Kuran’da Evlilik Yaşı
ahmetsogutcu@gmail.com
AHMET SÖĞÜTÇÜ
Ahmet Söğütcü
12/26/20255 min read
Evlilik yaşı hakkında geleneksel müktesebatta yer alan bazı rivayetler ve tarihsel uygulamalar, bugün özellikle İslam karşıtı çevreler tarafından malzeme yapılarak, İslam’da evlilik yaşına dair yanlış ve önyargılı ithamlar üretmektedir. Elbette İslam’a bu türden saldırılarda rivayet merkezli geleneksel fıkıh ve uygulamalarının da payı büyüktür.
Biz bu yazıda konuyla ilgili rivayetleri ve onlar üzerinden inşa edilen fıkhi müktesebatı tartışmayacağız. Yine konuyla ilgili olarak tarihi, kültürel, ve coğrafi şartları göz önünde bulundurarak üretilen yorumlara da değinmeye gerek duymadan, doğrudan ve hızlıca konuyla ilgili Kuran’ın ne dediğine odaklanacağız.
Konuyla alakalı temel düşüncemiz özetle şu şekildedir: Kur’an, evliliği basit bir toplumsal işlem değil, karşılıklı rıza ve sorumluluğa dayalı bir akid (Bakara,235) ve ağır bir misak (Nisa,21) olarak tanımlar. Böyle bir akdin tarafı olabilmek ise, kişinin sadece biyolojik bir eşiğe ulaşmasını değil; malda tasarruf, sosyal ilişkiler ve hayatın genel sorumlulukları konusunda rüşd, yani tam ehliyet ve akli olgunluk kazanmasını şart koşar. Bu sebeple Kuran’ın evlilik perspektifi, tarihte zaman zaman üretilmiş örfi uygulamalardan ve sorunlu rivayet okumalarından azade olarak, akid ehliyeti bulunan yetişkin bireyleri esas alır.
Bu meselede başvuracağımız temel ayet, Nisa Suresi 6. ayettir:
وَابْتَلُوا الْيَتَامٰى حَتّٰٓى اِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَۚ فَاِنْ اٰنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُٓوا اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْۚ وَلَا تَاْكُلُوهَٓا اِسْرَافًا وَبِدَارًا اَنْ يَكْبَرُواؕ وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْۚ وَمَنْ كَانَ فَقٖيرًا فَلْيَاْكُلْ بِالْمَعْرُوفِؕ فَاِذَا دَفَعْتُمْ اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ فَاَشْهِدُوا عَلَيْهِمْؕ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَسٖيبًا ﴿٦﴾
Yetimleri nikah çağına kadar deneyin. Eğer onlar da rüşd görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyorlar diye israf ederek ve aceleyle onu (mallarını) yemeyin. Kim zengin ise tamamen kaçınsın. Fakir olan kimse ise marufa göre yesin. Mallarını onlara verdiğiniz zaman şahit tutun. Hesap görücü olarak Allah yeter. (Nisa, 6)
Bu ayette her ne kadar konu, yetimlerin mal yönetimi olsa da, Kur’an aynı zamanda evliliğin hangi olgunluk seviyesinde mümkün olabileceğine dair temel bir prensip ortaya koymaktadır. Ayetin “nikah çağına ulaşma”yı emreden kısmı, bu çağın yalnızca biyolojik bir eşiğe indirgenemeyeceğini açıkça gösterir. Zira Allah, yetimlerin bu çağa “denenerek” ulaştırılmasını buyurur. Sınanma ise açık ki akılla, muhakemeyle ve davranış olgunluğuyla ilgili bir süreçtir. Bu nedenle ayetin işaret ettiği dönem, kesinlikle ergenlik veya salt büluğ çağı değil, bunların geride bırakıldığı, gerçek olgunluğun ortaya çıktığı bir dönemdir. Eğer bu denemelerde kişi de “rüşd” varsa, bu olgunluğun ölçülebilir ve gözlenebilir hale gelmiş olduğunu ifade eder. Böylece ayet, nikah çağını rüşdden ayrı düşünmez. Bilakis nikah akdinin mümkün olabilmesi için gerekli olgunluğun zaten rüşdi bir seviyeyi içerdiğini ortaya koyar. Kaldı ki kendi malı üzerinde tasarruf edemeyen bir kimsenin nikah akdi gibi sorumluluğu gerektiren bir sözleşmeyi kurması da mümkün değildir. Bu nedenle Nisa 6, evlilik ehliyetinin Kur’an’da ancak rüşd ile, yani tam akli yeterlilikle ortaya çıktığını gösteren en temel delildir.
Bu ayet hiçbir şüpheye yer bırakmadan, evliliğin ancak rüşde ulaşıldıktan ve kişinin mal sorumluluğunu üstlenebilecek akli olgunluğu kazandıktan sonraki bir süreç olduğunu ortaya koyar. Kuran’ın açık ifadesi, nikahın salt buluğla değil, rüşd ile ilişkilendirildiğini; yani bireyin kendi malını yönetebilecek, kararlarının sonuçlarını üstlenebilecek, sosyal ve zihinsel olgunluğa erişmiş bir yetişkin haline geldikten sonra evlilik akdine taraf olabileceğini göstermektedir. Böylece ayet, evliliğin çocukluk veya ergenlik dönemine değil, tam ehliyet ve sorumluluk sahibi olgun bireylerin gerçekleştirebileceği bir akid olduğunu kesin bir biçimde ifade eder.
Bu ayet Kur’an’da olmasaydı dahi, Kur’an’ın başka birçok yerinde nikahın karşılıklı rızaya dayalı bir akid ve ağır bir misak olarak tanımlanmasından, tarafların bu akde ehil olacak olgunluk seviyesine ulaşmış olması gerektiği zaten anlaşılacaktı. Çünkü nikah, bir başkasının—aile büyükleri de dahil—kişinin yerine karar verebileceği bir işlem değildir. Her iki tarafın bilinçli ve özgür iradesiyle kurulan bir sözleşmedir. Böyle bir akdin tarafı olabilmek için kişinin kendi malı üzerinde tasarruf edebilecek, kararlarının sonuçlarını üstlenebilecek tam ehliyet seviyesine ulaşmış olması zorunludur. Elbette bu ilke normal şartlar içindir. Kişilerde kalıcı zihinsel veya akli zayıflıklar varsa, böyle kişilerin asla evlenemeyeceği anlamına geldiği söylenemez. Bu tür durumlar arizi hallerdir ve istisna olarak değerlendirilir. Kuran’ın genel çerçevesi ise son derece nettir. Nikah, ancak olgun, karar verebilen ve kendi hayatına dair tasarruf yetkisine sahip bireylerin akdedebileceği bir sözleşmedir.
Esasında mesele, etrafında uzun uzadıya tartışmayı gerektirecek kadar karmaşık değildir. Yaşın tespiti kültürden kültüre veya coğrafyadan coğrafyaya değişiklik gösterse de burada esas ölçüt, bireyin akli olgunluğa erişmesi ve diğer yetişkinlerle aynı haklara sahip olabilecek seviyeye gelmesidir. Günümüzde bu sınır çoğu toplumda ortalama olarak 18 yaş kabul edilir; fakat bunun, herkesin tam olarak bu yaşta olgunlaştığını gösteren bir mutlaklık taşımadığı açıktır. Hukuk, uygulanabilirlik açısından belirli bir ortak yaş tayin etmek zorundadır. Bununla birlikte, daha erken veya daha geç yaşlarda olgunluğa ulaşılıp ulaşılmadığı gibi istisnai durumlar söz konusu olduğunda, bunların tespiti bireysel gözleme değil, kamu otoritesinin yetkilendirdiği bilirkişilerin değerlendirmelerine bırakılır.
Son olarak, meallerin ve tefsirlerin büyük bölümünde hatalı anlaşılan ve çevrilen bir ayete değinilecek, böylece konuyla ilgili herhangi bir sis perdesi kalmadığı kabul edilerek konu tamamlanacaktır.
وَالّٰٓئٖ يَئِسْنَ مِنَ الْمَحٖيضِ مِنْ نِسَٓائِكُمْ اِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلٰثَةُ اَشْهُرٍۙ وَالّٰٓئٖ لَمْ يَحِضْنَؕ وَاُو۬لَاتُ الْاَحْمَالِ اَجَلُهُنَّ اَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّؕ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مِنْ اَمْرِهٖ يُسْرًا ﴿٤﴾
Kadınlarınızdan adetten kesilen, eğer şüphe ederseniz iddetleri 3 aydır ve adet görmeyenler de (aynı şekilde). Hamile olanların süresi ise hamileliği bitene kadardır. Kim Allah’tan sakınırsa Allah onun için işini kolaylaştırır. (Talak,4)
Bu ayette birçok mealde—örneğin Diyanet mealinde—“lem yahidne” ifadesi “henüz hayız/adet görmemiş olanlar” şeklinde çevrilmiştir. Bu yorum, boşanma iddeti bekleyen adet görmemiş çocukların da söz konusu olabileceği gibi son derece korkunç yanlış sonuçlar çıkarılabilmektedir. Oysa Diyanet’in verdiği anlamın doğru olabilmesi için ayette “lem yahidne” değil, “lemma yahidne” ifadesinin bulunması gerekirdi.
Özetle, ayette kastedilen çocuklar değil, yetişkin olup da (reşid olma/ rüşde sahip olma) çeşitli sebeplerle adet görmeyen kadınlardır. Zira hastalık, hormon bozukluğu, geç adet görme veya düzensizlik gibi nedenlerle bir yetişkin kadın hiç adet görmemiş olabilir ve aynı şekilde uzun aralıklarla adet kesilmesi de mümkündür. Dolayısıyla bu ayetin çocuklarla veya yetişkinlik öncesi bireylerle herhangi bir ilgisi yoktur. Mesele bütünüyle yetişkin kadınlarda görülen fizyolojik durumlara ilişkindir.
Sonuç olarak Kuran’ın ortaya koyduğu çerçeve, evliliğin ancak akli olgunluğa erişmiş, sorumluluk sahibi ve tam ehliyetli bireyler arasında kurulabilecek bir akid olduğunu tartışmaya mahal bırakmayacak ölçüde açık bir şekilde göstermektedir.
Şüphesiz en doğrusunu Rabbimiz bilir.

Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
kuranevreni610@gmail.com
