Namaz - Kuran'da Detayları

ahmetsogutcu@gmail.com

AHMET SÖĞÜTÇÜ

Ahmet Söğütçü

1/2/20269 min read

Kuranda NAMAZ

Vakit sayısı?

Vakitleri?

Rukunları?

Yönü/kıblesi?

Cuma Namazı Hangi Vaktit?

Namazın Vakitleri:

اَقِمِ الصَّلٰوةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ اِلٰى غَسَقِ الَّيْلِ وَقُرْاٰنَ الْفَجْرِۜ اِنَّ قُرْاٰنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُوداً

Güneşin sarkmasından/dulukundan gecenin karanlığına kadar namazı ikame et (ayağa kaldır/hakkını vererek kıl) ve Sabah/Fecr okuyuşu da (gerekli). Çünkü Sabah okuyuşu (etkisi ve önemi) tanık olunmuş/tecrübe edilmiştir.

İsra 78

Bu ayette güneşin zevali yani en tepe noktasından batıya doğru yönelmeye başlaması öğle namazı, Gecenin en karanlık vaktine giriş yani güneş ışınlarının tesirinin artık minimum seviyeye ulaştığı yatsı namazı ve namazdaki kuran tilavetine gönderme yapılarak etkisinin vurgulandığı sabah namazı olmak üzere 3 vakit namazın vakitleri belli olmaktadır.

Gündüz olan öğle namazı, geceye ait olan yatsı ve sabah namazı dışında, gündüze ait 1 namaz vakti ile geceye ait 1 namaz vakti doğrudan zikredilmemiştir. Ancak öğle ile yatsı arasında en az 1 vakit namaz daha olduğu kesindir. Aksi halde "ila" harfi ceriyle değil "vav" bağlacıyla bağlanırdı. Dolayısıyla güneşin sarkmasından gecenin en koyu karanlığına kadar olan sürede en az 1 adet vakitte (ikindi ve akşam) daha namaz olduğu bellidir.

Yine Nur Suresi 58. Ayette de sabah namazı ve yatsı namazı (salatul fecr ve salatul i’şai) olarak zikri geçmektedir.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِيَسْتَأْذِنْكُمُ الَّذ۪ينَ مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ وَالَّذ۪ينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنْكُمْ ثَلٰثَ مَرَّاتٍۜ مِنْ قَبْلِ صَلٰوةِ الْفَجْرِ وَح۪ينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُمْ مِنَ الظَّه۪يرَةِ وَمِنْ بَعْدِ صَلٰوةِ الْعِشَٓاءِ۠ ثَلٰثُ عَوْرَاتٍ لَكُمْۜ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّۜ طَوَّافُونَ عَلَيْكُمْ بَعْضُكُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ

Ey iman edenler! Yeminleriniz/sözleşmeleriniz malik olduğu ve sizden henüz bulûğ çağına ermemiş olanlar, günde üç defa; sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza girecekleri zaman) sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında (izinsiz girme konusunda) ne size, ne onlara bir günah vardır. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah, âyetlerini size işte böylece açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nur,58)

Bu ayette sabah ve yatsı namazları açıkça zikredilmektedir.

Akşam ve İkindi namazlarının tespitine gelince, akşam vakti güneşin batmasıyla ilgili ve güneşin batışından sonra tespih edilmesi emredildiğinden, bunun da namazla doğrudan bağı olduğuna kuşku olmayan ayetler bulunsa da biz bunu delil olarak göstermek yerine daha kesin olan şu yönteme başvuracağız.

وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفاً مِنَ الَّيْلِۜ اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّـَٔاتِۜ ذٰلِكَ ذِكْرٰى لِلذَّاكِر۪ينَۚ

Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde (zülüfler) namazı ikame edin. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür. (Hud, 114)

Gecede gözlemlenebilir gündüze yakın 3 evre bulunduğu bellidir. Bunlar güneşin batışı (1. Evre), güneş ışınlarının tesirinin bitip gecenin en karanlık dönemine girilmesi (2.Evre) ve sabah namazının olduğu Fecr vakti (3.evre).

Bu 3 evre Hud 114 de de ifade edildiği gibi gündüze yakın olan vakitler olup aynı zamanda birbirinden farklı başka bir vaktin olmadığı 3 vakittir. Dolayısıyla Akşam vakti, hem yatsıdan önce olması hem de başka bir evrenin bulunmaması sebebiyle ortaya çıkmaktadır.

İkindi namazına gelince,

حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلٰوةِ الْوُسْطٰى وَقُومُوا لِلّٰهِ قَانِت۪ينَ

Namazları ve en orta namazı muhafaza edin. Allah’a gönülden boyun eğerek (namaza) durun. (Bakara, 238)

Bu ayetin boşanma ve evlilik hukuku arasındaki ayetlerin arasında zikredilmesi sebebiyle konunun namaz olamayacağına dair görüşlerin herhangi bir kıymeti yoktur. Zira hangi konuyla hangisi arasında irtibat ve bağlantı kurulacağına Rabbimiz karar verir. Namaz hayatın her alanı ile irtibatı koparılamaz... Savaşta da, evlilikte de, boşanmada da, her alanda namaz, Rabbimizin hayatı kendisiyle inşa edilmesini emrettiği, olmazsa olmaz hayati bir fonksiyonu vardır. Namazın irtibatlı olmadığı herhangi amel olmadığı gibi, Kuran'da namaz kılmayan bir mümin de hiç bir durumda varsayılmamaktadır. Münafıkların bile mü'min kimliği ile kendisini göstermesi için, namaz kılmaya kendini zorunlu hissetmeleri bu ibadetin olmazsa olmaz kritik önemi sebebiyledir.

Bakara 238’de belirtilen namazın öğle, ikindi ve akşam olabileceğine dair çeşitli görüşler bulunsa da, ikindi namazı sabah namazıyla başlayıp yatsı namazıyla biten olağan hayat akışındaki 5 vakit namazın en ortasındaki namazdır.

Bu ayette Salavat ifadesi salat kelimesinin çoğulu olup, Arapçada çoğullar en az 3’den başlar. Yine vusta ifadesi de esasında “en orta” manasındadır. Bu namazın hangi namaz olduğu konusunda farklı fikirler bulunsa da namazın sayısının bu ayette en az 5 olduğu anlaşılmaktadır. Şöyle ki salavat kelimesi çoğul ve vusta kelimesi “en orta” manasında olduğu için namazların sayısı tek sayı olmak zorundadır. Çünkü çift sayıların ortası veya en ortası olmaz. Bu durumda namaz sayıları 3, 5, 7 gibi tek sayılardan oluşmalıdır. Aynı zamanda vusta orta değil, en orta manasında ismi tafdildir. Kimi yorumcular bu ayette salavat ifadesinden ayrı olarak salati lvusta’nın zikredilmediğini ifade ederek namaz sayısının 3 olduğunu ve salatil vusta şeklinde gelen namazın da bu 3 namaza dahil olduğunu ileri sürmektedir. Ancak şu ihmal edilmektedir ki salatil vusta ifadesindeki vusta orta demek olmayıp, orta manasına gelen Arapçadaki kelime “vasatun” dür. Aynı zamanda yukarıda 3 adet gece, 2 adet gündüzde namaz olduğu da Hud 114'de açıktır. Vusta kelimesi ise en orta manasında olup bu da 3 adet olan değil en az 5 adet olan bir şeyin en ortasıdır. Dolayısıyla salatul vusta ister salavata dahil olsun ister olmasın yani ister ayette 4 ayrı namaz+1 ayrı namaz zikredilmiş olsun ister 5 namaz ve 1 tekrar olsun durum değişmemektir. Ancak kimilerinin ileri sürdüğü gibi 3 namaz +1 tekrar kabul edilirse bu durumda hem vusta kelimesinin ismi tafdil olması dikkate alınmamakta, hem salatil vusta’nın kendisinden önce zikredilen namazlardan ayrı bir namaz olma ihtimalini gözardı etmekte hem de Hud 114 görmezlikten gelinmektedir. Ancak namaz 5 vakit olarak kabul edildiğinde tüm lafızlara uygun ve tüm ihtimalleri karşılayacaktır. Bu nedenle bu ayette en az 5 vakit namaz zikredilmiştir.

Ayrıca İsra 78’de namazın Şemsin duluku yani öğle namazıyla başladığı bilindiğine göre gündüzde olması gerektiğini bildiğimiz 2 vakit namazın (Hud 114 ile) öğle ile akşam arasında ve yine yaklaşık tam ortasında olduğu bellidir. Öğleden sonra, ikindi vakti de öğleden farklı olarak insanların günlük hayatında kullanılan bir vakittir. Güneş’ın yakıcı etkisinin azalıp serinliğin başladığı bu vakit çalışma hayatının da temposu içindeki en yoğun zamanlar olduğundan Bakara 238’de bilhassa belirtilmiş olması şaşırtıcı değildir.

Her halükarda öğleden sonra ve akşamdan önce bir vaktin daha olduğu bellidir. İki namaz arasında yani güneşin zevali ile akşam namazının arasında en orta namazın da yaklaşık orta bir vakitte girdiği bellidir. Örneğin İstanbul’da 29.01.2025 tarihinde Öğle namazı vakti 13:21, akşam namazı vakti: 18:23 ‘dür. Buna göre bu iki saatteki orta değer 15:52’dir. İstanbul’da ikindi namazı vakti diyanet takvimine göre 15:58’de dir. Görüldüğü 6 dk lık ihmal edilebilecek düzeydi bir fark vardır. Yine aynı tarihte Mekke’de öğle namazı: 12:39, akşam 18:15 ise ortası 15:27’dir. Mekke’deki ikindi namazı vakti 15:49’dur. Burada 22 dakikalık bir fark vardır ki bu da çok büyük bir fark değildir. Bu ortadaki saatler ikindi vaktinin girişi için yeni bir saat tespiti yapılmasına gerek duyulduğu için değil, en orta namazın gerek 5 vakit namazın ortasında gerekse de öğle ve akşam vakitlerinin ortasında bir yerde olduğu içindir. Ortaya çıkan tüm saat farkları mevcut uygulamadan önceye düştüğü için, mevcut ikindi vakitleri ihtiyatlı tarafta kaldığından geleneğe uymanın herhangi sakıncası olmadığı gibi, ihtiyatlı tarafta kalmak bakımından da daha güzeldir. Burada maksadımız namaz saatlerinde revizyona gitmek değil mevcut geleneğin Kuran’daki ifadelerle uyumlu olduğunu ortaya koymak, eğer gelenek bilinmese ve kaybolsaydı bile Kuran’a göre namaz vakitlerinin tespitinin mümkün olduğunu göstermektir. Bu konuda elimizde sadece Kuran olsaydı bile hangi vakitlerde namaz kılacağız sorusunun yanıtsız kalmayacağını göstermektir.

Namaz Kaç Rekattır?

وَاِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلٰوةِۗ اِنْ خِفْتُمْ اَنْ يَفْتِنَكُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ اِنَّ الْكَافِر۪ينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُواًّ مُب۪يناً

Yeryüzünde sefere çıktığınızda, eğer kafirler tarafından sıkıntıya düşürülmekten endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda bir günah yoktur. Şüphesiz kafirler sizin için apaçık düşmandır. (Nisa,101)

وَاِذَا كُنْتَ ف۪يهِمْ فَاَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلٰوةَ فَلْتَقُمْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُٓوا اَسْلِحَتَهُمْ۠ فَاِذَا سَجَدُوا فَلْيَكُونُوا مِنْ وَرَٓائِكُمْۖ وَلْتَأْتِ طَٓائِفَةٌ اُخْرٰى لَمْ يُصَلُّوا فَلْيُصَلُّوا مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا حِذْرَهُمْ وَاَسْلِحَتَهُمْۚ وَدَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ اَسْلِحَتِكُمْ وَاَمْتِعَتِكُمْ فَيَم۪يلُونَ عَلَيْكُمْ مَيْلَةً وَاحِدَةًۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ كَانَ بِكُمْ اَذًى مِنْ مَطَرٍ اَوْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَنْ تَضَعُٓوا اَسْلِحَتَكُمْۚ وَخُذُوا حِذْرَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَاباً مُه۪يناً

Sen aralarında olduğun ve onlara namaz kıldıracağın zaman, onlardan bir grup seninle birlikte (namaza) kalksın. Silahlarını da alsınlar. Secdeye vardıkları zaman (diğer grup) arkalarında olsun. ve diğer namaz kılmamış olan grup gelsin ve seninle beraber namazını kılsın. Onlar da tedbirlerini ve silahlarını kuşansın. Kafirler isterler ki siz silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gafil olasınız da üzerinize ani bir baskınla üzerinize hücum etsin. Eğer yağmurdan dolayı sıkıntı çekerseniz ve hastaysanız silahlarınızı (güvenli bir yere) koymanızda günah yoktur. Tedbirinizi alın! Şüphesiz ki Allah kafirler için alçaltıcı bir azab hazırlamıştır. (Nisa,102)

Bu ayetlerde hem rekat sayısının kaç olduğu hem de namazdaki rekatın kıyamla başlayıp secde ile sona eren bir ibadet olduğu, dolayısıyla da namazdaki rükûunun da bu ikisi arasında kaldığı belli olmaktadır.

Nisa 101’de önce namazın saldırı tehdidi altında veya böyle bir risk durumda namazın kısaltılmasında bir günah olmadığı ifade edilmiştir. Peki bu kısaltma nasıl olacak, sonraki ayetteki durumdan bunu anlıyoruz. Resul, müminlerle birlikteyken ve doğal olarak imamlık yaparken, müminler iki gruba ayrılmakta ve bir grup bir rekatı kıldıktan sonra ikinci grup onların yerine geçmekte namaz ikinci rekatla sona ermektedir. Burada namazı kısaltanın imam olan Muhammed (as) değil arkasındaki cemaat olduğu bellidir. Bu namazın hangi namaz olduğu ifade edilmediğine göre normalde asgari farz olanın namazda 2 rekat olduğu anlaşılmaktadır. Muhammed (as)'dan tevatüren gelen uygulama ile bazı vakitleri 4 (öğle, ikindi, yatsı) ve 3 (akşam) kıldığı da vaki olsa da bu namazdaki asgari sınırı ifade eden yani farzın sayısını gösteren bir uygulama olduğunu değil daha fazla kılınabileceğini ve kılmanın da güzel olacağını uygulamaya işarettir. Zaten Cuma namazının devam eden geleneksel uygulama ile de 2 rekat olması, aslında öğle namazının farziyet arz eden rekat sayısının da 2 olduğu kendiliğinden açığa çıkarmaktadır.

Namazın Rükunları Nelerdir?

Nisa 102’de rekatın ayakta kıyam ile başladığı ve birinci rekatın da secde ile tamamlandığı açığa çıkmıştı. Kuranda namaza ait olarak ruku ifadesinin de geçtiği pek çok ayet vardır.

وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِع۪ينَ

Namazı ikamet edin ve zekatı verin. Ruku edenlerle birlikte ruku edin. (Bakara, 43)

Bu ayet esasında bağlamsal olarak beni İsrail’e dönük emirler zincirinin devamı mahiyetindedir. Esasında Yahudilerde de bugün bile namaz ibadeti vardır ancak rükû etmeden kıyamdan sonra doğrudan secdeye gitmektedirler. Tarih içinde namazın bu kısmının zayi edildiği veya değiştirildiği anlaşılmaktadır. Kuran bu ayette rükû edenler yani Muhammed (as) ve etrafındaki müminleri kastederek, beni İsrail’i Kuran’a iman etmeye, namaz kılmaya, zekât vermeye ve bu rükû eden müminlerle birlikte olmaya çağırmaktadır.

Dolayısıyla namaz kıyam ile başlar, rükû ile devam eder ve secde ile bir rekatın tamamlandığı, sonra tekrar kıyam, rükû ve secdeden sonra doğal olarak oturuş haliyle biten bir ibadet olduğu Kuran’daki pek çok ayetten anlaşılmaktadır.

Yine namazda kıblenin de Mescidi haram olduğu bellidir. Zaten oradan uzakta veya nerede olunursa olunsun kendisine dönüleceği, o tarafa doğru dönülerek yapılacak namazdan başka bir ibadet yoktur.

Sonuç olarak bu yazıdaki amacımız Kuran’da namazın farziyet arz eden tüm unsurlarının zikredildiğini göstermekti. Daha önce kaleme aldığımız “Makamı İbrahim ve Namaz: Bakara 125 Bağlamında Bir Değerlendirme” yazısında ifade edildiği gibi namaz doğrudan acil bir biçimde, alemler için kılavuz olan Kabe’den uygulamasını öğrenebileceğimiz bir ibadettir. Namaz, hadisle veya rivayetle nasıl kılınacağını öğrendiğimiz bir ibadet değil, yaşanarak gelen ve Allah’ın da kılavuz olarak ifade ettiği Kabe’den kendisini öğrendiğimiz bir ibadettir. Fakat Kuran’da asgari ölçüleri de tespit edilmiş, belirlenmiştir.

Cuma namazının hangi vakitte olduğu meselesi ise Cuma Suresi 9. ayette, alışverişin ve ticaretin ara verilmesinin emredildiği bir vakitte kılınan ilk namazın, yani öğle namazının Cuma namazı olduğunu göstermektedir.

Zira yeni günün başlangıcı güneş ile başlar ve ertesi sabah güneş doğana kadar devam eder. Kur’an’da yevm kelimesinin, nehar (gündüz) + leyl (gece) bütününü ifade ettiği bellidir. Dolayısıyla yeni bir gün nehar ile başlar ve leyl’in, yani gecenin sonuna/ fecr vaktine kadar sürer.

Bu sebeple fecr vaktinde kılınan namaz, esasında gecenin son bölümüne aittir ve takvimsel olarak günün son namazıdır.

İlgili ayette “Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman alışverişi bırakıp Allah’ın zikrine koşun” diye emredildiğine göre, burada kastedilen çağrı, yevm’in, yani günün nehar ile başladıktan sonra yapılan ilk çağrısıdır. Bu da, gündüz hayatının ve ticaretin fiilen sürdüğü öğle vaktinde kılınan namazdan başkası değildir.

Görüldüğü üzere, Cuma namazının hangi vakitte kılınacağı bile, Kur’an’ın gün, zaman ve yevm ifadelerine yerleştirilerek doğrudan metinden çıkarılabilecek işaretlere sahiptir.

Şüphesiz en doğrusunu Rabbimiz bilir.