Kur’an’da Şefaatin Mahiyeti: Reddedilen Kötü Şefaat ve İzin Verilen Güzel Şefaat

ahmetsogutcu@gmail.com

AHMET SÖĞÜTÇÜ

Ahmet Söğütçü

11/29/202515 min read

Bu çalışmada savunulan temel görüş şudur: Kur’an’da ahirette reddedilen şefaat, dünyadaki kötü şefaat türüne karşılık gelir; izin verilen şefaat ise dünyadaki güzel şefaatin mahiyetini taşır.

Bu yazının amacı çokça tartışan şefaat konusunda sadece piyasadaki meallere mukayeseli biçimde bakan sıradan bir Kuran okuyucusunun fark edebileceği iki tür şefaatin varlığını vurgulamaktır. Bu da güzel şefaat ve kötü şefaat. Yazıda az sayıda bir takım teknik ifadelerin varlığı sadece bu farkındalığı güçlendirmek için vardır. Kötü şefaat yani aracılık nedir güzel şefaat yani aracılık nedir sorusuna cevap da herkesin takdir edebileceği kadar açık bir meseledir.

Sonunda değerlendirme bölümünde de bu hatırlatılmıştır. Yine değerlendirme bölümünde geleneksel anlayışın bozuk şefaat anlayışı meşhur olduğu için detaylarına girilmemiş sadece kötü şefaat bahsinde zihinlerdeki izdüşümü vurgulanmıştır. Ancak yazının en son bölümünde şefaate karşı ileri sürülen bazı yaklaşımlar da sıralanmıştır ki bu görüşler meselenin anlaşılması yerine konunun daha da karmaşık bir hal almasına sebep olmuştur. Ancak metnin amacı bu iddiaların her birini tek tek çürütmek olmadığından, konuyla ilgili gerekli görülen ayetler üzerinden kısa ve doğrudan açıklamalar yapılmakla yetinilmiştir.

Kur’an’da en çok tartışılan meselelerinden biri de şefaat konusudur. İlk bakışta ayetler arasında iki farklı ifade tarzı dikkat çeker. Bir grup ayet şefaati kesin bir dille reddeder; O gün hiç kimsenin kimseye fayda sağlayamayacağını, kimsenin bir başkasının yükünü üstlenemeyeceğini, araya girip birini kurtaramayacağını bildirir. Bu ayetlerde şefaatin geçersiz olduğu, hesap gününün mutlak adalet ve bireysel sorumluluk esasına göre işleyeceği açık şekilde vurgulanır. Bununla birlikte başka bazı ayetlerde, şefaatin ancak Allah’ın izniyle gerçekleşebileceğine dair ifadeler yer alır. Bu ayetler, insanların kendi başlarına şefaat etme gücüne sahip olmadıklarını, ancak Allah’ın razı olduğu ve izin verdiği kimselerin şefaat edebileceği gibi yine razı olduğu kullar için faydaya sebep olacağı belirtilir.. Bu iki farklı görünüm, Kur’an’ın şefaat konusunu nasıl ele aldığına dair dikkatli bir okuma gerektiğini gösterir. Bu sebeple şefaat meselesi, hem ayetlerin dilsel yapısının hem de Kur’an’ın adalet ve tevhid ilkeleriyle birlikte değerlendirilmesini gerektiren konulardan biridir.

Konuyla ilgili ayetlere geçmeden önce şefaat nedir ve Kuranda şefaat ile ne kastedilmektedir bunu anlamaya çalışalım.

Şefaat kelimesi Şın-Fe-Ayın kökünden gelir ve kökün asli anlamı “çift yapmak, tek olanı çiftlemek”tir. Bu anlamın arka planında, zayıf veya yalnız olan bir şeye bir güç, bir destek ekleyerek onu “tamamlamak” fikri vardır. Bu nedenle klasik Arapçada şefaat, bir kimsenin konumunu güçlendirmek veya onu desteklemek üzere başka birinin onun yanına eklenmesi, yani tek olanı çiftlemeye benzer bir destek vermesi biçimindedir. Kavramın dini bağlamda “bir kimsenin lehine aracılık etmek, onun durumunu güçlendirici bir söz söylemek” gibi bir anlam kazanması da bu temel kök manasından türemiştir.

Nitekim Kuran’da şu ayette kelimenin neredeyse sözlük manası tam olarak ortaya çıkmaktadır.

مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَص۪يبٌ مِنْهَاۚ وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُق۪يتاً

Kim güzel bir şefaatle/aracılığa aracılık ederse, ona da ondan bir hisse vardır. Kim de kötü bir aracılığa aracılık ederse ona da ondan benzer sorumluluk vardır. Allah, her şey üzerinde gözetici/hakimdir. (Nisa, 85)

Bu ayette dikkat çekici hususlardan biri, şefaat etme fiilinin masdarı “şefaaten”ve mefulü mutlak olarak kullanılmış olmasıdır. Mefulü mutlaklar, izafet veya sıfatla nitelendirildiklerinde, eylemin türünü ve niteliğini gösterir. Ancak ayette herhangi bir işten veya amelden söz edilmemiştir; kastedilen doğrudan “güzel bir şefaat” veya “kötü bir şefaat”tir.

Çoğu meal, sanki iş ya da amel zikredilmiş gibi bir anlam vermektedir; oysa bu doğru değildir. Bu ayrım önemlidir çünkü iyi bir iş için de kötü bir şefaat—yani yanlış bir aracılık—olabilir. Her ne kadar kötü bir iş için iyi bir aracılıktan söz edilemese de, iyilik ve güzelliklere ulaşmak veya bunlara aracılık etmek, meşru yollarla ve Allah’ın koyduğu ilke ve kurallar çerçevesinde yapılmalıdır. Dolayısıyla ayette iş veya amelin zikredilmemesi, şefaatin niteliğini ve çerçevesini anlam açısından daha net bir şekilde sunar.

Bu ayet, konumuzla ilgili diğer ayetler arasında müstesna bir konuma sahiptir. Hem şefaatin anlamını öğretici bir nitelik taşır hem de şefaatin türlerini kategorize edici bir işlev görür. Konuyla ilgili diğer ayetleri incelerken, bu ayete gerektiğinde geri dönülerek anlamın pekiştirilmesi mümkündür. Zira bu ayet, şefaat meselesinde kilit bir referans olarak değerlendirilmelidir. Diğer ayetler bu olmadan da anlaşılabilir, ancak bu ayet, konuyla ilgili önemli bir hatırlatma ve yönlendirme işlevi görür.

1-Ahirette şefaat hakkında kesin bir şekilde şefaatin olmadığını ifade eden ayetler:

Öncelikle birinci ayetler grubuna bakalım. Bu grup, şefaati kabul edenlerin bile kendilerine bu konudan bir malzeme bulamayacaklarını veya iddialarını savunmak için kullanamayacaklarını gösterir. Bu ayetler, şefaatin mutlak anlamda belirleyici bir unsur olmadığını ve Allah’ın mutlak adaletini açıkça vurgular. Hiç kimsenin başkasının yükünü taşıyamayacağı, kimseye fayda sağlayamayacağı ve araya girip birini kurtaramayacağı bu ifadelerde net bir şekilde belirtilir. Hesap günü, bireysel sorumluluk ve mutlak adalet ilkeleri çerçevesinde işler. Bu ayetler, şefaatin sınırlarını kesin bir dille çizerek, okuyucuya şefaat anlayışında temel bir çerçeve sunar.

وَاتَّقُوا يَوْماً لَا تَجْز۪ي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْـٔاً وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُون

Sakının öyle bir günden ki hiçbir nefis başka bir nefs için bir karşılıkta bulunamaz, ondan ne şefaat kabul edilir ne de herhangi bir denk alınır ve onlara yardım da edilemez. (Bakara,48)

Açıklama: Ahirette şefaat yok…

وَاتَّقُوا يَوْماً لَا تَجْز۪ي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْـٔاً وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا تَنْفَعُهَا شَفَاعَةٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

Sakının öyle bir günden ki hiçbir nefis başka bir nefs için bir karşılıkta bulunamaz, ondan ne bir denk kabul edilir ne de ona şefaat fayda sağlar ve onlara yardım da edilmez. (Bakara, 123)

Açıklama: Ahirette şefaat yok…

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ ف۪يهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَاعَةٌۜ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ

Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiklerimizden alış verişin olmadığı, şefaatin olmadığı gün gelmeden önce infak edin. Ve kafirler, onlardır zalim olanlar.(Bakara, 254)

Açıklama: Ahirette şefaat yok, üstelik doğrudan muhatap iman edenlere sesleniliyor…

وَاَنْذِرْ بِهِ الَّذ۪ينَ يَخَافُونَ اَنْ يُحْشَرُٓوا اِلٰى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ وَلِيٌّ وَلَا شَف۪يعٌ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

Rablerinin huzurana toplanacaklarından korkan kimseleri onunla(Kuran) uyar. Onlar için O’nun dışında ne bir Veli vardır ne de bir şefaatçi vardır. Umulur ki onlar sakınırlar. (Enam, 51)

Açıklama: Ahirette Allah’ın berisinden bir şefaatçi yok. Üstelik bu ayette bahsi geçenler kafirler değil tam tersi Rablerinin huzura çıkacakları günden korkan kişiler.

وَذَرِ الَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَهُمْ لَعِباً وَلَهْواً وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِه۪ٓ اَنْ تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْۗ لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِيٌّ وَلَا شَف۪يعٌۚ وَاِنْ تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَا يُؤْخَذْ مِنْهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اُبْسِلُوا بِمَا كَسَبُواۚ لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَم۪يمٍ وَعَذَابٌ اَل۪يمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ۟

Dinlerini oyun ve eğlenceye alanları, dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak. Herhangi bir nefis kazandığıyla helake düşer diye, onunla (Kuranla) hatırlat. Onun için Allah’ın berisinden ona ne bir yardımcı, ne de bir şefaatçi vardır; eğer fidye verirse ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları sebebiyle azaba düçar olanlardır. Onlar için, kafirlik etmelerinden dolayı, orada kızgın bir içecek ve elim bir azab vardır.(Enam, 70)

Açıklama: Ahirette şefaatçi yok…

وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادٰى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَٓاءَ ظُهُورِكُمْۚ وَمَا نَرٰى مَعَكُمْ شُفَعَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ اَنَّهُمْ ف۪يكُمْ شُرَكٰٓؤُ۬اۜ لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ۟

Kesinlikle ilk defa yarattığımız gibi tek başına bize geldiniz ve size verdiğimiz şeyleri arkanızda bıraktınız. “İçinizde ortak olduğunu iddia ettiğiniz şefaatçilerinizi göremiyoruz?! Aranızdaki bağlar koptu ve iddia etmekte olduklarınız sizden ayrıldı.” (Enam, 94)

Açıklama: Ahirette Şefaatçi diye iddia ettiklerinin orada hiç rolü olmayacak, kendilerinden kaçacak.

Araf 53, Yunus 18, Şuara 100, Secde 4,Rum 13, Yasin 23, Mümin 18, Zumer 43, Müddesir 48 bu ayetlere bakıldığı zaman şefaatin bu ayetlerde varlığına dair hiçbir işaret bulunmamaktadır.

2- Şefaat Hakkında Tartışmaya Sebep Olan Ayetler:

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْحَيُّ الْقَيُّومُۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۜ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَشْفَعُ عِنْدَهُٓ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۜ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُح۪يطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِه۪ٓ اِلَّا بِمَا شَٓاءَۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ وَلَا يَؤُ۫دُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ

Allah, kendisinden başka ilah olmayandır, elHay’dır, Elkayyum’dur. Onu ne uyuklama ne de uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’na aittir. Kimdir onun katında şefaat edecek izni dışında? O onların önlerindekini de arkalarındakini bilir. O’nun dilemesi hariç ilminden hiçbir şeyi kuşatamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları muhafaza etmek ona ağır gelmez. O çok yücedir, Azim’dir. (Bakara,255)

Açıklama: Yukarda bu ayetten hemen önceki ayette hitap müminlere dönük olmasına rağmen ahirette şefaatin olmadığı ifade edildikten sonra bu ayette Allah’ın izni olmadan şefaat edebilecek kimdir? diye sorulmaktadır. Elbette bu soru bunu olumsuzlamak için sorulmuştur. Yani Allah’ın izni olmadan böyle bir kişinin olması mümkün değildir. Fakat zaten Müslümanlar arasında hangi görüşe sahip olursa olsun Allah’ın izni veya müsaadesi olmadan herhangi birinin şefaat edebilmesi imkan dahilinde gören yoktur. Şefaatin imkanını savunanlar bu ayette de zaten müşriklere dönük olarak uydurdukları bir takım güçlerin şefaate malik olabilecekleri iddiasına karşı olduğunda hemfikirdir. Yani bu ayetin soru tarzında olumsuz biçimde gelmesi Allah’ın izni olmadığı halde ileri sürülen şefaatçilere bir reddiyedir. Kaldı ki müşrikler bile şefaatçilerinin Allah’ın izni dışında bunu yapabildiklerini iddia etmemektedir. Ancak bu ayet ve benzerlerinde olduğu gibi onların izni olmadığı anlaşılır. Özetle bu ayete bakarak şefaat belli ilkeler dahilinde vardır veya yoktur denilemez. Sadece Allah izin vermediği halde, böyle bir izne dair Allah’tan izni varmış gibi inanç oluşturanlara reddiye taşır. Elbette şefaatin varlığına inananlar arasında da Kuran’da hiçbir işaret olmamasına rağmen bir takım kimseleri rivayetler yoluyla veya uyduruk çıkarımlarla şefaatçi ilan edenler vardır. Kendi şeyhlerini, Allah dostu diye iddia ettikleri kişileri, hafızları üstelik kaç kişiye olduğuna kadar kontenjan vererek şefaatçi ilan edenler bu ayetlerdeki reddiyenin muhatabı olurlar.

اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ مَا مِنْ شَف۪يعٍ اِلَّا مِنْ بَعْدِ اِذْنِه۪ۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri 6 evrede (gün) yaratan sonra da arşta tam hakimiyet kuran, işler çekip çeviren Allah’tır. O’nun izninden sonra herhangi bir şefaatçi yoktur. İşte Rabbiniz Allah böyledir. O halde sadece O’na kulluk edin. Hala tezekkür etmiyor musunuz?

Açıklama: Bu ayette şefaatin imkan dahilinde olduğu açıkça ifade edilmekte ancak ahiretteki bir şefaatten bahsedildiği kesin olarak söylenememektedir. Allah tüm işlerin çekip çeviricisi, tek hakimidir. Ancak izniyle bu işler için bir takım aracılar tayin edebilir. Ki bunlar da en başta melekleridir. Buradan da şefaatin ahirette, hesap günü imkanı olduğuna dair delil çıkmamaktadır. Hele ki mevcut geleneksek kabule dayalı şefaatle bunun bağlantısı yoktur.

وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ

Mücrimler sürülerin suya götürülmesi gibi cehenneme sevk edilirler.

لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۢ

Onlar şefaate malik değillerdir. Ancak Rahman’ın indinde kendisine söz verilmiş olanlar hariç. (Meryem 87)

Açıklama: Bu ayet ahiretten bahsetmektedir. Mücrim yani günaha batmış olanların cehenneme sevkinden bahsedilmektedir. Cehenneme giden bu kişilerin de şefaate malik olmadığından ancak Rahman’dan söz almış olanların ise şefaate nail olacağından bahsedilmektir. Burada şefaatin imkanı olduğu ahirette de olacağından bahsedilmektedir. Ancak burada söz alanlar mücrimler içinden bir kısmı mıdır yani kafir veya müşrik olmayan müminler arasında günahları ağır basan kişiler midir yoksa burada istisna edilenler, mücrimler dışındakiler midir? Yani ayetteki istisnaı muttasıl da olabilir istisnai munkatı da. Örneğin “öğrenciler gitti çalışkanlar hariç” bu isntisnai muttasıldır. Çalışkanlar öğrenciler grubuna dahildir. “öğrenciler gitti öğretmenler hariç” bu da istisnai munkatıdır. Burada istisna edilen öğretmenler öğrenci grubuna dahil değildir. Bunu şimdilik bir soru olarak burada bırakalım ancak şurası açıktır ki birileri için bir şefaatten bahsedilmektedir.

يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلاً

İşte o gün Şefaat fayda vermez ancak Rahman’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseler hariç. (Taha, 109)

Açıklama: Bu ayette ahirette Allah’ın kendisine izin verdiği ve söz olarak razı olduğu kimsenin şefaatinin fayda vereceği bellidir. Demek ki Allah izin verdiği ve sözünden razı olunan bir takım kulların yapacağı şefaatte fayda vardır.

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَۙ اِلَّا لِمَنِ ارْتَضٰى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِه۪ مُشْفِقُونَ

Onların önlerinde ve arkalarındakini bilir. Hoşnut olduğu kimseler hariç şefaat etmezler. Ve onlar O’na saygısından titremektedir.( Enbiya 28)

Açıklama: Bu ayette bağlam Melekler ve Allah’a veled ittihaz ettikleri saygın kullarla alakalıdır. Bu ayetten onların şefaat ettikleri ancak sadece Allah’ın kendisinden hoşnut olduğu, razı olduğu kullar için bunu yaptıkları ifade edilmektedir. Bu ayette şefaatin imkan dahilinde olduğu açıkça ifade edilmekte ancak ahiretteki bir şefaatten bahsedildiği kesin olarak yine söylenememektedir. Fakat 1 tane ayet bile olsa ahirette şefaatin imkanı varsa artık ayette bahsedilen dünya mı ahiret mi olduğu konumuz açısından çok önemli değildir. Zira bu konudaki istatistik veya oran elbette konunun başka yönleriyle ilgili olarak önemli olsa da bizim araştırma alanımız açısından önemli değildir.

وَلَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُٓ اِلَّا لِمَنْ اَذِنَ لَهُۜ حَتّٰٓى اِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَاۙ قَالَ رَبُّكُمْۜ قَالُوا الْحَقَّۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ

O’nun katında şefaat fayda sağlamaz ancak izin verdiği kimseler için hariç. Ta ki onlar kalplerinden büyük dehşet giderilince derler ki: Rabbiniz neyi buyurdu? Onlar da:”elHakkı” derler. O çok yüce ve büyüktür. (Sebe, 23)

Açıklama: Bu ayette açıkça şefaatin Rahman’ın izin verdiği kullar için ancak fayda sağlayacağı bellidir. Mevzunun ahirette geçtiği de bağlamdan anlaşılmaktadır.

قُلْ لِلّٰهِ الشَّفَاعَةُ جَم۪يعاًۜ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Deki şefaat bütünüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin mülkü sadece O’nundur. Sonra ona döndürüleceksiniz. (Zümer, 44)

Açıklama: Bu ayetten hemen önce Allah’ın berisinden (dunundan) şefaatçiler edinenler reddedildikten sonra bu ayette şefaatin tümüyle Allah’ın tekelinde olduğu ifade edilmiştir. Bu ayette şefaatin hiç olmadığını iddia edenler tarafından delil olarak sunulmaktadır ama bu doğru değildir. Olmayan şeyin veya yüzde yüz batıl olan bir şeyin aitliği de Allah’a isnat edilmez. O halde şefaati Allah’ın kendisi mi yapacak? Elbette hayır. Allah şefaatin zaten arz edileceği üst makam ve otoritedir. Şefaatin Allah’a ait olması sadece O’nun insiyatifinde ve kuralları dahilinde bir şefaatten söz edilebileceğini gösterir.

وَلَا يَمْلِكُ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

O’nun berisinden yakardıkları kişiler şefaate malik değillerdir ancak bilerek hakka şahitlik eden kimseler müstesna (zuhruf, 86)

Açıklama: Bu ayette de şefaate bile bile hakka şahitlik edenlerin sahip olacağı açıktır.

وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمٰوَاتِ لَا تُغْن۪ي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـٔاً اِلَّا مِنْ بَعْدِ اَنْ يَأْذَنَ اللّٰهُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْضٰى

Göklerde nice melek vardır ki onların şefaati ancak Allah’ın izin verdiği ve dilediği ve razı olduğu kimseler dışında hiç bir faydaya sahip değildir. (Necm 26)

Açıklama: Ayette Meleklerden pek çoğunun Allah’ın izniyle şefaat edeceğine ancak faydayı sadece Allah’ın dilediği, razı olduğu kullara alabileceği anlaşılmaktadır.

Değerlendirme:

Öncelikle yukarıda da değindiğimiz şu hususu tekrar hatırlatmakta fayda var. Şefaatin olmadığını ifade eden ayetlerin sayısı istisna ile imkanı olanlardan çok daha fazladır. Ancak buraya kadar sunulan ayetlerde şefaatin olmadığına dair ayetlerden sadece bir kaçını zikrederken ve diğerlerinin numarasını verilirken, olma ihtimali bulunan ayetlerin hepsi zikredildi. Bunun sebebi kendi görüşümüze zemin hazırlamak için değil, zaten istisnası bulunan şefaat ayetleri olmasaydı konunun tartışılacak veya izaha gerek duyulacak bir konu olmayacağı içindir. İstisnası bulunan ayetler eğer olmasaydı, bu yazıdan tek bir cümle çıkacaktı. “Şefaatin hiçbir türlüsü ahirette yoktur” der geçerdik. O yüzden konuyu anlayabilmek adına tartışmaya sebep teşkil eden ayetlerin hepsini zikrettik.

Buraya kadar baktığımız ayetlerden bir kısmı şefaatin ahirette olmayacağını söylerken bir kısmı da ancak şefaat edebilenlerin Allah’ın izin verdiği kullar için imkan dahilinde olup yine onların şefaatinin de razı olduğu kullar üzerinde olduğundan bahsedilmektedir.

Bu durumda ahiretteki şefaati anlamanın yolu, bu konuyla doğrudan alakası olmayıp da şefaat kelimesinin geçtiği tek ayet olan Nisa 85. ayettir. Bu ayet konunun anlaşılması açısından kritik bir ayettir. Ayeti tekrar hatırlayalım:

مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَص۪يبٌ مِنْهَاۚ وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُق۪يتاً

Kim güzel bir şefaatle/aracılığa aracılık ederse, ona da ondan bir hisse vardır. Kim de kötü bir aracılığa aracılık ederse ona da ondan benzer sorumluluk vardır. Allah, her şey üzerinde gözetici/hakimdir. (Nisa, 85)

Ayette şefaat kelimelerinin “hasene” ve “seyyie” sıfatlarıyla birlikte kullanılması, şefaatin niteliğine göre farklılaşabileceğini gösterir. Bu da bize dünyada “güzel şefaat” ve “kötü şefaat” türlerinin mevcut olduğunu gösterir. Dünyadaki bu iki türü kavradığımızda, ahirette şefaat konusundaki Kur’ani yaklaşımı da daha anlaşılır hale gelir.

Öncelikle kötü şefaatten, yani aracılık türlerinden söz edelim:

Şefaaten seyyieten:

Kötü şefaat ya da kötü aracılık, dünyada kolaylıkla anlaşılabilir bir olgudur. Bir kötülüğe hizmet eden, gayri meşru yolları kullanan, haksızlığa yol açan, iltimas, torpil, adam kayırma ve nepotizm içeren aracılık, kesinlikle kötü ve çirkin bir aracılıktır. Kuran’da müşriklerin ahirette ileri sürdükleri şefaat de bu türdendir. Onlar, sevdikleri ve Allah dışında hoşnut ettikleri kişiler aracılığıyla hak etmedikleri bir konum elde etmeyi umarlar. Tıpkı dünyada uyguladıkları gibi… Adam kayırmacılık, hak etmedikleri mevki ve görevleri, sözünü dinletebildikleri kişiler üzerinden elde etmeye çalışırlar; ahirette de benzer bir durum beklerler.

Onlar inanırlar ki, Allah’ın hoşnutluğunu kazanacak ve belirli kişileri memnun edecek araçlar varsa, Allah onların aracılığıyla yapılacak talepleri geri çevirmeyecektir. İşte bu, şirk temelli bir şefaat anlayışıdır. Dünyada da, ahirette de bu tür şefaatler geçerli olmayacaktır. Dünyada bunu yapanlar cezalandırılacağı gibi, ahirette de bu beklentilere sahip olanlar umutları boşa çıkarılacaktır . Sevdikleri ve memnun etmeye çalıştıkları kişiler ne konumda olursa olsun, onlara torpil geçilmeyecektir. Zaten bu tür sevgi ve saygı ilişkileri menfaat odaklıdır; hakiki sevgi ve bağlılık içermez. Eğer aracı olarak kullandıkları kişi makamını kaybederse, yakınları kısa sürede ondan uzaklaşır. Ahirette ise Allah’ın yücelttiği makam sahipleri onlara bakmayacak, kendi uydurdukları şefaatçiler ise onlardan kaçacaktır.

Şefaaten haseneten:

Güzel şefaate gelince, bu tür aracılık iyi ve güzel işleri, Allah’ın koyduğu kurallara bağlı olarak gerçekleştiren bir eylemdir. Amaç, iyiliğe ve hakkın ayakta tutulmasına hizmet etmektir. Dünyada bu aracılık, hak yerini bulsun diye yapılır; torpil ve adam kayırmacılık içermez. Kendi sevdiği veya yakınlarının hatrını değil, Hakkın hatrını ön planda tutar.

Bu aracılık, adaletin tecellisi için yapılır ve Rabbinin rızasını esas alır; başkalarının değil. Kendi aleyhine olsa bile, en yakınları aleyhine olsa bile hakka şahitlik eder, iyiliğin ve güzelliğin, Allah’ın razı olduğu işlerin gerçekleşmesine gayret gösterir. Gidilen yol meşru, hedef meşrudur. Kimseye haksızlık yapılmaz; tam tersine, hak sahibine hakkı teslim edilir.

Ahirette kendisine şefaat izni verilen kişilerin sıfatları özellikle vurgulanır. Bu kişiler, hakkı şahitlikle ortaya koyan ve Rabbinin razı olacağı sözleri söyleyen kimselerdir. Ahiret, adeta büyük bir mahkeme salonudur; bu mahkemede konuşanlar, hakimlerin hakimi olan Allah’ın izniyle konuşur ve hakkı ortaya koyarlar. Şahitler çağrılır, gerçekler herkesin gözü önünde açıklanır; hiçbir adaletsizlik ve kapalılık kalmaması için söz hakkı, izin verilenlere verilir.

Rabbimizin razı olduğu kullar için gerçekleştirilecek bu mahkemede de şefaat edenler, hak sahiplerinin haklarına kavuşabilmesi için aracılık eder. Buna karşılık, “hamili kart yakınımdır” tarzındaki şefaat anlayışı müşriklerin inancıdır. Kötü şefaat, dünyada Allah’ın razı olmadığı bir eylemdir ve ahirette de hiçbir karşılığı yoktur.

Mahkemenin sahibi, rahmeti sınırsız olan Allah’tır; mahkemenin tek hakimi ve yetkilisi de O’dur. Kullarından razı olduklarını cennete atmak veya cehenneme göndermek için doğrudan hareket edebilirdi. Ancak O, cennete veya cehenneme gidenlerin niçin ve nasıl bu duruma geldiğini gözler önünde gösterecek; kalplerde haksızlık veya kuşku bırakmadan, hakkın tam anlamıyla tecelli etmesini sağlayacaktır.

Özetle, ahirette istisna tutulan şefaat, güzel şefaattir (hasen şefaat). Rabbimiz, bunu gerçekleştirdiğinde, hakkı söyleyen ve sözünden razı olacağı kullarını belirleyerek onların aracılığıyla şefaatin devreye girmesini sağlar.

Notlar: Konuyla ilgili farklı görüşler açısından, kötü şefaate dair söylenecek çok şey olmakla birlikte burada şu kadarıyla iktifa edebiliriz: Geleneksel şefaat anlayışı, hem dünyada hem ahirette adalet ve kabul imkanı olmayan, şirk unsurlarıyla dolu bir anlayıştır.

Şefaati geleneğin anladığı gibi anlamayanlar arasında belirtilmesi gereken bazı yaklaşımlar şunlardır:

Bazıları: Ahirette şefaatin hiç olmadığını ifade etmiştir ki müşrik anlayışına bir tepki olsa da Kuran bütünlüğüne uygun değildir.

Bazıları: İzin kelimelerinin etimolojisine (duyuru, ezan vb.) girerek ayetleri tevil etmeye çalışmış; oysa “izin” kelimesi dinlemek, kulak vermekten istiare yoluyla Türkçede de kullandığımız izin, müsaade anlamını taşır.

Bazıları: Şefaatteki istisna ayetlerinin ahiretle ilgili olmadığını iddia etmiştir; bu da doğru değildir.

Bazıları: Şefaatin yalnızca cehenneme giden günahı ağır basmış müminlerin sonradan çıkarılması amacıyla kullanılacağını ileri sürmüş, bu da doğru bir tespit olmadığı gibi karşı çıktığı geleneksel şefaat anlayışını ehlileştirme işidir.

Bazıları: cennete gideceklerin makamını yükseltmek için olacağını öne sürmüştür; Bu da bir öncekiyle aynı yapıdadır.

Bazıları: Şefaat ayetlerindeki istisna edatlarının aslında olacağından dolayı değil de sırf Allah’ın hakimiyetini göstermek maksadıyla olduğunu iddia etmiştir ama tatmin edici ve Kuran bütünlüğünde karşılığı olmayan bir yaklaşımdır.

Bazıları: Kuran akidevi konularda tedrici bir yöntem izlemiştir. Birden müşriklerin şefaat inancını reddetmek yerine yavaş yavaş, önce daraltıp sonra tamamen yok demiştir şeklinde fikirler ileri sürmüştür ki böyle bir yöntem kabul edilemez.

Geleneksel anlayışın genellikle ve istismar aracına dönmüş bozuk şefaat/kötü şefaat anlayışına karşı geliştirilen bu tür söylemlerin pek çoğu, sıradan bir Kur’an okuyucusu veya mukayeseli meallere bakan kişiler tarafından fark edilebilecek zayıflıklar taşımaktadır. Önceki alimlerin her ayet ve konuya özel görüşlerini bir araya getirerek konuyu daha karmaşık hale getiren sayısız yayın ve inceleme bulunmaktadır. Bu nedenle, konuya özel yazılmış akademik incelemeler ve kitaplar, çoğu zaman ışık tutmak yerine anlaşılmazlığı artırmaya katkı sunmuştur.