Makamı İbrahim ve Namaz: Bakara 125 Bağlamında Bir Değerlendirme

ahmetsogutcu@gmail.com

AHMET SÖĞÜTÇÜ

Ahmet Söğütçü

11/16/20257 min read

وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْنًا وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ اِبْرٰهٖيمَ مُصَلًّى وَعَهِدْنَا اِلٰى اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ اَنْ طَهِّرَا بَيْتِىَ لِلطَّائِفٖينَ وَالْعَاكِفٖينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ۝

Bakara 125 Diyanet Meali: 2.125 - Hani, biz Kâbe'yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim'den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail'e şöyle emretmiştik: "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kâbe'yi) tertemiz tutun."

Elmalılı Hamdi Yazır Meali: 2.125 - ve o vakit beyti şerifi insanlar için dönüp varılacak bir sevabgâh ve bir darüleman kıldık -siz de makamı İbrahimden kendinize bir namazgâh edinin- ve İbrahim ve İsmaile şöyle ahd verdik: Beytimi hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için, hem rükü ve sücude varanlar için tertemiz bulundurun

Ali Bulaç Meali: 2.125 - "Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik."

Süleyman Ateş Meali: 2.125 - Biz Beyt'i (Ka'be'yi) insanlara sevâp kazanılacak bir toplantı ve güven yeri yaptık. Siz de İbrâhim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrâhim ve İsmâ'il'e: Tavaf edenler, ibâdete kapananlar, rükû ve secde edenler için Ev'imi temizleyin! diye emretmiştik.

Çoğu meallerde bu ayette yer alan "وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى" ifadesi, “İbrahim’in makamından kendinize bir namaz yeri edinin” şeklinde tercüme edilir. Bu çeviri, geleneksel kabul gören anlayış olmakla birlikte, tam olarak neyin kastedildiği de mealinde de anlaşılamadığı gibi anlaşılamamaktadır. Orayı kıble yapmak, namaz kılınan bir yer edinin, namazı orada da kılın gibi "musalla" kelimesine "namaz kılma yeri" manası verilmesinden dolayı tefsirlerde de neyin kastedildiği ve anlatılmaya çalışıldığı ayetin metnine sadık biçimde anlaşılamamaktadır.


Musallâ kelimesi, tef‘îl babından türetilmiş olup ismi mef‘ûl veznindedir. Mezid fiilerde ismi mefuller

1- İsmi meful

2- İsmi mekan

3- İsmi zaman

4- Mimli Mastar

Bunlardan biri olma ihtimaline sahiptir ve hangisi olacağı, hangisinin tercih edileceği bağlamdan anlaşılabilmektedir. Ancak öyle görünüyor ki "namaz yeri" edinmek şeklinde ismi mekan anlamı bağlam ve cümle açısından yerine oturmamakta ve düzgün bir anlam ortaya çıkarmamaktadır.

Musalla kelimesine yukarıda sayılan anlamlardan biri olma ihtimaline sahiptir. Bu nedenle bu 4 olasılığa göre manalar şu şekildedir:

1- İsmi meful - namazı kılınan kişi

2- İsmi mekan - namaz kılma yeri

3- İsmi zaman - namaz kılma zamanı

4- Mimli Mastar - namaz kılma

Mealler ve geleneksel tefsirler ismi mekân anlamını tercih etmiş ve “namaz yeri” demiştir. Ancak bağlam açısından bakıldığında bu kullanım zorlama bir anlam gibi durmaktadır. Sadece “namazgâh/namaz yeri edinin” demek, ayetin akışıyla tam uyumlu olmadığı gibi zihnimizde neyin kastedildiğine dair bir mana da çıkmamaktadır.

Bu kelimeyi mimli mastar olarak anladığımızda ise daha bütünlüklü bir anlam ortaya çıkar: >“Namaz kılmayı, İbrahim’in makamından (yani Mescid-i Haram’dan) edinin.”

Böylece "namaz kılmayı İbrahim'in makamından edinin" ifadesi, Kuranda tek tek ve bütün parçaları Kuran'da bulunsa bile, neden abdest ayetindeki gibi tek parçada anlatılmadığının hikmetini anlatmış oluyor.. Namaz, rukunları vakitleri ve şekilleri zaten Makam-ı İbrahim'de gözü olana açık bir husustur. Eğer ayetteki "musalla" kelimesini namaz kılmak olarak mimli mastar olarak düşünürsek (ki düşünmeye bir engel yok gramatik olarak) salat nasıl icra edilir diye tartışmanın da ne kadar saçma bir tartışma olduğu, ayan beyan, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak kadar net bir uygulama olduğu, ne hadis veya rivayetle ne de Kuran'da (detayları belli olsa da )derinlemesine incelemeye gerek bile kalmadan bilinecek bir ibadet olduğu anlaşılır.

Namaz derhal ve hemen, kuran araştırmacısı olmadan, iman etmiş kişiye ilk yapacağı emir olarak Kuran'dan araştırma ve tarama yoluyla çıkarım yapmasına gerek olmadan, hemen bir camiye giderek, hacda veya Makamı İbrahim'de buna şahitlik etmiş kişilerin yaptığını yaparak uygulayabilecek bir ibadettir.

Namazı bilmek için uzman Arapça bilgisine gerek yoktur. Namazı, Allah bize nasıl öğretti sorusuna derhal verilecek cevap Kuran'da bu ayette zikredilmiştir.

Tabi bir de namaz yerine başka şeyleri ikame etmeye çalışan üstelik sözde kurancı tipler var, bu tipler insanları namazdan alıkoymak için uğraşıp durmaktalar. Halbuki salat nedir anlamak için "Makamı İbrahim" burhandır yani kesin kanıttır. Oraya gidip gelen milyonlarca insanın edindiği bu pratiğe güvenmeyen varsa buyursun Makamı İbrahime yani Kabe'ye gitsin ve salat nasıl yapılır öğrensin. Gerçi onlar bunun da Emeviler döneminde değiştiğini, uydurulduğunu iddia edecektir. Hatta Mekke aslında Petra bile diyebilirler. Halbuki Allah Kuranda sadece 4 şey için Huden yani klavuz, yol gösterici, rehber demektedir. Allah, Resul, Kitab ve Mekke. Fakat Petra ya da dünyanın başka bir yerine gidip de oradan klavuzluk edinebilen yok. Bunların yaptığı sadece insanları gereksiz kuşkulara düşürmek, hayal satmak ve medyatik kaygılarla insanları sözde Kurancılık kisvesi altında hayal dünyalarının esiri haline getirmektir.

“Namaz kılmayı, İbrahim’in makamından (yani Mescid-i Haram’dan) edinin.” Böyle bir anlam oranın bir kaynak, örnek ve referans olarak alınmasından söz eder. Car-mecrurun (مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ) musallâdan önce gelmesi de vurgu sebebiyledir: Ayetteki car-mecrurun musalla mefulunden öne çekilmesi/ takdim edilmesi sebebiyle belagi olarak Türkçeye aktarırken vurguları sona bırakmak daha uygun olacaktır. Türkçede genelde vurgular cümle sonuna bırakılır, Arapçanın tersine. Yani daha doğru anlam "Namaz kılmayı (ancak) İbrahim'in makamından (Mescidi Haram) edinin!"

Kuranda namazın vakitleri, şekli ve rükunlari, asgari rekat sayıları vs gibi anlatımlar kesinlikle çıkarılabilmektedir. Ancak bunlar doğrudan namazın nasıl kılınacağı şeklindeki bir soruya abdest gibi açık bir cevap şeklinde değil, üzerinde kafa yorulmak ve detaylı tahkik edilmek suretiyle ortaya çıkarılabilmektedir. Meselenin tabiri caizse ilmihal kitabı gibi resimli namaz hocası şeklinde bir tarifi Kuran'da yoktur ancak elbette Kuran'da işaretleri bulunmaktadır. Bu nedenle namaz nasıl kılınır şeklinde sorunun en açık ve acil cevabı Makam-ı İbrahim'de kılındığı gibidir. Çevrede bunu hiç bilen olmasa bile Mekke'ye gidilerek ya da oraya gitmiş ve şahitlikleri şüphe götürmeyecek kadar kesin olan kişilerden öğrenilebilen ve referans alınması gereken bir merkezdir. Nitekim Allah'ın insanları topladığı bu mekanda, imkan bulabilen müminlere farz kıldığı bu mekanda bilhassa da namaz, hac için rükunları konusunda nelerin farz olduğunu Kuranda bildirmiştir. (namaz için kıyam, ruku, secde vs ve hac için ihram, Arafat, Tavaf, kurban vs) Peki bunların nasıl yapılacağını hangi sıra ve düzen içinde yapılacağına gelince ise, hiçbir kuşkuya mahal bırakmayacak netlikte, alim olmaya gerek bırakmayacak şekilde, devamlı olarak uygulanagelen, yalan üzerinde ittifak ederek değiştirme ihtimali bulunmayan bu merkezde kesintisiz bir biçimde yaşanarak bize öğretilmektedir.

Kur'an'da Allah, "Makam-ı İbrahim" ifadesini özellikle seçmiştir. Ayette, "Mescid-i Haram" veya "Kabe" gibi ifadeler de kullanılabilirdi. Ancak "Makam-ı İbrahim" denilerek, namazın tarihsel ve manevi kökenlerine vurgu yapılmıştır. Bu ifade, İbrahim’in (as) sadece bir mekanla ilişkilendirilmesini değil, onun ibadet anlayışının ve tevhid mücadelesinin bir sembolü olarak görülmesini sağlar. "Makam-ı İbrahim" vurgusu, bugün kıldığımız namazın, Hz. İbrahim’in kıldığı namazın aynısı olduğunu gösterir. Bu, namazın nesiller boyu korunmuş bir ibadet olduğunu ve herhangi bir değişikliğe uğramadığını ifade eder. Makam-ı İbrahim, sadece fiziksel bir mekan değil, aynı zamanda tevhid inancının ve teslimiyetin merkezidir. Hz. İbrahim’in duasında yer alan "Salatı ikame etsinler diye" ifadesi (İbrahim 14:37), bu sürekliliği ve ruhu açıkça ortaya koyar.

1400 yıldır dünyanın dört bir yanından gelen ve bir merkezde buluşarak namaz kılan, hac yapan insanların namazın farzlarını değiştirdiklerine, haccın farzlarını başka bir hale dönüştürdüğüne, hiçbir istisnası olmadan herhangi bir çağda yaşayan bütün müminlerin Allah'ın dinini bozup sonraki nesle doğru intikal ettirmemek için elbirliği yaptığına ve bunu tam bir ittifak sağlamış olmalarına ihtimal vermek akla zarar bir durumdur. Bu kadar geniş bir coğrafyada, farklı dönemlerde, farklı toplumlarda yaşayan Müslümanların tamamının namazın temel rükünlerini değiştirmiş olabileceğini, üstelik bunu istisnasız ve tamamen gizli bir şekilde yapmış olmalarını düşünmek akıl dışıdır.

Bunlar fıkhi bir takım meselelerdeki ulema ittifakı değildir. Ümmetin tamamının görüp, işitip "aynıyla taklit ettiği" Kuran'da da aslı ve hakikati bulunan ittifaklardır bunların kati suretle değiştirildiğini iddia etmek akıl ve mantıkla bağdaşmamaktadır. Mekke'nin Allah'ın ayetlerini görsel ve işitsel yollarla öğrenmede ve birlik sağlanmasındaki rolü büyüktür. Hac, mescidi haram başlı başına kendisinde nice ayetleri görebileceğimiz muhteşem bir ibadet ve mekandır. Bugün ya da geçmişte yaşanan her türlü olumsuzluğa rağmen İslam'ın şiarları orada görülmektedir. Bu yazıda Bakara 125 ayeti hakkındaki değerlendirme isabetsiz de olabilir; ancak Mekke'nin ve Hacc'ın ümmet için bir şahitlik ve koruma alanı olduğu gerçeği tartışmasızdır. Her çağda yaşanan eksikliklere, yanlışlara, siyasete rağmen; “Mescid-i Haram” hala dinin temel pratilerinin görülebildiği bir yerdir. İslam’ın şartları arasında yer alan bu ibadet sadece sembolik değil, aynı zamanda koruyucu ve muhafaza edici bir işlev de taşımaktadır. Kuran'ın, tevhidin temel ilkelerinin ve temel İslami rükunların muhafazası için klavuzluk işlevini yerine getirmektedir.

Namazla ilgili Kuran'da daha detaylı olarak ilerde ele alıp, Kuran'da namazın tüm detaylarıyla işaret edildiğini inşallah ayetlerle göstereceğiz.