Kuran’da Kullanılan Ashab (أصحاب) Kavramı Üzerine
kuranevreni610@gmail.com
FATIH CAN
Fatih Can
11/20/20258 min read
Kuranda doksan yedi kere geçen S-H-B kökünden türeyen sözcükler ve genel anlamları şu şekildedir; “Arkadaşlık etmek (Sahip), Eş (Hanım) (Sahibetün), Geçinmek (Sahıb), Bir şeye veya bir yere mensup olmak (Ashab)”
Bizim ele alacağımız kelime yetmiş sekiz kere “Bir şeye veya bir yere mensup olmak” anlamında kullanılan tekili Sahabi çoğulu ASHAB olan kavramdır. Bütün ayetleri tek tek burada yer vermek yerine konunun özünü anlatan ayetlerden örnekler verilecektir.
Bu kavram Kuran Sözlüğü olarak en temel sözlüklerden biri olarak bilinen Müfredat adlı eserde şu şekilde geçmektedir;
Sahib: Bir insan, hayvan, yer veya zaman olsun, (birine bir şeye) eşlik edip asla ondan ayrılmayan. Onun bu eşlik edişin bedenle-ki asıl olan budur ve çoğunlukla böyle gerçekleşir- ya da ilgi, ihtimam ve himmetle olması arasındaki herhangi bir fark yoktur. Yaygın kullanımda ise yalnızca (birbirine, bir şeye) “çok eşlik edip asla ondan ayrılmayan kişilerle” ilgili kullanılır. “Bir şeyin malikine, sahibine” ve “bir şeyle ilgili tasarrufa (hakkına) sahip olana” denir. (Ragıp El-Isfahani/Müfredat/Pınar Yayınları)
Kuranda geçen Ashab kavramını incelediğimizde bizlere sözlüklerde verilen “…asla ondan ayrılmayan” ifadesinin tersine “herhangi bir şeyin içinde veya yanında (o şeyin üretiminde herhangi bir dahli olmaksızın) o şeye refakat ederek aksi belirtilmedikçe sınırlı bir süre zaman geçiren kimse veya varlık” için kullanıldığı görülebilmektedir.
Şimdi bu anlamı zihnimizde oluşturan ayetler üzerinde düşünelim.
﴿وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ١٤
فَأَنْجَيْنَاهُ وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ وَجَعَلْنَاهَا آيَةً لِلْعَالَمِينَ١٥﴾ [العنكبوت: 14-15]
«Andolsun, biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi. (14) Biz de onu (Nûh’u) ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret kıldık. (15) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [29/ 14-15]
Örneğin yukarıda ayette bahsi geçen “Ashabı Sefine/Gemi Ashabı” ömürlerinin sonuna kadar gemide kalmamışlar, tufandan kurtuluncaya kadar (geçici süre) gemiyi kullanmışlardır.
Bu ayete biraz daha dikkatli bakıldığında gemiye binen herkesin kurtulmasına rağmen kurtulanları iki grup olarak “Ashabı Sefine” ve “Nuh” olarak zikredilmekte olduğunu ve “Ashabı Sefine” ifadesinin içerisine Nuh (a.s) girmediği görülecektir!? Her şeyi Hikmetle yapan Rabbimizin kullarına kılavuz olması için gönderdiği kitabında bu ifadeyi özellikle bu şekilde kullanmasının nedeni ASHAB kavramının anlam alanını bizlere belirlemek ve öğretmek olduğuna inanmaktayız.
Nuh ile Ashabı Sefine/Gemi Ashabı’nın ortak yanları içinde bulundukları gemi olduğunu biliyoruz fakat onları ayıran veya ayrı olarak zikrettiren şeyi öğrenmek için tekrar ayetlere yöneliyoruz.
﴿وَأُوحِيَ إِلَى نُوحٍ أَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ إِلَّا مَنْ قَدْ آمَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ٣٦
وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ٣٧﴾ [هود: 36-37]
Nûh’a vahyolundu ki: “Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başka, artık hiç kimse iman etmeyecek. O hâlde, onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı üzülme.” (36) “Gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulacaklardır.”(37) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [11/36-37]
﴿فَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ أَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَاءَ أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ٢٧﴾ [المؤمنون: 27]
Bunun üzerine Nûh’a, “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap” diye vahyettik. “Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nûh’a) dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır.” (27) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [23/ 27]
Nuh, gemiyi yapan ve “Ashabı Sefine”’nin belirli bir süre için gemiyi kullanımına hazırlayan olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla “Ashabı Sefine” gemiyi yapan değil, belirli bir amaç için gemiye binen ve felaketten kaçmak için bir süreliğine gemiye yerleşenler olduğu anlaşılmaktadır.
﴿قِيلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلَى أُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَ
وَأُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ٤٨﴾ [هود: 48]
Ona denildi ki: “Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle (gemiden) in. Daha birtakım ümmetler de olacak ki, biz onları (dünyada) yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine elem dolu bir azap dokunacak.” (48) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [11/ 48]
﴿وَحَمَلْنَاهُ عَلَى ذَاتِ أَلْوَاحٍ وَدُسُرٍ١٣ تَجْرِي بِأَعْيُنِنَا جَزَاءً لِمَنْ كَانَ كُفِرَ١٤
وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَا آيَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ١٥﴾ [القمر: 13-15]
Biz Nûh’u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik. (13) Gemi, inkâr edilen kimseye (Nuh’a) bir mükâfat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu. (14) Andolsun, biz onu bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan? (15) [54/13-15]
Bu ayetlerde de kullandıkları şeyi bıraktıkları anlatılmaktadır.
﴿وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ إِذْ جَاءَهَا الْمُرْسَلُونَ١٣﴾ [يس: 13]
«(Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti. (13)» Diyanet İşleri Meali (Yeni) [36/13]
Bu ayette bahsedilen “Ashabı Karye/Şehrin yaşayanları” bu şehri belirli bir dönem kullanmış ve geride kalanlara bırakmışlardır.
Kehf Suresi 9-26. Ayetler arası detaylı olarak “Ashabı Kehf/Mağara Ashabı” kıssası anlatılmaktadır. Salih bir grup genç toplumlarındaki zulümden kaçarak bir mağaraya sığınmışlar ve Rabbimizin rahmeti ile mucize olarak uzun bir süre mağarada uyku halinde kalmışlardır.
﴿أَمْ حَسِبْتَ أَنَّ أَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّقِيمِ كَانُوا مِنْ آيَاتِنَا عَجَبًا٩
إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا١٠﴾ [الكهف: 9-10]
Yoksa sen, (sadece) Ashab-ı Kehf ve Ashab-ı Rakîm’i mi bizim ibret verici delillerimizden sandın? (9) Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da, “Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır” demişlerdi. (10) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [18/9-10]
Bu gençlerin sığındıkları mağarayı kendileri yapmamışlar daha önceden hazır bir yer olan mağaraya sığınmışlardır. Ashabı Kehf’in başından geçen bu hadise ile ilgili olarak 9. Ayetin sonu “… şaşılacak ayetlerimizden/mucizelerimizden mi sandın.” İfadesi ile bizlere mucize tanımı hakkında bir takım bilgileri vermektedir fakat konumuz şuan bu olmadığından şimdilik üzerinde durulmayacaktır.
﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ
قَدْ يَئِسُوا مِنَ الْآخِرَةِ كَمَا يَئِسَ الْكُفَّارُ مِنْ أَصْحَابِ الْقُبُورِ١٣﴾ [الممتحنة: 13]
Ey iman edenler! Kendilerine Allah’ın gazap ettiği, kabirlerdeki kâfirlerin ümit kestikleri gibi tamamen ahiretten ümitlerini kesmiş bir toplumu dost edinmeyin. (13) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [60/13]
“Ashabı Kubur/Kabir Ashabı” olarak bahsedilenler kabirlerini kendileri hazırlayanlar değildir. Bilindiği üzere bir kimse öldüğünde onun kabri başkaları tarafından hazırlanır. Bizler biliyor ve inanıyoruz ki o kişiler kabirlerde sürekli kalmayacaklar bir gün kabirlerinden kaldırılacaklar.
﴿وَأَنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ لَا رَيْبَ فِيهَا وَأَنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ٧﴾ [الحج: 7]
Çünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur ve şüphesiz Allah, kabirlerdeki kimseleri diriltecektir. (7) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [22/ 7]
﴿وَمَا جَعَلْنَا أَصْحَابَ النَّارِ إِلَّا مَلَائِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِلَّذِينَ كَفَرُوا لِيَسْتَيْقِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذِينَ آمَنُوا إِيمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَذَا مَثَلًا كَذَلِكَ يُضِلُّ اللَّهُ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِيَ إِلَّا ذِكْرَى لِلْبَشَرِ٣١﴾ [المدثر: 31]
Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını inkâr edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü’minler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kâfirler, “Allah, örnek olarak bununla neyi anlatmak istedi” desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlar için ancak bir uyarıdır. (31) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [74/31]
﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ
عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ٦﴾ [التحريم: 6]
Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır. (6) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [66/ 6]
Bu ayetlerde “Ashabı Nar” olarak bahsedilenlerin Melaike olduğu anlaşılmaktadır. Bu Melaike cehennemde görevli olan grup olup onun hazırlanmasına müdahale etmeyen ya da yapımında görev almayanlardır.
﴿يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ٣٩﴾ [يوسف: 39]
“Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı ilâhlar mı daha iyidir, yoksa mutlak hâkimiyet sahibi olan tek Allah mı?” (39)» Diyanet İşleri Meali (Yeni) [12/39]
﴿يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَمَّا أَحَدُكُمَا فَيَسْقِي رَبَّهُ خَمْرًا وَأَمَّا الْآخَرُ
فَيُصْلَبُ فَتَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْ رَأْسِهِ قُضِيَ الْأَمْرُ الَّذِي فِيهِ تَسْتَفْتِيَانِ٤١﴾ [يوسف: 41]
“Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyanızın yorumuna gelince,) biriniz efendisine şarap sunacak, diğeri ise asılacak ve kuşlar başından yiyecektir. Yorumunu sorduğunuz iş böylece kesinleşmiştir.” (41) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [12/ 41]
Yusuf (a.s)’ın bu kişilerle olan birlikteliği zindanda başladı. (Bildiğimiz kadarıyla) Yusuf (a.s) zindana girmeden önce bu kişilerle bir arkadaşlığı olmadığı gibi sonrasında da herhangi bir arkadaşlık emaresine rastlanmamaktadır. Zaten bu kişilerden biri daha Yusuf zindandan çıkmadan önce ölmüştür.
Buraya kadar olan kısımda okuduğumuz ayetlerden anladığımız bu kavramın anlam çerçevesi şöyle oluşmaktadır;
(Gemi, köy, mağara, kabir vb.) bir şeyin Ashabı o şeye müdahale etmeden hazır bulup aksi belirtilmedikçe belirli bir süre ve belirli bir amaç için o yerde bulunup o yer veya o şeyden faydalanıp ona refakat eden, kullanıp sonra bırakanlar veya terk edenlerdir, diyebiliriz.
Bu tanımdan yola çıkarak okuyucunun zihninde şöyle bir soru oluşabilir. Öyleyse Kuran’da geçen “Ashabı Cennet/Cennet Ashabı” ve “Ashabı Nar/Cehennem Ashabı” olarak tanımlanan kişiler bu yerlerde geçici süre ile mi kalacaklar? Bu sorunun cevabına ulaşabilmek için örnek ayetler üzerinden Ashab kavramını incelemeye devam edelim.
﴿وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ٨٢﴾ [البقرة: 82]
İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. (82) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [2/82]
﴿وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ٤٢﴾
[الأعراف: 42]
İman edip salih ameller işleyenlere gelince -ki biz kişiye ancak gücünün yettiğini yükleriz- işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar. (42) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [7/ 42]
﴿لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ وَلَا يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلَا ذِلَّةٌ
أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ٢٦﴾ [يونس: 26]
Güzel iş yapanlara (karşılık olarak) daha güzeli ve bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar cennetliklerdir ve orada ebedî kalacaklardır. (26) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [10/26]
﴿وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ٣٩﴾ [البقرة: 39]
İnkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. (39) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [2/ 39]
﴿اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ
يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ٢٥٧﴾ [البقرة: 257]
Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar. (257) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [2/ 257]
﴿إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا
وَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ١١٦﴾ [آل عمران: 116]
İnkâr edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır. (116) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [3/116]
﴿وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ٣٦﴾ [الأعراف: 36]
Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenlere gelince, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. (36) Diyanet İşleri Meali (Yeni) [7/36]
Bu ve benzeri birçok ayette “Ashabı cennet/Cennet Ashabı” ve “Ashabı Nar/Cehennem Ashabı” olarak geçen yerlerde “HULD” ifadesi kullanılmıştır. Sözlüklerde bizlere aktarılan bilgide Ashab kavramı zaten “…asla ondan ayrılmayan” anlamını içinde barındırdığını ifade edilmektedir. Fakat ayetlerde bu ASHAB kavramının arkasından “…. orada sürekli kalıcıdırlar.” teyit ifadesiyle gelmektedir.
Okumalarımız sonucunda vardığımız kanaat Ashab kavramının anlam çerçevesi şöyle;
“(Gemi, köy, mağara, kabir vb.) bir şeyin Ashabı o şeye müdahale etmeden hazır bulup aksi belirtilmedikçe belirli bir süre ve belirli bir amaç için o yerde bulunup o yer veya o şeyden faydalanıp ona refakat eden, kullanıp sonra bırakanlar veya terk edenlerdir.”
Dolayısıyla Cennet veya Nar Ashabı anlatılırken bu kişilerin bu yeri terk edebilecekleri düşüncesini okuyucunun zihninden çıkarmak adına “O yerin ashabı olup onu başkasına terk etmeyecek kimse” anlamını oluşturmak için HULD ifadesi kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu ifade şekli aslında Rabbimizin ifadelerini özenle seçtiği noksan veya fazlalığa asla yer vermediğinin göstergesi olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu yazının bir iddia olarak değil kitabı anlama çabası ve anladıklarının paylaşımı olarak değerlendirmesini rica ediyoruz.
Allah en doğrusunu bilir,
Kusursuzluk Allaha aittir.

Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
kuranevreni610@gmail.com
