Miras Taksimi: Nisa 11,12 ve 176 Bağlamında
ahmetsogutcu@gmail.com
AHMET SÖĞÜTÇÜ
Ahmet SÖĞÜTÇÜ - İshak ÖZKAN
1/18/202642 min read
Yazarlar: Ahmet SÖĞÜTÇÜ – İshak ÖZKAN
MİRAS TAKSİMİ: Nisa 11,12 ve 176 Bağlamında
Bu çalışma, miras hukuku konusunda mezhepler arasındaki ihtilaflarıyla konu edinen hacimli literatüre, tutmayan matematik hesaplarını telafi etmek için geliştirilen yeniden dağıtım (avl, redd, asabe vb.) yöntemlerine veya bunların teknik ayrıntılara girmeyi amaçlamamaktadır. Kur’an, muhatabı olan sıradan bir insanın rahatlıkla anlayıp uygulayabileceği açıklıkta ve mükemmel bir sistematikle ayetlerini sunmuştur. Bu yazı da yer yer teknik ayrıntıları ve gerekçeleri ifade edilse de, bu sadeliğe ve sistematiğe uygun biçimde konuları ele almayı hedeflemekteyiz.
Bugüne kadar yapılan çalışmaların önemli bir kısmı, ayetlerin kendi iç düzenini ve anlatım akışını ve sırasını merkeze almak yerine, ortaya çıkan güçlükleri sonradan geliştirilen yöntemlerle gidermeye çalışmış, birbirinden farklı rivayetler arasında bocalamış, buna rağmen herkesin kolaylıkla anlayabileceği, tutarlı ve pratik bir sistem ortaya konulamamıştır. Bu metin daha önce ileri sürülmüş görüşleri, hemen hemen hiç dikkate almadan, konuyu doğrudan ayetlerin lafzı ve iç mantığı üzerinden ele almıştır.
Bu çalışma, miras hükümlerini sonradan üretilmiş fıkhi bir takım terimlere ve şemalara başvurmaksızın, metnin kendi kelimeleri ve kavramları üzerinden ele almayı yöntem olarak benimsemiştir.
Bu nedenle çalışmanın devamında doğrudan ilgili ayetler ve mealleri verilecek, her birinin altında yalnızca gerekli görülen kısa açıklamalara yer verilecektir. Ardından, konuyla ilgili bazı hususların gerekçeleri ortaya konulacak ve çerçevenin daha iyi anlaşılması, pratikte nasıl uygulanacağının görülmesi amacıyla, konuyla ilgili çok sayıda örnek senaryo sunularak ortaya çıkan sistem pekiştirilecektir.
Çalışmanın en sonunda miras taksiminin nasıl yapılacağına dair akış şeması verilecektir.
Önemli Not: Konuyla ilgili kavram kargaşası yaşanmaması için şunu belirtmekte fayda var. Yakınlıklar yani evlat, anne, baba, koca, hanım ve kardeşler hep miras bırakana göre ifade edilir. Yani evlat dediğimizde veya kardeş dediğimizde gerek ayetlerin kendi içinde gerekse de yazı boyunca ölen veya miras bırakana göre ifade edilmiş olup, hep buna göre düşünülmesi gerekir. Aksi halde yakınlıklar karıştırılır.
NİSA 11
يُوص۪يكُمُ اللّٰهُ ف۪ٓي اَوْلَادِكُمْ
Allah size evlatlarınız hakkında gerekenleri buyuruyor.
لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِ
ۚ
Erkek için 2 dişi hissesi kadarı/misli vardır. (Genel kaide)
فَاِنْ كُنَّ نِسَٓاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَۚ
Fakat, eğer kadınlar 2 ve üzerinde olursa [1 erkeğe karşı], bu durumda onlar için, bıraktığının (ölen kişin) 2/3’ü vardır. (özel durum-1)
Konuyla alakalı detaylı izah yapılacaktır.
وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُۜ
Ve eğer 1 kız olursa [1 erkeğe karşı], bu durumda onun için yarısı vardır.(özel durum-2)
(Bunların dışındaki her durumda genel kaide geçerlidir, yani 1 erkek evlat hissesi= 2 kız evlat hissesi, bu konuyla ilgili detaylı izah yapılacaktır)
وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌۚ
Ve anne-babasının onlardan her biri için bıraktığından (ölenin) 1/6 sı vardır, eğer onun (ölen kişinin) veledi varsa.
(kalan payın gerisi evlatlar arasında nasıl olacağı anlatıldı, anne babaya 1/6 şar verdikten eş yoksa kalan evlatlarındır ve onlar da nasıl paylaşacak anlatıldı)
فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُٓ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُۚ
Fakat, eğer onun (ölen kişinin) veledi olmadıysa ve de anne babası (ikisi) ona varis oluyorsa (komple), bu durumda annesi için 1/3 vardır.
فَاِنْ كَانَ لَهُٓ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوص۪ي بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ
Fakat, eğer onun (ölenin) kardeşleri varsa, bu durumda anne için 1/6 vardır, vasiyet ettiği bir gereklilik ya da borcun ardından.
Kardeşler annenin düşen hissesinden 1/6 sını alır. Kardeşler anne ve baba yokluğunda da onların yerine geçer. Konuyla alakalı detaylı izah yapılacaktır. Bunlar vasiyetten yani mali yükümlülük gerektiren her türlü işler veya borçtan sonradır. Önce her zaman borçlar kapatılır miras işinde.
اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْۚ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًاۚ فَر۪يضَةً مِنَ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يمًا حَكٖيمًا
Babalarınız ve oğullarınız, hangisi size fayda bakımından daha yakın bilemezsiniz. (bunlar) Allah tarafından buyruk olarak (size emredildi). Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Nisa,11
NİSA 12
وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌۚ
Ve hanımlarınızın bıraktıklarının yarısı sizindir, eğer onların (hanımların) veledi yoksa.
فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوص۪ينَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ
Fakat, eğer onların veledi varsa, bu durumda onların (hanımların) bıraktıklarından 1/4 ü sizindir, vasiyet ettiği bir gereklilik ya da borcun ardından.
وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌۚ
Ve eğer sizin (ölen erkeğin) velediniz yoksa, bıraktıklarınızdan 1/4 ü onlarındır (hanımlarınızındır).
فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ
Fakat, eğer ki sizin velediniz varsa, bu durumda bıraktıklarınızdan 1/8 i onlarındır (hanımlarınızın), vasiyet ettiğiniz bir gereklilik ya da borcun ardından.
وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُٓ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُۚ فَاِنْ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَٓاءُ فِي الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۙ غَيْرَ مُضَٓارٍّۚ
Ve eğer bir adam veya kadın kelale olarak kendisine varis olunursa ve onun bir erkek kardeşi varsa veya kız kardeşi, bu durumda onlardan her biri için 1/6 sı vardır. Fakat, eğer bundan fazlaysalar (iki kardeşten), onlar 1/3 ünde ortaktırlar, vasiyet ettiği zarar verici olmayan bir gereklilik ya da borcun ardından.
Kelale konusu açıklanacaktır. Zarar verici vasiyet ya da borç: Borçlar ve yükümlülükleri miras karşılamıyorsa, geri kalan yükümlülükler miras olarak kalmaz. Ya da kardeşlere mal kalmaması için yapılan bir takım hileli işlemler de olabilir.
وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَل۪يمٌۜ
Allah’tan bir vasiyet (yükümlülük) olarak (bunlar size emredildi). Allah Her şeyi bilendir ve Halimdir. Nisa, 12
Konu hakkında Nisa 176. ayetle birlikte Kelalin ne olduğuna açıklık getirilmesi daha sonra yapılacaktır. Çünkü “kelale”nin ne olduğu sözlüklerdeki farklı tarifler, rivayetlerdeki ihtilaflı durumlardan değil doğrudan Kuran’ın bıraktığı iz üzerinden tespit edilecektir. Yine pek çok defa ifade ettiğimiz gibi Kuran bir kelimenin anlamı hakkında hiçbir fikre sahip olunmasa bile kelimenin manasını, kurduğu anlam örgüsü sayesinde açığa çıkarılabilir.
Tekrar başa dönerek ayetlerdeki bazı ifadeler hakkında açıklamalarda bulunalım.
Evlatlar Ne Alacak Sorusu Merkezde:
يُوص۪يكُمُ اللّٰهُ ف۪ٓي اَوْلَادِكُمْ
Allah size evlatlarınız hakkında gerekenleri buyuruyor.
Ayetin ilk ifadesi çok dikkat çekicidir. Zira konu hakkında ölenin veya mirası bırakanın annesi, babası, eşi ve kardeşleri hakkında da hükümler bulunmasına rağmen doğrudan “evlatlarınız hakkında” Allah size gerekenleri buyuruyor, denilmiştir. Bunun sebebi tüm paylaşımda evlatların, varsa diğer varisler çıktıktan sonra ne kalacağını belirlemek içindir. Yani kimin ne alacağı evlatların ne alacağının açığa çıkmasını sağlayan bir fonksiyonu vardır. Merkezde evlatlar vardır.
Dolayısıyla ayetin bu şekilde başlaması aynı zamanda bir usul girişidir. Her ne kadar devamında anne, baba, eş ve kardeşler hakkında da hükümler yer alsa da, bütün bu hükümler evlatların mirastan ne alacağının netleşmesine yarayan bir araçtır. Sadece evlatların ne alacağı miras ayetlerinde doğrudan belirlenmemiştir desek doğrudur. Zira paylaşımda amaç evlatların ne alacağının belirlenmesidir; anne, baba, eşlere, kardeşlere verilen paylar, evlatlara ne kalacağının kesinleşmesi için zikredilir. Başka bir ifadeyle, ayetlerde diğer varisler evlatların payını tanımlayan unsurlar olarak yer alır. Bu nedenle miras hükümlerinin asli maksadı evlatların alacağı payın açık hale gelmesi usulüne göre kurgulanmıştır. Bu usul evlatların olmadığı durumda onun makamına geçecek olan anne-baba ve kardeşler için de geçerlidir. Eşler ise her durumda payı verilip hesaptan çıkarılan gruptur. Yeri gelince bu konulara daha fazla açıklık getireceğiz.
Ancak ayetin bu başlangıç cümlesi, miras hükümleri ele alınırken neredeyse hiç dikkate alınmamış, hükümler çoğunlukla bu ifadeden bağımsız olarak, parça parça birbirine karıştırılarak değerlendirilmiştir.
Evlatlar Hakkında Genel İlke:
لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۚ
Erkek için 2 dişi hissesi kadarı/misli vardır. (Genel kaide)
Burada erkeğin kızdan iki kat fazla alması ilkesi genel kaidedir. Bu kaideye istisna teşkil eden iki durum vardır, nitekim benzer ama farklı bir durum Nisa 176’da zikredilecektir ancak onu orada tekrar hatırlatacağız.
Özel durum 1:
فَاِنْ كُنَّ نِسَٓاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَۚ
Fakat eğer kadınlar 2 ve üzerinde olursa (1 erkeğe karşı), bu durumda onlar için, bıraktığının (ölen kişin) 2/3’ü vardır. (özel durum-1)
Bu kısımda şöyle bir itirazda bulunulabilir. Burada 1 erkeğin olduğunu nereden biliyoruz?
Bunu gramer olarak, ortaya çıkan karineleriyle ve mantıksal olarak izah edeceğiz.
Arapçada فَـ + إِن terkibi, bir yargı ifade eden ancak inşai haber olan (yani bir realiteden haber vermek için değil, vucubiyet/farziyet arzeden) haberlerden sonra geldiğinde, fe edatı yeni ve bağımsız bir haber hakkında bilgi vermek için değil, önceki yargının uygulanma alanını bozucu, sınırlayıcı veya şartlı hale getirici bir işlev görür. Bu kullanımda “فَـ”, hükmün önceki cümleyle irtibatını kurarken; “إِنْ” edatı, o hükmün ancak belirli bir şartla gerçekleştiğinde veya gerçekleşmediğinde geçerli olmayacağını bildirir. Dolayısıyla bu tür yapılarda getirilen şart cümlesi, müstakil bir senaryo inşa etmek değil, önceki hükmün eğer şartlar buysa geçersiz hale getirmek içindir. Nitekim geçersiz hale geldiği konusunda zaten bir ihtilaf yoktur. Çünkü ulema bunu erkek yoksa şeklinde anlamıştır. Bu durumda zaten “2 ye 1 kuralını” uygulamak mümkün olmayacaktır. Bu nedenle söz konusu yapı, yeni bir bilgi vermek için değil, mevcut hükmü belirli bir durumda devre dışı bırakabilecek istisnai bir durumu ifade etmek üzere kullanılmıştır. Zaten Nisa 11, 12 ve 176 da bundan sonra bu kalıpla gelen 6 tane daha fe+in ifadelerinin hepsi vucubiyet/farziyet ifade eden haberlerden sonra şartlar önceki inşaai haberi bozucu mahiyettedir.
Genel olarak tefsirlerde buradaki fa’nın fai istinafiyye olduğu şeklindedir. Bu bağlamda فَ harfinin fai istinaf olarak değerlendirilmesi de isabetli değildir. Zira fâ-i istinâf, önceki cümleyle anlam ve hüküm bakımından irtibat kurmayan, yeni ve bağımsız bir yargının başlatıldığını ifade eden bir kullanımda söz konusu olur. Önceki yargıyla hiçbir ilişki kurulmayacak olsaydı, bu durumda fa yerine vav ile yeni bir haber verilmesi daha uygun olurdu. Fakat vav ile atıf yapılmaması, getirilen cümlenin müstakil bir cümle değil, önceki hükme müdahil olan sınırlayıcı bir kayıt olduğunu göstermektedir.
Burada teorik olarak, getirilen şartın önceki hükmün anlamını açıklayıcı veya detaylandırıcı (beyân edici) bir işleve sahip olabileceği veya fe ile önceki cümle arasında sebep sonuç ilişkisi kurulamayacağı da zaten açıktır.
Bazı i‘rab ve tefsirlerde, ayetteki فَـ harfinin فَاء التفريع (fau ttefriğ) olarak isimlendirilmesi, yani “önceki hükmü bozmayan, ondan türeyen bir uzantıyı bildirdiği” şeklinde açıklanması, bu bağlamda dilsel olarak isabetli değildir. Zira “لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنْثَيَيْنِ” şeklinde vazedilen önceki hüküm/emir mahiyetindeki haber, erkek–kadın nisbetine dayalı bir paylaşım ilkesidir; buna karşılık “فَإِنْ كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ” cümlesinde bildirilen durum, bu ilkenin ne fer‘î bir sonucu ne de onun içinden türeyen bir uzantısıdır. Zaten geleneğin anladığı şekilde erkek unsurunun tamamen bulunmadığı, dolayısıyla önceki ifadeyle alakası erkek yoksa ve hepsi kızsa ne olacak diye bir sorunun varsayılması üzerinedir. Halbuki Allah erkek tek başına olduğunda ya da tüm çocuklar erkek olduğunda ne olacak sorusuna da yanıt vermemiştir. Ancak bahsetmediğine göre tek erkek çocuk olursa kalan payın tamamını alır diye doğru hüküm verilmiştir. Ama Müktesabattaki onlarca ihtilaflı hesaplara rağmen hepsi 10 tane kız olsa bile kalan mirasın 2/3 ünden fazlasını alamayacakken, aynı durumda 1 erkek çocuk olduğunda tamamını alabilecektir.
Eğer bu hüküm, geleneksel müktesebatta varsayıldığı gibi başlı başına bağımsız bir miras durumu olarak bildirilmek istenseydi, cümleler arasında فَـ (fe) değil, وَاو (vav) atfının tercih edilmesi daha tabiî olurdu. Zira وَاو, önceki hükümle mantıksal bir nedensellik veya bozma ilişkisi kurmaksızın, yeni ve müstakil bir bilgi ekleme işlevi görürdü. Oysa ayette فَـ’nin ve ardından in şart edatının tercih edilmiş olması, erkekli–kızlı paylaşım ilkesinin hemen ardından, bu ilkenin geçersiz kaldığı bir durumun zikredildiğini göstermektedir. Bu yönüyle فَـ’nin kullanımı anlamlıdır.
Çok dikkat edilmesi gereken bir başka hususu önce bir yönüyle Müslümanlara sonra da burada matematiksel hesap hatası var diyen ateistler için belirtilecektir.
Öncelikle Kuranda artan bir payın nereye ve kime verileceğine dair hiçbir işaret yoktur. Ayrıca geleneğin yaptığı hesaplarda artan mal yerine bazen yüzde yüzü aşan durumlar çıkmaktadır. Halbuki Kuran, ne artan ne azalan, tam bir taksimattan söz ediyor. Bahsi geçen bir kızın yanında bize siz burada 1 erkeği nereden çıkarıyorsunuz diye itiraz edebilirler. Ancak buna dair karine çok geçmeden geliyor. Tek bir kız zikrinden hemen sonra anne ve babanın tüm maldan alacağı oranlar tek tek zikrediliyor. Bu durumda eşler yoksa evlatlar ve anne babadan ikisi veya sadece biri varsa bu lafızdan itibaren taksimat bitiyor. Bu durumda eğer tek bir kız evlat olursa itiraz edenlere göre 1/2 yani malın yüzde 50’sini alırken anne ve baba 1/6 şar olarak yüzde 16,66+16,66=33,33 alacaktır. Peki kalan yüzde 16,67 nerededir? Yani bahsedilen yerde söz konuse edilenin tek bir kız olamayacağına dair karine bu lafızdan hemen sonra ayan beyan ortaya çıkmaktadır.
Ateistlere gelince Kuran’da matematik hatası dediğiniz şey yukarıda verilen örnekte görüldüğü gibi pek çok karmaşık denklemlerde sehven yapılan sıradan bir insani hata bile değildir. Böyle bir hatayı çocuk bile yapmaz. Eğer 1/2 kıza dedikten sonra anne ve babası için 1/6 ‘şar diyen bir metinde (eş de yoksa ki olmak zorunda değil) böyle bir hatayı 1/6 nın ne olduğunu bilen bir insanın yaptığına ve sonra da bunu kimsenin farketmediği için değiştirmediğine inanıyorsanız, ve bu durum size mantıklı geliyorsa söylenebilecek başka söz bulamıyoruz. Burada ya bilinçli olarak boşluk bırakılmış demeniz lazım ya da burada başka bir iş var demeniz gerekir. Hiçbir insan böyle bir hata yapmaz hadi yaptı diyelim ki bunu düzeltmemesi imkansızdır. Kimsenin bunu fark etmeyip o dönem itiraz etmediğini düşünmek ise bu iddiayı savunanın akli melekelerinin olmadığını veya ancak bir delilin savunabileceği şeyler bile olsa malzeme yapmaktan kaçınmadığını gösterir.
Burada yine müslümanlardan şöyle bir itiraz gelebilir. Peki bilinçli bir boşluk ya da artan fazla bir mal kızların olduğu denklemde bırakılmadığını nereden biliyoruz? Belki Allah sadece kız evladın olduğu durumda malın yetimlere veya fakirlere veya kamuya beytül mal'e bırakılmasını murad etmiştir?
Buna da cevap çok basittir. Diyelim ki 3 kız, anne ve baba, koca olsun varisler. 24 pay üzerinden klasik fıkha göre 2/3 kızların yani 16 pay, anne 1/6 dan 4 pay, baba 1/6 dan 4 pay, koca 1/4'den 6 pay. Topladığımız zaman 16+4+4+6=30 pay. Ama bizim terekemiz 24 paydı şimdi ne olacak? Eksik kalan 6 payı fakirlerden veya kamudan mı istenecek? Görüldüğü gibi Allah kız evlat olduğunda itiraz edildiği gibi bir şey murad etmiyor.
Özetle şunu söylüyoruz: Gerek kızların sayısının iki veya daha fazla olduğu durumlarda, gerekse tek kızdan bahsedilen yerde, karşısında bir erkek varlığının bulunduğunu kabul etmemiz yalnızca mantıksal bir çıkarım değildir. Bu, hemen arkasından anne ve babanın alacağı paylar zikredilir zikredilmez, başka bir varis yoksa diye düşünüldüğünde (ki mümkündür), lafzın zorunlu olarak bize yüklediği bir sonuçtur. Dolayısıyla bu yaklaşım keyfi bir yorum değil; ayetin kendi iç bütünlüğünün dayattığı zorunlu bir anlamdır.
Konun gramer izahının yanında eğer sadece evlat olarak kız varsa veya erkek varsa bu evlatlar arasında paylaşımın nasıl olması gerektiğine dair hükmün zaten gerekmeyeceğidir. Bu işin mantıksal sonucudur. Mesele; kız + erkek evlatlar varken kimin ne alacağı sorusudur. Zaten temel soru da budur. Allah evlatlar ne alacak sorusuna önce evlatların kız ve erkek olmasına göre kendi içinde paylaştırırken daha sonra başka varisleri de anlatarak evlatlara ne kalacağını anlatacaktır. Yani ayetler hep başta söylediğimiz gibi evlatlar mirastan ne alacak sorusuna göre dizayn edilmiştir. Bu yüzden burada 1 erkeğe karşı 2 veya 2’den fazla kız varsa yani 1 erkek-2 kız, 1 erkek-3 kız veya 4 kız veya daha fazla, evlat payına düşenin (asıl soru bu) 2/3 ü bu durumda kızların alacağıdır. Kalanı da o bir erkek 1/3 olarak alacaktır.
Allah 1 erkek varsa ne olacağını söylememiştir. 1 erkek kardeş varsa da ne olacağını söylememiştir. Sadece erkek ve kızlardan oluşan bir grup için ne alacağının bildirilmesi beklenmez. Örneğin kadın eşlerin sayısından bahsedilmemiştir. Ölen adamın 4 tane de eşi olabilir ama bunlar arasında bir fark olmayacağı için sadece hanım, kocasının çocuğunun olup olmamasına göre oranı zikredilmiştir. Yine aynı şekilde kelale 176 ayetinde hiç erkek olmasa 3 kız olsa ne alacaktır belirtilmemiştir. Orada 1 erkek kardeşin varlığından Nisa 12 de bahsedildi denirse ki doğrudur peki hiç erkek olmaz da sadece 3 kız kardeş veya daha fazla kız kardeşler olursa neden bahsedilmedi sorusuna cevap yoktur. Aslında bu soru manasız bir sorudur. Evlatlar veya kardeşler arasında cinsiyet farkı yoksa evlatlara kalan pay nasıl dağılacak diye sorulması Kuran’ın gündeminde değildir.
Burada son olarak şunu ifade edelim fevka isnateyni ifadesine 2 sayısını dahil ettik. Çünkü fevk kelimesi matematikteki büyük eşit gibidir. Eğer 2 den fazla denilmek istenseydi “eksera min isneteyni” ifadesi gelirdi. Ayrıca “onların boyunlarının fevkine vurun” (Enfal 12) ayetinde de boyun da buna dahildir. Sayılar birbirine zincirleme bağlı unsurlardır. Elbette örneğin birisi başa izafe ederek fevk kelimesini kullanırsa bu bağlama göre kafanın üst kısmını veya tarafını, bağlama göre hemen üstünde taşınan bir şeyi ve çok yukarısında bir şeyi de ifade edebilir. Ancak Nisa 12 kelalesinde kardeşlerin 1 veya 2 den fazla olmaları durumu “eksera min zalike” (bundan daha fazla) ile ifade edilmiştir. Kuran bu ince farkları hemen peşinden gelen ayette zikretmesi, tabiri caizse detayların hemen gecikmeksizin fark edilmesini sağlayan bir mekanizmayla yapmaktadır. Zira orada bu ifadeyi kullanmasaydı bu konudaki farka dair emin olamazdık.
Özel durum 2:
وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُۜ
Ve eğer 1 kız olursa (1 erkeğe karşı), bu durumda onun için yarısı vardır.(özel durum-2)
Bu kısımda da özel durum-1 için söylediklerimiz geçerlidir. Vav zaten önceki cümleye atıftır ve aynı hükme tabidir. Burada da bir erkek demesine gerek yok zira evlatlardan sadece 1 kız varsa onun ne alacağı sorusu anlamsızdır. Zira diğer alacaklılar zaten evladın ne alacağı belli olsun diyedir. Evlatların ne alacağı belli değilken bununla ilgili hiçbir oran verilmemişken kız için verilen bu oran diğer varisler için değil, varsayılan 1 erkek kardeşine göre oranıdır.
Evlatların varlığı halinde genel kaide ve özel durumların tamamı, evlatlar arasındaki paylaşımı netleştirmeye yöneliktir. Yoksa terekeden evladın ne alacağı sorusuna cevap değildir. Eğer evlat yoksa aynı usulle anne-babanın alacağı durumları varsa kardeşlerin alacağı durumu ve son olarak da, varsa eşlerin durumunu anlatır. Yani Kuran sadece tüm varislerin var olduğu durumu değil kişilerin varlığına veya yokluğuna göre tabiri caizse bakiyenin kaldığı kasa mantığı içinde taksimatı yapmaktadır.
وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌۚ
Ve anne-babasının onlardan her biri için bıraktığından (ölenin) 1/6 sı vardır, eğer onun (ölen kişinin) veledi varsa.
(kalan payın gerisi evlatlar arasında nasıl olacağı anlatıldı, anne babaya 1/6 şar verdikten sonra başka varis yoksa evlatların durumu zaten belli)
Bu hükümle birlikte, anne ve babanın payı ifade edilmiş eğer başka varis yoksa geriye kalan kısım ise evlatlara aittir ve evlatlar arasındaki paylaşımın nasıl olacağı zaten daha önce belirlenmiştir.
Anne ve Baba (Evlat Yoksa)
فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُٓ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُۚ
Fakat, eğer onun (ölen kişinin) veledi olmadıysa ve de anne babası (ikisi) ona varis oluyorsa (komple), bu durumda annesi için 1/3 vardır.
فَاِنْ كَانَ لَهُٓ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوص۪ي بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ
Fakat, eğer onun (ölenin) kardeşleri varsa, bu durumda anne için 1/6 vardır, vasiyet edilmiş bir gereklilik ya da borcun ardından.
Anne: 1/3; Baba: Kalan (2/3)
Eğer kardeşler varsa:
Anne: 1/6, Kardeşler: 1/6, Baba(sabit): Kalan (2/3=4/6)
Bu kümede eğer Anne yoksa doğal olarak yerine kardeşler geçer. Aynı şekilde baba yoksa yine kardeşler geçer. Kardeşler evlat yokken anne ve babanın yerini dolduran doğal varislerdir.
Ölenin kardeşleri varsa annenin payı 1/3’den 1/6 ya düşer, bu durumda soru şu olacaktır, bu 1/6 anneden düşen pay kime gidecek?
Cevap kardeşlere gitmesi lazımdır. Çünkü ayette geçen “anne ve baba varis oluyorsa” kaydı, anne ve babanın mirasçılığını bildiren haberi bir ifade değildir, şart durumudur; zira anne ve babanın varis olmadığı bir miras denklemi zaten tasavvur edilemez. Bu sebeple söz konusu kayıt, bilinen bir gerçeği, zaten zorunlu olan şeyi tekrar etmek için değil, başka bir varisin bulunmadığı durumu ifade etmek üzere kullanılmıştır. Başka bir deyişle bu ifade, lafız bakımından “kardeşler yoksa / başka bir varis yoksa” demenin farklı bir üslubudur. Eğer kardeşlerin veya eş gibi başka bir varisin bulunmadığı bir senaryoda dahi anne ve babanın varis olacağı zaten kesin olduğundan, ayetin “anne ve baba varis oluyorsa” şeklinde şartlı bir ifade kullanması, ancak üçüncü bir varisin devreye girebildiği ihtimalini dışlamak amacıyla anlamlı hale gelir. Nisa 11. ayette annenin payının 1/3 den 1/6 ya düşürülmesi, metnin kendi iç mantığı gereği, miras denklemine anne ve babadan başka bir varisin fiilen dahil olması anlamına gelir.
“anne ve baba varis oluyorsa” ifadesi, eşin bulunmadığı bir durumda kardeşlerin de hiçbir şekilde varis kabul edilmediği varsayımı altında anlamsız hale gelir. Zira böyle bir tabloda anne ve babanın varis olması zaten zorunlu ve tartışmasızdır; bu durumda ayrıca “varis olurlarsa” şeklinde bir kayıt konulmasının lafız açısından hiçbir fonksiyonu kalmaz. Anne ve baba varis oluyorsa demek bu bağlamda kardeşler yoksa demek varsa onlar da varis olur demektir.
Nisa 11. ayette kardeşler için kullanılan “إِخْوَةٌ” lafzı, Arapçada çoğul olmasına rağmen belirli bir sayıyı tahsis eden bir kullanım değildir; bilakis türü ve cinsi ifade eden kapsayıcı bir çoğuldur. Arap dilinde, hükmün kardeşlik olgusuna bağlandığı ve sayı bakımından herhangi bir ayrım yapılmak istenmediği durumlarda çoğul lafız tercih edilir. Bu kullanım, tek bir kardeşin bulunması halini de, birden fazla kardeşin varlığını da aynı hüküm altında toplar. Eğer ayette tekil bir ifade kullanılsaydı, hükmün yalnızca bir kardeş durumuna tahsis edildiği; ikil bir ifade kullanılsaydı yalnızca iki kardeşle sınırlı olduğu şeklinde bir anlam riski doğardı. Bu sebeple çoğul lafzın tercih edilmesi, kardeşlerin sayısını hüküm açısından önemsiz kılmakta; miras denklemine anne ve babadan başka bir varisin girmiş olmasını, sayıdan bağımsız olarak belirleyici unsur haline getirmektedir. Böylece annenin payındaki düşüş, kardeşlerin çokluğu veya azlığına değil, kardeş olgusunun varlığına bağlanmış olmaktadır.
Kardeşlerin bu ayette miras denklemine dahil edilmesinin bir diğer önemli yönü, anne veya babadan birinin mirasçı olmaktan çıkması halinde boşalan konumu doğrudan doldurabilme potansiyeline sahip olmalarıdır. Bu durum, kardeşlerin ayette sadece annenin payını düşüren pasif bir unsur değil, miras yapısında yer tutucu (ikame edici) bir varis olarak konumlandırıldığını göstermektedir. Nitekim “anne ve baba varis oluyorsa” kaydıyla kurulan temel denklem, bu iki asli unsurdan birinin yokluğunda geçerliliğini kaybetmekte; ayetin devamında zikredilen kardeşler, bu boşluğu doldurmaktadır. Böylece kardeşlerin varisliği, sadece oranları etkileyen tali bir durum değil, miras yapısının sürekliliğini temin eden yapısal bir unsura dönüşmektedir. Bu da ayette kardeşlerin zikrinin, sayı veya tali etki sebebiyle değil, mirasın anne–babadan birinin veya her ikisinin (evlat yokken) doğabilecek boşlukları doldurabilecek asli bir varis olmaları sebebiyledir.
Kelale Nedir?
Kelale, anne, baba ve eşi bulunmayan kişiyi ifade eder. Bu tanımın, gelenekte yer alan ve kendi içinde ihtilaflar barındıran kelâle tariflerinden farklı olduğu açıktır. Her ne kadar sözlüklerde kelimenin “güçsüz düşmüş, dayanağı kalmamış” gibi anlamlarına yer verilse de, biz burada kelimenin her yöne çekilebilecek sözlük ihtimallerinden hareket etmeyi doğru bulmuyoruz. Aksine, kelâle kavramının anlamının, Kur’an’ın bu kelimeyi hangi bağlamda ve nasıl kullandığı esas alınarak, ilgili ayetlerin izleri sürülerek tespit edilmesi gerektiği kanaatindeyiz.
Kur’an’da miras varisleri evlatlar, anne–baba, eşler ve kardeşler olarak belirlenmiştir. Ancak kardeşler, yalnızca evlatların bulunmadığı durumlarda hisse sahibi kılınmıştır. Bu düzenleme sonucunda, doğal olarak Kur’an’da açıkça anlatılmayan tek miras tablosu kalmaktadır: Sadece evlatlar ile kardeşlerin varis olduğu durum. İşte kelâle, tam olarak bu tabloyu ifade etmektedir.
Buna göre kelâle; eşi, annesi ve babası bulunmayan, buna karşılık evlatları ve kardeşleri bulunabilen kimsedir. Bu tanımın, gelenekte yer alan ihtilaflı kelâle tarifleriyle örtüşmediğinin farkındayız. Ancak daha önce de ifade ettiğimiz gibi, bir kelimenin anlamı sözlük verileri dikkate değer olsa da veya tarihsel kabuller dikkate alınsa da nihayetinde Rabbimizin ayetleri arasında kurduğu anlam örgüsü takip edilerek belirlenmelidir. Ayetler, kelimenin anlamını öyle bir bütünlük içinde inşa etmektedir ki, doğru mana kendiliğinden ortaya çıkmaktadır/çıkmalıdır.
Yine Nisâ 176. ayetin başında kelâle konusuna yeniden dönüldüğünde, orada bir kişinin evladı olmadan ölmesi/helak olması şartı açıkça zikredilmektedir. Eğer iddia edildiği gibi kelâle zaten tanımı gereği evladı olmayan kişi olsaydı, bu hususun ayrıca şart cümlesi içinde belirtilmesine gerek kalmazdı. Böyle bir tekrar lafız açısından anlamsız olurdu.
Halbuki 176. ayette yapılan bu vurgu, kelâlenin tanımında kafadan evladı olmayan kişi olamayacağını göstermektedir. Bu da kelâleyi mutlak biçimde “evladı olmayan kimse” olarak tanımlayan yaklaşımın lafızla örtüşmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Zira zaten kelale tanımı gereği evladı olmayan demek olsaydı Nisa 176’da bir kişi evladı olmadan ölürse denmesine gerek yoktu. Yine ittifakla bilinen bir husustur ki sadece evladı olmayana kelale denmez bunun yanında ihtilaflı da olsa yanında anne veya babanın da eksikliği aranır.
Yüzyıllardır tartışılan ve hakkında çeşitli görüşler ileri sürülen kelâlik durumu, ayetlerin dikkatle ve bütüncül bir takibiyle açıklık kazanmaktadır.
Buna göre kelâle; anne ve babası bulunmayan, eşi olmayan; buna karşılık evlatları bulunabilen ve kardeşleri bulunabilen kişidir.
Kelâlik bahsinde sürekli biçimde üzerinde durulan ve meseleyi adeta bir keşmekeşe dönüştüren bir diğer husus, miras bırakanın kardeşlerinin aynı anne ve babadan mı, yoksa anne bir baba farklı veya baba bir anne farklı olduğuna dair yapılan ayrıntılı ayrımlardır. Oysa Kur’an, kardeşler arasında böyle bir ayrıma dair en küçük bir iz bırakmamıştır. Miras bırakanın kardeşleri açısından, babadan bir, anneden bir ya da her iki ebeveynden bir şeklinde bir tasnife dair en küçük bir emare yoktur. Ayetler, kardeşliği soy kombinasyonlarına göre bölümlendirmek yerine, kardeşlerin mirastaki konumunu anne, baba ve eşlerin bulunup bulunmaması bağlamında ele alır. Bu sebeple kardeşler arasında ebeveyn temelli yapılan ayrımlar, Kur’an’ın kurduğu anlam örgüsünden değil, metin dışı yorumlardan kaynaklanmaktadır.
Burada kavram kargaşası yaşanmaması adına bir hususu yeniden hatırlatmak gerekir: Kardeşlerin farklı anne veya babalardan olmaları, kardeşlik hukuku bakımından değil, evlatlık hukuku bakımından anlam taşır. Başka bir deyişle, Kur’an’da kardeşler arasında bir ayrım gözetilmediğini söylerken, bu durum miras bırakanın kardeşi olma vasfı bakımındandır. Yoksa evlat olma bakımından elbette anne ve baba farklılığı değişik hukuki sonuç doğurur.
Dolayısıyla kelâle bağlamında kardeşlerin eşit konumda ele alınması, soy farklılıklarının tümüyle yok sayılması anlamında değil; miras bırakanla kurulan kardeşlik ilişkisinde aynı anne baba bir veya anne bir baba farklı veya baba bir anne farklı olmasının hiç bir önemi yoktur.
Kelale Yakınlarının (evlat ve kardeşler) Paylaşımı:
1. Durum: Evlatlar ve kardeşler var (ana, baba, eş yok)
1 veya 2 kardeş varsa her bir için 1/6, Kalan Evlatlara aittir.
3 veya daha fazla kardeş varsa 1/3’de eşit ortaktır. Kalan Evlatlara aittir.
Nisa 176. Ayet çok daha özel bir durumu yani eş, anne ve babası olmayan kelalenin bir de çocuğu yoksa kardeşler arasındaki paylaşımı zikretmektedir.
2. Durum: Sadece Kardeşler var evlat da yok (anne, baba, eş zaten yok kelale olduğu için)
1 kardeş varsa tümünü alır, aynı cinste kardeşler varsa eşit alır, 1 erkek 1 kız varsa eşit alır. 1 erkek 2 kız varsa, kızlar 2/3 ünü alır ki yine erkek de 1/3 alacağından eşittir. Bunun dışındaki durumlar evlatlar bahsindeki genel kaideye göre erkeğe kızın 2 katıdır.
Nisa 11 ve 12 Toplu Meal ve Konu Özeti
Allah size evlatlarınız hakkında gerekenleri buyuruyor.
Erkek için 2 dişi hissesi kadarı/misli vardır. [Genel kaide]
Fakat, eğer kadınlar 2’nin üzerinde olursa (1 erkeğe karşı), bu durumda onlar için, bıraktığının (ölen kişin) 2/3’ü vardır. [özel durum-1] .
Ve eğer 1 kız olursa (1 erkeğe karşı), bu durumda onun için yarısı vardır. [özel durum-2]
Ve anne-babasının onlardan her biri için (ölenin) bıraktığından 1/6 sı vardır, eğer onun (ölen kişinin) veledi varsa.
Fakat, eğer onun (ölen kişinin) veledi olmadıysa ve de anne babası ona varis oluyorsa (komple), bu durumda annesi için 1/3 vardır.
Fakat, eğer onun (ölenin) kardeşleri varsa, bu durumda anne için 1/6 vardır [1/6 kardeşlerindir], vasiyet edilmiş bir gereklilik ya da borcun ardından.
Babalarınız ve oğullarınızın, hangisi size faydaca daha yakın bilemezsiniz. (bunlar) Allah tarafından buyruk olarak (size emredildi). Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Nisa,11
Ve hanımlarınızın bıraktıklarının yarısı sizindir, eğer onların (hanımların) evlatları yoksa.
Fakat, eğer onların veledi varsa, bu durumda onların (hanımların) bıraktıklarından 1/4 ü sizindir, vasiyet edilmiş bir gereklilik ya da borcun ardından.
Ve eğer sizin (ölen erkeğin) velediniz yoksa, bıraktıklarınızdan 1/4 ü onlarındır (hanımlarınızındır).
Fakat, eğer sizin velediniz varsa, bu durumda bıraktıklarınızdan 1/8 i onlarındır (hanımlarınızın), vasiyet edilmiş bir gereklilik ya da borcun ardından.
Ve eğer bir adam veya kadın kelale olarak kendisine varis olunursa ve onun bir erkek kardeşi varsa veya kız kardeşi, bu durumda onlardan her biri için 1/6 sı vardır. Eğer ki bundan fazlaysalar (iki kardeşten), onlar 1/3 ünde ortaktırlar, zarar verici olmayan bir vasiyet edilmiş bir gereklilik ya da borcun ardından.
Allah’tan bir vasiyet (yükümlülük) olarak (bunlar size emredildi). Allah Her şeyi bilendir ve Halimdir. Nisa,12
Nisa 176 ayet ve Meali:
يَسْتَفْتُونَكَۜ قُلِ اللّٰهُ يُفْت۪يكُمْ فِي الْكَلَالَةِۜ اِنِ امْرُؤٌا هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُٓ اُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَۚ وَهُوَ يَرِثُـهَٓا اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهَا وَلَدٌۜ فَاِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَۜ وَاِنْ كَانُٓوا اِخْوَةً رِجَالاً وَنِسَٓاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۜ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اَنْ تَضِلُّواۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
Senden fetva istiyorlar. De ki: Kelale hakkındaki fetvayı size Allah veriyor. Eğer bir kişi (kadın veya erkek) helak olursa (ölür ya da öldüğüne hükmedilirse)veledi de yokken ve bir kız kardeşi varsa, bıraktığının yarısı onundur (kız kardeş) [diğer yarısı da erkek kardeşinin]. O (erkek kardeşi de) kız kardeşine ona varis olur, eğer çocuğu yoksa. Eğer ki kızlar 2 taneyse, bu durumda bıraktığından 2/3’ü onlarındır [kalanı diğer 1 adet erkek kardeşinin]. Eğer kardeşler erkekler ve kadınlar olaraksa, bu durumda erkek için iki kadın payı dengi vardır. Allah size ayetlerini iyice açıklıyor ki şaşırmayasınız. Allah her şeyi bilir. Nisa, 176
Nisa 176 için Önemli Hatırlatma:
Daha önce hatırlattığımız hususu burada da vurgulamakta fayda vardır. Ayetlerde miras taksimi öncelikle evlatların mirastan alacağı payın açığa çıkması ve karşı cinsler varsa dağıtımın nasıl yapılacağı üzerinedir. Eğer kişiler evlat olarak veya Nisa 176’da olduğu gibi kardeş olarak aynı cinste ise ve tek başına ise burada dağıtımın nasıl yapılacağını sormak abesle iştigal etmektir. Bu yüzden bir Nisa 11’de olduğu gibi sadece kızdan bahsediyorsa orada erkek cinsinin varlığı sebebiyledir. Nitekim Nisa 176’ daki erkek zamir kızın kardeşine sağ olan diğer erkek kardeşine gider ki o kardeşin aynısından Nisa 12’deki kelalede de bahsedilmiştir. Yani Allahu Teala evlatlar ve kardeşler arasındaki taksimatta tek bir kızdan bahsetmez, tek bir erkekten hiç bahsetmediği gibi. Nitekim Nisa 176 da 1 kız demiştir, 2 kız demiştir ancak 3 kız ve fazlasını zikretmemesi de Nisa 11 deki dağıtım hususunda şaşmayı/yanılmayı giderici bir başka unsurdur. Yani kelalenin kardeşleri sadece kız veya diyelim ki 4 kız olsa ne kadar alacaktır belirlenmemiştir yani belirlemeye gerek yoktur. Zira bu söz israfıdır.
Nisa 11–12 – 176 Paylaşım Oranları Özeti
1. Evlatlar Arasında
Biz bunu sürekli tekrarlamak zorundayız. Sadece erkekler ve sadece kızlar varsa bölüşüm nasıl diye sorulmaz. Eşittir. Tek kız veya tek erkek varsa evlat kümesindeki tüm mal ona aittir. Ayrıca evlatlar kümesin dışında anne, baba, eşler ve kardeşler.
Genel kaide:
Erkek evlat = 2 pay, Kız evlat = 1 pay
Özel durum 1:
1 erkek + 2 veya 2’den fazla kız →2/3’ü kızlara,1/3’ü erkeğe
Özel durum 2:
1 erkek + 1 kız →Evlatlara ayrılan pay yarı yarıya, eşittir.
2. Anne ve Baba (Evlat Varsa)
Anne: 1/6; Baba: 1/6
Bunlardan bir tanesi varsa 1/6 oranında hakkını alır. Gerisi kasaya/ana kümeye yani evlatlara döner.
Kalan: Evlatlara aittir. (Başka varis yani eş yoksa)
3. Eşler (Evlat Varsa)
Erkek (koca): 1/4; Ayrıca: Anne ve Baba 1/6 şar, Kalan Evlatlara aittir.
Kadın (eş): 1/8 Ayrıca: Anne ve Baba 1/6 şar, Kalan Evlatlara aittir.
Bütün paylaşımlar, vasiyet edilmiş mali yükümlülükler ve borçlar çıkarıldıktan sonra yapılır.
Evlatlar dışındaki varisler çıktıktan sonra kalan mallar evlatlara aittir. Onun da kendi içinde nasıl bölüşüldüğü anlatıldı.
4. Anne ve Baba (Evlat Yoksa)
Anne: 1/3; Baba: Kalan (2/3)
Eğer kardeşler varsa:
Anne: 1/6, Kardeşler: 1/6, Baba(sabit): Kalan (2/3=4/6)
Bu kümede eğer Anne yoksa doğal olarak yerine kardeşler geçer. Aynı şekilde baba yoksa yine kardeşler geçer. Kardeşler evlat yokken anne ve babanın yerini dolduran doğal varislerdir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus bu oranlar eşler yokken veya eşlerin hakkı çıktıktan sonraki kalan malın oranıdır. Yine dikkat edilmesi gereken kardeşlerden başka varis yoksa aralarındaki kızlı erkekli paylaşımlar Nisa 176'ya göre olmasıdır. Başka varis varken kardeşler arasındaki bölüşüm hep eşittir.
4. Eşler (Evlat Yoksa)
Koca: 1/2 hisse sahibidir. Kalanı anne-baba-kardeşler grubuna döner.
Hanım: 1/4 hisse sahibidir. Kalanı anne-baba-kardeşler grubuna döner.
Kelale Yakınlarının (evlat ve kardeşler) Paylaşımı:
1. Durum: Evlatlar ve kardeşler var (ana, baba, eş yok)
1 veya 2 kardeş varsa her bir için 1/6, Kalan Evlatlara aittir.
3 veya daha fazla kardeş varsa 1/3’de eşit ortaktır. Kalan Evlatlara aittir.
.
2. Durum: Nisa 176. Ayet çok daha özel bir durumu yani eş, anne ve babası olmayan kelalenin bir de çocuğu yoksa kardeşler arasındaki paylaşımı zikretmektedir
Sadece Kardeşler var evlat da yok (anne, baba, eş zaten yok kelale olduğu için)
1 kardeş varsa tümünü alır, aynı cinste kardeşler varsa eşit alır (bunları aslında söylemeye gerek yok nitekim ayetlerde ifade edilmemiştir).
1 erkek 1 kız varsa eşit alır. 1 erkek 2 kız varsa eşit alır. Bunun dışındaki durumlar evlatlar bahsindeki genel kaideye göre erkeğe kızın 2 katı olacak şekildedir.
Vasiyetle İlgili Bir Not:
Bu konu her ne kadar miras başlığı altında ele alınsa da, burada özellikle borcun ve vasiyetin bulunmadığı; tabiri caizse temiz malın paylaşımı üzerinde durduk. Şu hususun altını özellikle çizmek gerekir ki, varislere neyin ve ne kadar kalacağını belirleyen kişi değil, Allah Teâlâ’dır. Bu sebeple kişi, ölümünden sonra varis olmayan birine mal bırakamayacağı gibi, belirlenmiş oranlarda da herhangi bir değişiklik yapamaz.
Vasiyet ise mahiyeti itibarıyla borç hükmündedir. Buna; geride kalan eşin bir yıllık geçiminin temini, kişinin hayattayken taraf olduğu sözleşmelerden doğan yükümlülükler, bunların yerine getirilmemesi halinde üçüncü kişilerin uğrayacağı mağduriyetlerin tazmini, ayrıca açık borçlar ve borç niteliği taşıyan mali hakların sahiplerine iadesi gibi hususlar dahildir. İnşallah vasiyet meselesi ayrıca ve müstakil bir çalışmada ele alınacaktır.
Miras Ayetlerinde İhmal Edilen Bazı Tekrarlar ve Oran/Edat farkları
Nisa 11 ve 12. ayetlerde dört defa tekrar edilen benzer ifadeler yer almaktadır. Bu ifadeler özetle vasiyetten ve borçtan sonra kaydını içermektedir. Çoğu zaman bu tekrarların, ayetlerde belirtilen miras bölüşüm mantığıyla doğrudan bir ilgisi olmadığı düşünülmüş; zaten adeta ziplenerek anlatılan konuların arasına, yalnızca vurgu veya pekiştirme amacıyla serpiştirilmiş ifadeler gibi algılanmıştır.
Halbuki bu tekrarlar, mirasın nasıl ele alınacağına dair açık bir mantık silsilesi ortaya koymakta ve adım adım işleyen bir akış şeması çizmektedir.
Evlatların varlığı veya yokluğuna göre çizilen ilk akış kümesinde anne, baba ve kardeşler yer alır. Bu kümede yapılan dağıtımdan sonra ayette vasiyetten ve borçtan sonra kaydı zikredilir. Bu ifade, eşin yok sayıldığı anlamına gelmez. Zira bu aşamada eş bulunabilir de bulunmayabilir de.
Eğer eş mevcut olduğu halde kendisine düşen pay henüz verilmemişse, burada Allah’tan emredilen vasiyetin tamamlandığından söz edilemez. Çünkü Allah’ın emrettiği bu vasiyet, ortada kişi tarafından açıkça beyan edilmiş bir vasiyet olmasa bile, bizzat Allah tarafından belirlenmiş ve mal sahibinin bıraktığı vasiyet hükmündedir.
Dolayısıyla evlatsızlık kümesinde anne-baba kümesine intikal eden mal, ancak eşin payı varsa eşe verildiği, yoksa diğer borç ve yükümlülükler eksiksiz biçimde yerine getirildiği takdirde temiz mal niteliğini kazanır.
Bu nokta özellikle şunun için önemlidir: Evladın bulunduğu durumda Allah Teâlâ, tek kız evlat için bir oran belirlerken, lafızda açıkça zikredilmese de arka planda bir erkek evlat varlığını esas almaktadır. Yani ayette yalnızca “tek kız”dan söz edilmesi, ortamda başka hiçbir evladın bulunmadığı anlamına gelmez; bilakis, oranlamanın dayandığı zemin, erkek-kız birlikteliğinin oluşturduğu ölçüdür.
Bu sebeple kız için belirlenen pay, başlı başına mutlak bir oran değil; erkekle birlikte düşünülen nispi bir paydır.Bu pay, eğer kendilerinden başka varis yoksa tüm tereke üzerinden; başka varisler mevcutsa, erkek ve kıza (evlatlara) kalan kısım üzerinden uygulanır.Tüm mirastan alacağı pay değildir şayet başka varis varsa.
Ancak anne ve baba için 1/6 oranı zikredilirken, ayette “es-sudusu mimma terake” ifadesi kullanılmış ve burada min'i beyaniyyeye yer verilmiştir. Mini beyaniyye, karışıklık ihtimali bulunan durumlarda “neyin ne kadarı” sorusunu ortadan kaldırmak için kullanılır. Yani burada, 1/6’nın neyin 1/6’sı olduğu hususunda herhangi bir belirsizliğe mahal bırakılmamıştır.
Eğer ayette yalnızca “es-sudus” denmiş olsaydı, bu durumda eşlerden birinin payını almasının ardından anne ve babanın alacağı 1/6’nın, tüm maldan mı yoksa kalan maldan mı olduğu belirsiz hale gelecekti. Zira bu aşamada henüz eşlerden bahsedilmemekte, ifade sanki eş yokmuş gibi kurulmaktadır. Aslında böyle bir ifade tercihi, değişken bir durumun varlığına kapı aralayacaktı: Sadece evlatlar ile anne-babanın bulunduğu halde 1/6’nın tüm maldan anlaşılması gerekirken, eşlerin de bulunduğu durumda bu oranın eşin payı çıktıktan sonra kalan mal üzerinden anlaşılması ihtimali doğacaktı. Fakat Allah Teâlâ, ayete min'i beyaniyyeyi yerleştirerek, eş bulunsun ya da bulunmasın, anne ve babanın alacağı payı “mimma terake” kaydıyla (tüm maldan) her hâlükarda sabitlemiştir.
Fakat evladın bulunmadığı durumda, mala yalnızca anne ve baba varis oluyorsa (kardeşlerin de bulunmadığını varsayalım), anne için oran essulus, yani 1/3 olarak belirlenmiştir. Ancak bu oran, eşlerin varlığı halinde tüm maldan alınan bir oran değildir; kalan mal üzerinden geçerli olan bir orandır. Zira eşlerden biri mevcutsa, artık “yalnızca anne ve babanın varis olduğu” durum ortadan kalkmış olur. Bu şartlar ancak eşlerin paylarını almalarının ve genel olarak tüm vasiyetin (varisler dahil) tamamlanmasının ardından gerçekleşir.
İşte bu sebeple burada beyaniyye mini kullanılmamıştır. Eğer ayette “essulusu mimma terake” denmiş olsaydı, bu durumda evlat ve kardeşler yokken annenin payı her halükârda bu oran olmak zorunda kalacaktı. Oysa evlat yokken, kardeşler yokken ve baba da yokken yalnızca eş varsa, eşler paylarını aldıktan sonra tüm mal annenin elinde kalacaktır. Bu ifade tercihi aynı zamanda, baba bulunduğu hallerde onun payının annenin payının iki katı olmasını da doğal olarak temin etmektedir.
Kardeşlerin bulunması halinde ise annenin payı 1/6’ya düşer; bunun gerekçelerini yukarıda izah ettik. Bu durumda kardeşlerin payı da 1/6’dır. Ancak burada da şu soru ortaya çıkar: Bu 1/6, tüm maldan mı yoksa eşlerin hakları alındıktan sonraki kısımdan mı hesaplanacaktır? Ayette bu noktada “essudus” denmiş, “essudusu mimma terake” denmemiştir. Çünkü burada da tıpkı yukarıda olduğu gibi, mimma terake ifadesi kullanılmış olsaydı değişken şartlar göz ardı edilmiş olacak; sadece anne ve eşin kaldığı durumda nasıl bir taksim yapılacağı anlaşılamaz hale gelecekti.
İşte bu soruların cevabı, hem min'i beyaniyyenin kullanılmamasından doğan bilinçli belirsizlikten hem de ifadenin sonunda yer alan “vasiyetten veya borçtan sonra” kaydından anlaşılmaktadır. Bu iki unsur birlikte değerlendirildiğinde, geride artık hesaba katılacak başka bir varisin kalmadığı; varsa bile payının çoktan ayrıldığı bir durumdan söz edildiği ortaya çıkar. Başka bir ifadeyle, burada temiz mal söz konusudur.
Dolayısıyla eş mevcutsa payını almıştır; eş yoksa zaten böyle bir düşüm söz konusu değildir. Bu çerçevede ayette verilen oran, eş bulunmadığı hallerde tüm malı ifade ederken; eş bulunduğu hallerde ise eşin payı çıktıktan sonra kalan kısım üzerinden geçerli olan oranı ifade eder.
Nisa 12. ayette eşlerden bahsedilirken, ifadelerde dikkat çekici bir fark göze çarpar. “Kocanın, eşinin bıraktığının yarısı” ifadesi dışında, diğer oranlar beyaniyye mini ile verilmiştir. Koca için bu yapının kullanılmamış olması rastlantısal değildir; zira burada karışma ihtimali bulunmamaktadır.
Bunun sebebi şudur: Anne ve baba için verilen oranlar, yalnızca ikisinin birlikte varis olması şartına bağlanmıştır. Bu şart son derece önemlidir ve kardeşlerin neden pay alması gerektiği meselesi bu bağlamda daha önce ayrıntılı biçimde izah edilmiştir. Ancak kocanın ya da eşin varlığı, kardeşlerin bulunup bulunmamasından bağımsız olarak bu durumu doğrudan etkilemektedir. Yani kardeşler olsun ya da olmasın, eşin varlığı anne-baba kümesinin “yalnız başına varis olma” şartını ortadan kaldırmaktadır.
Dolayısıyla bu aşamaya gelinmiş olabilmesi için, öncelikle eşin hakkını almış olması gerekir. İşte bu yüzden koca için kullanılan lafızda min'i beyaniyyeye ihtiyaç duyulmamıştır. Ayette “nisfu mâ terake ezvâcuküm” denmesi yeterlidir; “ennisfu mimma terake ezvâcuküm” şeklinde bir ifadeye gerek yoktur. Böyle bir kullanım, hem anlam bakımından yeni bir şey kazandırmayacak hem de sözü gereksiz yere uzatmış olacaktır.
Ancak evladın olmadığı durum için koca yerine hanım için kullanılan ifadede farklı bir tercih yapılmış ve ayette “errubu‘u mimma teraktüm / sizin bıraktıklarınızdan 1/4” denilmiştir. Halbuki lafzen “rubu‘u mâ teraktüm” denmesi de mümkün olabilirdi. Evet, böyle denmiş olsaydı da sonuç teknik olarak değişmeyecekti; zira kadın yeni bir varis olarak zaten anne ve babanın “yalnızca ikisinin varis olması” şartını bozacaktır.
Fakat burada göz ardı edilmemesi gereken husus şudur: min'i beyaniyye, yalnızca oranı açıklamak için değil, aynı zamanda yanlış anlama ihtimalini ortadan kaldırmak için de kullanılır. Özellikle kadının varisliğini görmezden gelmeye meyilli bir zihniyetin bulunduğu bir zeminde, bu açıklığın yapılması zaruridir. Zira kadının varisliği inkar edildiğinde, hatta daha ileri gidilerek kadının bizzat kendisinin kocasından kalan mal gibi “üzerinde varis olunan” bir nesne olarak algılandığı bir anlayışta, burada "min'i beyaniyye"nin kullanılmaması kadının haklarının budanması için bir bahane haline gelebilirdi.
Bu noktada dikkat çekici bir sonuç ortaya çıkar: Ayette “errubu‘u mimma teraktüm” denmesine rağmen kadın varis kabul edilmez ve “aldığı pay varislikten değildir” denilirse, bu kez mimma teraktüm kaydı sebebiyle, adı ne olursa olsun (ister varis payı densin ister başka bir şey), kadına evlat bulunmadığı durumda tüm maldan 1/4 verilmesi gerekecektir. Bu halde (kardeşlerin de bulunmadığını varsayarsak) “anne ve babanın yalnızca ikisinin varis olması” şartı tekrar sağlanmış olacak ve anne de tüm maldan 1/3 pay alacaktı ancak bu babanın payında azalmaya sebep olacaktı.
Oysa kadın varis kabul edildiğinde, bu şartın gerçekleşmesi için önce varislerden biri olan kadının payı çıkarılacak, ardından kalan mal üzerinden annenin 1/3 hissesi hesaplanacaktır. Görüldüğü üzere, min'i beyâaniyyenin burada kullanılması, kadının varisliğini tartışmasız biçimde sabitlemekte ve olası yorum sapmalarını baştan engellemektedir.
Bunun bir diğer önemli sonucu ise şudur: Hanım, tek başına kaldığı durumda varis kabul edildiği için, geriye kalan tüm mal kendisine kalır. Bu durum, kadının yalnızca belirli bir pay alan kişi değil, gerektiğinde mirasın tamamına hak kazanan asli bir varis olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.
Özetle, “mimma terake” ifadesinin geçtiği yerler dikkatle incelendiğinde, bunun her defasında bir belirsizliği gidermek ve hissenin zeminini sabitlemek amacıyla kullanıldığı görülür. Nitekim Nisa 12’nin devamında kelale bahsi ele alınırken de “vasiyetten veya borçtan sonra” kaydı tekrar edilmiş; ancak oranlar verilirken beyaniyye min'ine yer verilmemiştir. Bunun sebebi, bu durumda karşı tarafta yalnızca evlatların bulunmasıdır.
Bu tercihin bir diğer önemli yönü şudur: Payı henüz belirlenmemiş iki ayrı grup arasında bir oran söz konusu olduğunda, bu oranın tüm maldan mı yoksa kalan maldan mı olduğunun ayrıca belirtilmesinin şart olmamasıdır. Evlatlar arasındaki taksim de tam olarak bu niteliktedir. Zira burada erkek ve kadın evlatlar birlikte yer almakta, oran da zaten bu kümenin kendi iç dengesi esas alınarak belirlenmektedir. Bu nedenle oranın tümden mi yoksa kalandan mı olduğu ayrıca ifade edilmemiştir.
Fakat kelalenin tanımında, yukarıda ayrıntılarıyla değindiğimiz bu inceliklerin büyük ölçüde göz ardı edilmesi, ciddi bir kavramsal probleme yol açmaktadır. Zira eşler için verilen oranların daima beyâniyye min'i ile ifade edilmesi, bu payların tüm tereke üzerinden olduğunu açıkça sabitlemekte ve bunun evlatların bulunup bulunmamasına göre hiçbir surette değişmeyeceğini göstermektedir. Bu yönüyle, kelaleyi ihtilaflı anne baba versiyonları hariç ortak bir kabulle “evladı da olmayan kimse” şeklinde tanımlayan klasik yaklaşım, sırf beyaniyye minleri dikkate alındığında bile tutarlılığını yitirmektedir.
Somut bir örnekle ifade edelim: Çocuğu olmayan bir erkek vefat ettiğinde, eşi tüm maldan 1/4 pay alır. Bu oran hiçbir koşulda ne artar ne de azalır. Kendisinden başa bir varis varsa bu oran değişemez. Ancak kendisinden başka hiçbir varis yoksa, zaten bütün mal kendisine kalacaktır; bunun ayrıca zikredilmesine gerek yoktur. Buna karşılık, evlatlar, anne, baba veya kardeşler gibi başka varisler varsa eşin tüm terekeden alacağı 1/4 pay değişmez.
Bu husus son derece önemlidir. Zira kelâle hakkında yürütülen tartışmalarda, çoğu zaman “evladı yoktur” kabulü esas alınmış; kimi yorumlar kelâleyi “annesi var, babası yok” şeklinde tanımlamış, kimileri Nisâ 176’daki kelâleyi “babası olmayan”, kimileri ise “ne annesi ne babası olan” kimse olarak değerlendirmiştir. Ancak bu yaklaşımların hiçbirinde eşin var olup olmadığı meselesi ciddi biçimde dikkate alınmamıştır.
Halbuki ayetlerde eşler için verilen paylar, bir yerdeki “nisfu” ifadesi dışında —ki o da zaten “eşlerinizin bıraktığının yarısı” şeklinde doğrudan ifade edilerek marife kılınmıştır— diğer bütün oranlarda marifeli lafızla birlikte “mimma” kullanılarak belirlenmiştir. Bu tercih, eşlerin payının tüm tereke üzerinden olduğunu açık biçimde sabitlemekte; bu hakkın karışmaya, yoruma ya da değişime maruz bırakılmamasını temin etmektedir.
Dolayısıyla, onların tarifine göre kelâle bir erkek olsun ve ihtilaf kalmaması için hem anne-babası hem de evladı bulunmayan bir kişi olsun. Bu durumda, geleneksel kabule uygun olarak kelâlenin hanımı ve kardeşleri var kabul edilecektir. Yirmi dört hisse üzerinden hesaplandığında, hanımı 1/4 oranında 6 pay, kardeşler ise malın 1/3’ünü, yani 8 pay alacaktır. Peki geriye kalan 10 pay kime verilecektir?
Elbette klasik miras müktesebatımızda, bir yerde artan başka bir yerde eksilen paylar bulunması; 24 pay sisteminde kimi zaman toplamın altında, kimi zaman üstünde sonuçlar çıkması başlı başına sorun olarak görülmemektedir. Ancak bu durum, ne kadar örtülmeye çalışılırsa çalışılsın, esasında çok ciddi bir tutarsızlığı ve keyfiliği ortaya koymaktadır. Zira payların kime ait olduğu netleşmeden yapılan bu tür taksimler, ayetin kurduğu lafzi ve mantıki bütünlükle bağdaşmamaktadır.
Nitekim dikkat edilirse, Nisa 176. ayetteki ifadelerde yalnızca bir yerde beyaniyye mini kullanılmıştır. Bu kullanımın sebebi, iki kız kardeşin bulunduğu durumda, verilen 2/3 oranının yanlış anlaşılmasını önlemektir. Zira burada, bu payın karşısındaki erkek kardeşin aldığı payın üçte ikisi olarak anlaşılması yahut daha önce tek kız için zikredilen “nisfu mâ terake” ifadesindeki oranın 2/3’ü şeklinde yorumlanması ihtimali bulunmaktadır.
Eğer Nisa 176’da yalnızca “essulüsani” denmiş olsaydı, bu 2/3’ün, erkek kardeşin aldığı paya nispetle anlaşılması ya da bir önceki ayette geçen tek kızın payına kıyasla yorumlanması gibi karışıklıklar doğabilirdi. Beyaniyye mini, işte tam olarak bu ihtimalleri ortadan kaldırmak için kullanılmıştır.
Miras konusunda yazılmış iri hacimli kitaplar, oluşturulmuş sayısız senaryo ve hesaplamalar incelendiğinde, bunların yüzde doksanından fazlasının Kur’an’da belirtilen oranlarla uyuşmadığı açıkça görülmektedir. Dahası, her mezhep kendi içinde farklı yöntemler benimsemiş; hatta aynı mezhep içerisinde dahi alimler birbirinden tamamen farklı sonuçlara ulaşmıştır. Bu durum, “alimlerimiz böyle demişse, elbette bir bildikleri vardır” anlayışıyla yetinmeyecek olan günümüz ve gelecek nesiller için çok ciddi bir problem teşkil etmektedir.
Nitekim bugün Google üzerinden arandığında bulunabilecek, miras paylarını mezheplere göre hesaplayan pek çok site bulunmaktadır. Bunlar incelendiğinde, neredeyse hiçbirinde Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçüye sadık kalan tutarlı bir hesaplama görülememektedir. Bunun temel sebebi şudur: Ortada Kur’an’dan türetilmiş bütüncül bir sistem yoktur. Var olduğu iddia edilen sistemler ise, lafız ve yapı itibarıyla Kur’an’ın miras mantığıyla örtüşmemektedir.
Biz, kendi anladığımız ve kavrayabildiğimiz ölçüde; miras konusunun sıradan insanların da rahatlıkla anlayabileceği ve hesabını bir çobanın da, bir profesörün de, bir ev hanımının da, bir köylünün yahut bir işçinin de hayatında tatbik edebileceği bir sadelikte olduğuna inanarak, tespit edebildiklerimizi elimizden geldiğince ifade etmeye çalıştık. İsabet edemediklerimiz ve eksik kaldığımız noktalar sebebiyle de şimdiden Rabbimizden bağışlanma diliyoruz.
Farklı Kritik Senaryolar (Borç/vasiyet yok varsayımıyla)
Senaryo 1
24 Pay Üzerinden (Nisa,11-12)
Varisler: 1 kız evlat, 2 erkek evlat, Anne, Baba, Hanım (eş)
Toplam: 24 pay
Sabit paylar (evlat var)
Hanım:1/8 → 3 pay, Anne:1/6 → 4 pay, Baba:1/6 → 4 pay
Dağıtılan toplam
3 + 4 + 4 = 11 pay
Evlatlara kalan
24 − 11 = 13 pay
Evlatlar arası paylaşım
Genel kaide: Erkek = 2 br. Kız = 1 br.
Toplam birim: 2 erkek → 4 br, 1 kız → 1br
Toplam: 5 birim
13 ÷ 5 = 2,6 pay
Her erkek evlat:
2 × 2,6 = 5,2 pay
Kız evlat:
1 × 2,6 = 2,6 pay
Nihai dağıtım (24 pay)
Varis Pay
Hanım: 3
Anne: 4
Baba: 4
Erkek evlat 1: 5,2
Erkek evlat 2: 5,2
Kız evlat: 2,6
Senaryo 2 (Nisa,11-12)
Varisler: 2 kız evlat, 1 erkek evlat, Hanım (eş), Anne var, (Baba yok)
Toplam: 24 pay (Borç / vasiyet yok)
Sabit paylar (evlat var)
Hanım:1/8 → 3 pay, Anne:1/6 → 4 pay
Dağıtılan toplam
3 + 4 = 7 pay
Evlatlara kalan
24 − 7 = 17 pay
Evlatlar arası paylaşım
Durum: 1 erkek + 2 ve 2’den fazla kız, özel durum-1 uygulanır:
Kızlar → evlat payının 2/3’ü
1 Erkek → evlat payının 1/3’ü
Evlatlara kalan: 17 pay
Kızlar: 17× 2/3 = 11,33 pay, 1 Erkek: 17 × 1/3 = 5,67 pay
Kızlar kendi aralarında
1 kız → 11,33 / 2 = 5,67 pay (her biri)
Nihai dağıtım:
Hanım: 3 pay
Anne: 4 pay
Erkek evlat: 5,67 pay
Her bir kız evlat: 5,67 pay
3 +4+ 5,67+11,33= 24
Senaryo 3 (Nisa,11-12)
Varisler: 3 kız evlat, 1 erkek evlat, Hanım (eş), Baba var, (Anne yok)
Toplam: 24 pay (Borç / vasiyet yok)
Sabit paylar (evlat var)
Hanım:1/8 → 3 pay, Baba:1/6 → 4 pay
Dağıtılan toplam
3 + 4 = 7 pay
Evlatlara kalan
24 − 7 = 17 pay
Evlatlar arası paylaşım
Durum: 1 erkek + 2 ve 2’den fazla kız, özel durum-1 uygulanır:
Kızlar → evlat payının 2/3’ü
Erkek → evlat payının 1/3’ü
Evlatlara kalan: 17 pay
· Kızlar: 17× 2/3 = 11,33 pay
· Erkek: 17 × 1/3 = 5,67 pay
Kızlar kendi aralarında
1 kız → 11,33 / 3= 3,78 pay (her biri)
Nihai dağıtım
Hanım: 3 pay
Anne: 4 pay
Erkek evlat: 5,67 pay
Her bir kız evlat: 3,78 pay
3 +4+ 5,67+11,33= 24
Senaryo 4 (Nisa,11-12)
Varisler: 1 kız evlat, 1 erkek evlat, Anne, Baba, Koca
Toplam: 24 pay (Borç/vasiyet yok varsayımıyla)
Sabit paylar (evlat var)
Koca:1/4 → 6 pay, Anne:1/6 → 4 pay, Baba:1/6 → 4 pay
Dağıtılan toplam
6 + 4 + 4 = 14 pay
Evlatlara kalan
24 − 14 = 10 pay
Evlatlar arası paylaşım (özel durum-2)
1 erkek + 1 kız → eşit paylaşım
· Erkek evlat: 5 pay
· Kız evlat: 5 pay
Nihai dağıtım (24 pay) Varis Pay
Koca: 6
Anne: 4
Baba: 4
Erkek evlat: 5
Kız evlat: 5
Senaryo 5 (Nisa,11-12)
Varisler: 2 erkek evlat, 2 kız evlat, Anne var (baba yok, eş yok)
Toplam: 24 pay (Borç / vasiyet yok)
Anne’nin payı Anne → 1/6 = 4 pay
Evlatlara kalan pay
24 − 4 = 20 pay
Evlatlar arası paylaşım
Durum: 2 erkek + 2 kız genel kaide uygulanır:
Erkek = 2x2= 4br
Kız = 2x1= 2br
Toplam hisse birimi:6 birim
Birim hesaplama: 20 pay ÷ 6 birim = 3,33 pay / birim
Nihai evlat payları
Her bir erkek evlat: 2 × 3,33 = 6,66 pay
Her bir kız evlat: 1 × 3,33 = 3,33 pay
Nihai dağıtım:
Anne: 4 pay
Erkek evlat-1: 6,66 pay
Erkek evlat-2: 6,66 pay
Kız evlat-1: 3,33,
Kız evlat-2: 3,33,
4 + 6,66+6,66+3,33+3,33= 24
Senaryo 6 (Nisa,11-12)
Varisler: (evlat yok )Anne var, Baba var, Koca var, kardeşler var
Koca:1/2→ 12 pay
Kalan: 12 pay
Anne: 1/3’tü ancak kardeşler olduğundan 1/6 → 2 pay
Kardeşler(1/6): → 2 pay
Baba (2/3): Kalan→ 8 Pay
12+2+2+8=24
Senaryo 7 (Nisa,11-12)
Varisler: (evlat yok, Anne yok) Baba var, koca var, kardeşler var
Koca:1/2→ 12 pay
Kalan: 12 pay
Kardeşler: 1/3 (annenin yerine geçti): →4 pay (cinsiyetin ve sayının önemi yok)
Baba: kalan → 8 pay
12+4+8=24
Senaryo 8 (Nisa,11-12)
Varisler: (evlat yok, baba yok) Anne var, 3 kardeş var (2 kız, 1 erkek), Hanım var.
Hanım: 1/4→ 6 pay
Kalan: 18 pay
Anne (kardeşler olduğundan) 1/6: 18/6→ 3 pay
Kardeşler: (Anneden gelen 1/6 yı aldılar ve baba yerine geçtiler) → 15 pay
Nihai durum:
Hanım: → 6 pay
Anne: → 3 pay
Kardeşler: → 15 pay (cinsiyetin ve sayının önemi yok, eşit paylaşım)
6+3+15=24
Senaryo 9 (Nisa,11-12)- Kelale
Varisler: 1 erkek evlat, 1 kız evlat, 1 kız kardeş var, 1 erkek kardeş (Anne yok, Baba yok, Eş yok)
Kardeşler: Her bir kardeş 1/6 alır, (cinsiyetin burada da önemi yok):
Kız kardeş: → 4 pay
Erkek kardeş: → 4 pay
Kalan Pay: 16 pay
Evlatlar Özel Durum-2
Erkek kardeş için: 1/2 → 8 pay
Kız kardeş için: 1/2 → 8 pay
4+4+8+8=24
Senaryo 10 (Nisa,11-12)- Kelale
Varisler: 3 erkek evlat, 1 kız evlat, 3 kız kardeş var, 1 erkek kardeş (Anne yok, Baba yok, Eş yok)
Kardeşler: 1/3’üne kardeşler eşit olarak sahip olurlar. 8 pay (cinsiyetin burada da önemi yok):
Her bir Kız kardeş: → 2 pay (3x2)
Erkek kardeş: → 2 pay
Kalan Pay: 16 pay
Evlatlar Genel kaide
3 erkek evlat: 3*2=6 br
1 kız evlat: 1*1: 1 br
Toplam: 7 br olduğundan 16/7=2,29
Kız evlat: 2,29 pay
Her bir erkek için: 4,57 pay
Nihai Durum:
3 Kız kardeş : → 6 pay
1 Erkek kardeş: → 2 pay
1 Kız evlat: 2,29 pay
3 Erkek evlat: 13,71 pay
6+2+2,29+13,71=24
Senaryo 11 (176) - Kelale
Varisler: (evlat yok, Baba yok, Eş yok) kardeşler var (1 erkek, 1 kız)
Kardeşler eşit alır.
Erkek kardeş: → 12 pay
Kız kardeş: → 12 pay
Senaryo 12 (176) - Kelale
Varisler: : (evlat yok, Baba yok, Eş yok) kardeşler var (1 erkek, 2 kız)
2 kız 2/3’ünü alır. 16 pay
1 erkek 1/3’ünü alır. 8 pay
Sonuçta kardeşler bu durumda da eşit alırlar.
Kız kardeş-1: → 8 pay
Kız kardeş-2: → 8 pay
Erkek kardeş: → 8 pay
Senaryo 13 (176) - Kelale
Varisler: (evlat yok, Baba yok, Anne yok) kardeşler var (2 erkek, 1 kız)
Erkekler kızın iki katını alır. Toplam 5br=(2x2+1)
24/5= 4,8
Kız kardeş: → 4,8 pay
Erkek kardeş-1: → 9,6 pay
Erkek kardeş-2: → 9,6 pay
4,8+9,6+9,6=24
Kullandığımız akış şemasında yer alan bazı belirsizlikler nedeniyle, matematikçi dostumuz Ercan Cem tarafından; gerek yapay zeka sistemlerinin gerekse insan okuyucuların herhangi bir hata ya da ikilem yaşamaksızın işlem yapabilmesini teminen, mirasın esas ve usullerini açık biçimde ortaya koyan aşağıdaki çerçeve hazırlanmıştır.
Miras Taksimi
bölüm I: esas ve usül miras hukuku esaslar, öncelikler, istisnalar ve tüm bunların nasıl bir mantık ve hangi sırayla işletileceğinin tanzimidir.
bölüm II: borçların ödenmesi önce vasinin borçları ödenir. daha öncelikli bir durum yoktur. istisnası yoktur. sınırlama yoktur. mirasın tümü borçların ödemesine gidebilir.
bölüm III: paylaşım hesabının odak noktası Mirasın paylaşım hesabının mantığı çocukları odak noktası alarak belirlenir. tüm özel ve istisnai durumlar, her şey bu odak noktası üzerinden kurgulanır.
bölüm IV: çocuk ya da çocukların miras paylaşımını nasıl yapacağının esası ve istisnaları şöyledir.
1. Evlat varken, annenin ve babanın her birinin 1/6 payı vardır; eş koca ise 1/4 payı vardır, karı ise 1/8 payı vardır. bu paylar olası tüm kombinasyonlarda aynıdır.
2. Evlat varken; anne, baba, eş payını aldıktan sonra çocukların payları şöyledir.
(a) tek çocuk tüm payı alır.
(b) iki çocuk yarı yarıya paylaşır.
(c) ikiden fazla çocuk, hepsi kız ya da hepsi erkek ise, eşit paylaşırlar.
(d) 1 erkek ve 2 kız durumunda eşit şekilde paylaşılır.
(e) 1 erkek ve 2 den çok kız durumunda erkek üçte biri alır, kalanı kızlar eşit olarak paylaşılır.
(f) Kalan durumlar için erkeğin payı iki, kadının payı birdir
3. hiç evlat yoksa ama anne, baba veya eşlerden biri varsa
(i) eş varsa: eş koca ise 1/2 payı vardır, karı ise 1/4 payı vardır; kalan üzerinden baba 2/3 pay alır, anne 1/6 pay alır, kardeşler cinsiyet ayrımı olmaksızın kalan 1/6 payı paylaşırlar. Kardeşler yoksa, annenin payı 1/3, babanın payı yine 2/3'tür.
(ii) eş yoksa: (i) maddesindeki oranlara göre paylaşım olur
(iii) eş yoksa, anne ve babadan biri yoksa: anne (1/6) ya da baba (2/3) payını alır, kalanı kardeşler paylaşır.
4. Evlat varken; anne, baba ve eşin üçünün de olmaması durumunda (Kelalelik)
a) Tek kardeş varsa 1/6 alır. Kalını evlatların (5/6)
b) 2 veya daha fazla kardeş var 1/3 kardeşlerin eşit paylaşır. Kalanı evlatların (2/3)
5. Kelaleye varis olarak sadece ve sadece kardeş(ler) varsa, 2. maddedeki (e) maddesi yok sayılarak, diğerleri dikkate alınarak evlatların paylaşım mantığı gibidir.





Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
kuranevreni610@gmail.com
