisine verileceği ifade edilmektedir.

إِنَّ الَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ٢٣ يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ أَلْسِنَتُهُمْ وَأَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُون٢٤ يَوْمَئِذٍ يُوَفِّيهِمُ اللَّهُ دِينَهُمُ الْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ أَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ الْمُبِينُ٢٥

«İffetli ve (haklarında uydurulan kötülüklerden) habersiz mümin kadınlara zina isnat edenler, gerçekten dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. İşlemiş oldukları günahtan dolayı dillerinin, ellerinin ve ayaklarının kendi aleyhlerine şahitlik edecekleri günde onlara çok büyük bir azap vardır. O gün Allah, onlara kesinleşmiş cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah’ın apaçık bir gerçek olduğunu bileceklerdir.» (24/23-25) DİB Meal

Saff Suresi 9. ayette kullanılan “dinül Hak / gerçek-eksiksiz din” anlamında kullanılmıştır.

هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ٩

«Ortak koşanlar istemese de dinini bütün dinlerden üstün kılmak için, Peygamberini, doğruluk rehberi Kuran ve gerçek dinle gönderen O'dur.» (61/9) DİB Meal

Nahl Suresi 52. ayette kullanılan “Lehü’d-Din / din ona aittir” ifadesi Kuran bütünlüğü içinde [görünen ve görünmeyen varlık sahasında sorumluluk duyulacak yegâne merci, kural koyma yetkisini paylaşmayan, itaat ve teslimiyetin kesintisiz olarak yalnızca kendisine ait olması] olarak anlaşılmalıdır. 

وَلَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَهُ الدِّينُ وَاصِبًا أَفَغَيْرَاللَّهِ تَتَّقُونَ

«Göklerde ve yerde olan O'nundur. Kulluk da daima O'nadır. Allah'tan başkasından mı sakınıyorsunuz? (52)» (16/52) DİB Meal

Yunus Suresi 105. Ayette “lid-Dini Hanifen / Hanif olarak ed-Din’e yönelmek” olarak geçmektedir. Kuran’ın anlatımında İbrahim (a.s) için kullanılan “hanif” ifadesi “hakikati, doğruyu bulmak için mevcut hayat tarzı ve anlayışının terk edilmesi”dir.

وَأَنْ أَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ١٠٥

«Yine bana şöyle emredildi: “Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Sakın Allah’a ortak koşanlardan olma.» (10/105) DİB Meal

Rum Suresi 30. ayette DİN kelimesi KAYYIM kelimesiyle beraber “ed-Dinül Kayyım / dosdoğru din” olarak geçmektedir. Kayyım kelimesi Kuran’ın kullanımında [süregelen, değişmez, yürürlükte olan, olması gerektiği gibi doğru olan] anlamlarına gelmektedir.

فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَتَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ٣٠

«Hakka yönelerek kendini Allah'ın insanlara yaratılışta verdiği dine ver. Zira Allah'ın yaratışında değişme yoktur; işte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler.» (30/30) DİB Meal

وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ

وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ٥

«Oysa onlar, doğruya yönelerek, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur.» (98/5) DİB Meal

Rum Suresi 43. Ayette DİN kelimesi “Ekım vecheke li’d-dîni kayyım / kendini dosdoğru dine yönelt” tamlamasıyla kullanılmaktadır.

فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ الْقَيِّمِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللَّهِ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ٤٣

«İnsanların fırka fırka olacağı, Allah katından kaçınılmaz o günün gelmesinden önce, kendini dosdoğru dine yönelt.» (30/43) DİB Meal

Zümer Suresi 3. ayette DİN kelimesi HALİS kelimesiyle beraber “ed-Dinül Halis / saf-katışıksız din” olarak geçmektedir

أَلَا لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى

إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ

«Dikkat edin, halis din Allah'ındır; O'nu bırakıp da putlardan dostlar edinenler: "Onlara, bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz" derler. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola eriştirmez.» (39/3) DİB Meal

Mümin Suresi 14. ayette DİN Kelimesi “Muhlisine lehüd-Din / dini olması gerektiği şekilde” tamlamasıyla geçmektedir. MUHLİS, “saflaştıran, saf halini koruyan, kirlerden uzak tutan” anlamlarına gelmektedir. Ayette “Dinin indirildiği şeklini koruyarak ve indirilen şekle tam bir bağlılıkla” Allah’a yönelmek manası ön plana çıkmaktadır.

فَادْعُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ١٤

«Ey inananlar! İnkarcılar istemese de dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarın.» (40/14) DİB Meal

Şura Suresi 13. ayette “Şere‘a lekümü’d-dîne / din olarak buyurdu / kanun koydu” şeklinde geçmektedir.

شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدِّينِ مَا وَصَّى بِهِ نُوحًا وَالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى أَنْ أَقِيمُوا الدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فِيهِ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ اللَّهُ يَجْتَبِي إِلَيْهِ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي إِلَيْهِ مَنْ يُنِيبُ١٣

«Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: "Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin." Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.» (42/13) DİB Meal

أَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللَّهُ

وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ٢١

«Yoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer kesin yargı bulunmayacak olsaydı aralarında hemen hükmedilirdi. Doğrusu, zalimlere can yakıcı azap vardır.» (42/21) DİB Meal

Sözlüklerde [Ş-R-A] kökü “suyu ağzıyla içmek, su içirmek için develeri suya götürmek, esasını belirtmek, ilke koymak, yükseltmek, göstermek, desteklemek” manalarına gelmektedir. Teşri: kanun yapmak, yasama, Şari: Kanun koyucu, cadde, sokak kelimeleri de bu kökten türemişlerdir.

Şeriat sözlüklerde “Arapların hayvanlarını sulamak için suyun kaynağına götürmeleri” veya “kişinin kendisinin kaynaktan su içmesi” olarak karşımıza çıkmaktadır.

Öyleyse canlıların biyolojik olarak ihtiyaçları olan suya ulaşmak için katettikleri yol anlamına gelen ŞEREA kelimesi biz insanların da maddi ve manevi hayatlarının devamı için gerekli olan katlanarak yüründüğünde/uygulandığında hayat sunan, kanun ve yasaları ifade etmektedir, diyebiliriz.

Araf Suresi 51. ayette “İttehazû dînehüm lehven ve le‘iben / dinlerini alay ve eğlenceye alan” olarak geçmektedir.

الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا

فَالْيَوْمَ نَنْسَاهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَاءَ يَوْمِهِمْ هَذَا وَمَا كَانُوا بِآيَاتِنَا يَجْحَدُونَ٥١

«Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz.)» (7/51) DİB Meal

Enam Suresi 161. Ayette “Hedânî Rabbî ilâ sırâtın müstakîmin dînen kayyimen millete İbrâhîm’e Hanîfen / Rabbim beni SIRATI MÜSTAKIYM’e, DİNEN KAYYIMEN olan, HANİF olan İbrahim'in MİLLETİNE iletmiştir” olarak geçmektedir.

قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا

وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ١٦١

«"Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, gerçek dine, doğruya yönelen ve puta tapanlardan olmayan İbrahim'in dinine iletmiştir" de.» (6/161) DİB Meal

Kuranda DİN kelimesi Allah’ın dışında “Bir Melik veya güç sahibine itaat edip bağlanmak” olarak ta kullanılmaktadır.

فَبَدَأَ بِأَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَاءِ أَخِيهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَاءِ أَخِيهِ

كَذَلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ أَخَاهُ فِي دِينِ الْمَلِكِ

إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ وَفَوْقَ كُلِّ ذِي عِلْمٍ عَلِيمٌ٧٦

«Yusuf kardeşinin yükünden önce onlarınkini aramaya başladı; sonra kardeşinin yükünden su kabını çıkardı. İşte biz Yusuf'a böyle bir plan kullanmasını vahyettik. Çünkü hükümdarın kanunlarına göre kardeşini alıkoyamazdı, meğer ki Allah dileye. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her ilim sahibinden üstün bir bilen bulunur.» (12/76) DİB Meal

لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ٦

«"Sizin dininiz size, benim dinim banadır."» (109/6) DİB Meal

إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَنْ يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ١٩

«Allah katında din, şüphesiz İslam'dır. Ancak, Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın ayetlerini kim inkâr ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür.» (3/19) DİB Meal

قَاتِلُوا الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ

وَلَا يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حَتَّى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ٢٩

«Kitap verilenlerden, Allah'a, ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın.» (9/29) DİB Meal

Bu ayetlerden ve tanımlardan sonra anladığımız “Din” olarak sadece İslam’ı seçmiş olmanın yeterli olmadığı dinin kaynağının yalnızca Allah olduğu ve onun kullandığı terkipler üzerinden dini anlayarak hayat tarzı inşa etmemiz gerektiği anlaşılmaktadır.

En doğrusunu Allah bilir.

Kusursuzluk yalnızca Allah’a aittir.