Sembolizm Bataklığı

ahmetsogutcu@gmail.com

AHMET SÖĞÜTÇÜ

Ahmet Söğütçü

12/16/20256 min read

Gaybi ve insan aklının henüz alamadığı pek çok hususu temsili ve sembolik anlatıma çevirmeye başladığınız anda, bunun sonu gelmez. Çünkü bu kapı keyfi biçimde bir defa aralandığında nerede duracağınızı belirleyen herhangi ilke kalmaz. Öyle ki kitap, risalet, diriliş, hesap, cennet ve cehennem gibi asli kavramlar bile sembolik bir yapıya çevirebilir. Hatta işin ucu haşa Allahu Teala’nın kendisini bile bir “temsile”, veya “kurgusal tasavvura” indirgenmeye kadar gider. Çünkü bu yöntemi veya yöntemsizliği; vahiy değil, kişinin zihnindeki istekler belirler.

Önüne gelen kıssayı ve Kuran’daki anlatımı sözde Kurancılık adı altında tarihselcilik sosu da üstüne konulmuş olarak sembolizmin kucağına insanları sürükleyen pek çok hoca var. Bunlar güya insanları Kuran’a çağırmaktadır. Ancak çağırdıkları şey Kuran’dan çok şişmiş egolarıdır maalesef . Onlara göre Adem sembol, iblis sembol, cin sembol, şeytan sembol, melekler sembol, Cibril sembol, resul kıssalarındaki anlatılan ayetler/mucizeler gerçek değil sembolik, yine cehennemdeki ateş sembol, cennet tasvirleri sembol vs bu listeyi uzatabiliriz.

Bu tür konularda geleneğin pek çok meselede Kuran'a dayanmayan veya uydurulmuş anlatısından bunalmış kişiler de tabiri caizse denize düşüp yılana sarılırcasına sözde Kuran’a dayandığını iddia eden bu bir takım kimselere teveccüh göstermektedir. Esasında eleştirdikleri, yatıp kalkıp vurdukları tarikat yapılarından, ne kendileri ve ne de takipçilerinin pek bir farkı yoktur. Geleneği reddetmeyi büyük bir akli atılım ve yeterli bir zihinsel faaliyet olarak görmekte ve sadece bu hasletleri onlara düşünen, sorgulayan, akla önem veren kişiler oldukları hissini vermektedir.

Elbette Kurancı akımları aynı kefeye koymak hatalıdır, tıpkı geleneksel düşünce de homojen bir yapıda olmadığı gibi. Fakat geleneğin yüzlerce çeşit ekol ve görüşleri olsa da geçmişten bu yana taşıdıkları bir dengelenmişlik durumu vardır. Kurancı kesim arasında da çeşitli ekol ve görüşler var. Bu farklılıklar yöntemin kendisinin zayıflığı olarak görülemez. Kısmen geleneği olmayan akımlar, geçmişten bir tecrübe ve karşıt görüşlerle fikirsel olarak yeterince mücadele sürecinden geçmemiş olması sebebiyle şaşkınlık verici düzeyde keyfi ve mesnetsiz görüşlere kapılma tehlikesini barındırıyor ancak ilk dönemlerinde hızlı taraftar bulabiliyorlar. Sembolizm de son zamanlarda kendilerine sadece Kuran’ı temel aldığını iddia eden kişilerce epey ilgi çekmekte ve kendine taraftar bulmaktadır. Kişisel arzu ve modern düşünceye uyarlama kaygısı sebebiyle sembolizme kayan çok sayıda insan var.

Sembolizm, bir hakikati doğrudan anlatmak yerine bir temsil, işaret veya mecaz üzerinden ifade etme yöntemidir. Ancak bu kavram Kur’an bağlamında ölçüsüz biçimde kullanıldığında pek çok gaybi gerçeği inkar etmeye varan aşırı yorumculuğa dönüşebilmektedir. Kur’an’da elbette mecaz, kinaye ve temsiller çok sayıda vardır. Fakat bu durum cin, melek, vahiy, şeytan veya kıssaların tamamının sembolik olduğu anlamına gelmez. Bu tür modern yaklaşımlar, gaybi varlıkları ve olayları, modern bilimin de en ilkeli olan 19.yy pozitivist aklına uyarlama kaygısıyla melekleri salt güçlere, cinleri yabancı kabilelere, vahyi içsel aydınlanmaya, şeytanı sadece psikolojik dürtülere indirgemekte ve kıssaları tamamen temsile çevirmektedir. Bu konuda en çok konuşan ve iddiada bulunan kişiler, genellikle Kurandaki hakikatleri sembolizme dönüştürerek sözde halihazırdaki modern bilimsel verilerle uyumsuzluğunu gidermeye çalışanlar, modern bilimlerde aynı zamanda hiç bir eğitim ve uzmanlık düzeyinde bir bilgiye sahip olmaması tesadüf değildir. Yani Kuran'da önüne geleni kendince modern bilime uymadığı için sembolik anlatıma çevirmeye kalkanların matematik, fizik, kimya, yer bilimi veya astronomi gibi doğa bilimleri alanların herhangi birinde bırakın ileri düzeyi, orta düzeyde bile bilgisi olmayan kişilerden olması da ayrı bir garabettir.

Anlaşılan bu sembolizm konusunun anlaşılması için küfrün, inkarın ve şeytanın avukatlığını yapmak gerekecek. Çünkü ayetler yetmiyor, gramer yetmiyor, lafzın apaçık anlamlar kesmiyor. Gramer kuralları delil olmaktan çıkıyor; hiçbir şey bu yöntemin önünde duramıyor. O halde bu yaklaşımın nerelere götürebileceğini göstermek için bir örnek sunmak istiyorum.

Sembolizm kuralsız, ölçüsüz ve sınırsızdır. Çünkü sembolizmin kendine ait bir hududu yoktur. İnsan bir kez bu yola girince, metnin açık anlamını değil kendi kurduğu anlamı takip etmeye başlar. Halbuki sembolizm yani asıl maksadın açık ve tartışmasız olduğu yerlerde kullanılabilir. Kuran'da da bu tür örnekler herkesin hemen anlayacağı kadar açıktır. Örneğin Allah’tan başkalarına yakaranların durumunun suya elini uzatıp içmeye çalışanın kişinin durumu olması gibi. Ya da Kuran’ı bir dağa indirseydik haşyetinden paramparça olması gibi…

Aşağıda yazacaklarım sembolizmin nereye götürebileceği konusunda sadece örnek olması içindir. Bunları kaleme alırken Rabbimden bağışlanma diliyorum.

Eğer siz meleklere “Allah’ın kuvvetlerinin temsili”, Adem’e “insanın olgunluk aşaması”, İblis’e “nefsin karanlık yanı” derseniz; birileri çıkar size çok rahatlıkla şöyle der:

“Nuh temsildir, İbrahim temsildir, Musa temsildir, İsa temsildir vs.

“Aslında Allah, bu kişilerin tarihsel olarak olmasa da; bunları insanlığa ideal karakterler sunmak için zaten üretilmiş Arap ve Ortadoğu efsanelerini ahlaki mesaja dönüştürmek için kullanmıştır” diyebilir.

Bir adım sonrası bellidir:

Sembolizm savunucuları “Kuran’ı yazan kişi Muhammed adını almış övgüye değer bir kişidir; çünkü o saygıya değer, övgüye değer biri olmanın yollarını keşfeden bir filozoftur” diyebilir.

Bu bakış açısıyla devam edildiğinde şöyle bir tablo kurulur:

“Bu kişinin bildiğimiz manada vahiy aldığı yoktur. Bu kişi doğa yasalarını gözlemlemiş, evrenin işleyişini çözmüş, ahlak ve düzen üzerine düşünmüş bir bilgindir. ‘Resul’ dediği, aslında kendi aklıdır; ‘vahiy’ dediği, evrensel düzeni kavrayışıdır; ‘melek’ dediği, kendisindeki pozitif güçlerdir. Ve o bu yasaları insanlara bildirmiştir. ‘Allah’ ise doğal düzenin, tabiat kanunlarının genel adıdır.”

Bu çarpık sistemde Allah ve O'nun sıfatları Esmaü’l-Hüsna da tamamen yeniden yorumlanabilir. Şöyle ki;

“Rahman, “doğanın hataları telafi eden yapısı”; Rahim, “yumuşak geçişleri sağlayan ekolojik denge”; Alim, “evrendeki her şey etkileşim halindedir birbirinden haberdardır, bilir”; Hakim, “evrensel düzenin kusursuz işleyişi”; Cebbar, “zorlayıcı fizik kanunları”; Kahhar, “önüne geçilemez evrensel kanunlar”; Samed, “kendi kendine yeten kapalı bir sistem”; Vedud, “canlıların içgüdüsel sevgi mekanizması” diye açıklanır.

Kısacası Esmaü’l-Hüsna, Allah’ın kudretinin ve mutlak ilahlığının isimleri olmaktan çıkarılır, evrensel fizik yasalarının “sembolik olarak bir zattaki sıfatları” haline getirilir.

Bu bakışla hesap günü de temsile dönüştürülür.

“Hesap günü temsilidir herkes hayatında nefsinde iç dünyasında hesabını kitabını yapar, evrensel yasalar ondan bunun hesabını bir gün mutlaka sorar. Cennet ve cehennem diye öldükten sonra gidilecek bir yer yoktur, onlar dünyadadır. İnsan evrensel yasalara uyarsa yaşadığı yeri cennete, uymaz ve direnirse teslim olmazsa cehenneme çevirir. Evrensel yasalar tektir ortağı yoktur, yani uyduruk yasalar ve kurallar evrende işlemez, kabul edilmez, ona ortak koşanları asla affetmez mutlaka cezalandırır, ezer geçer. Evrendeki her şey bu yasalara secde eder yani boyun eğer. Ölüm sonrası hiçbir şey yoktur; her şey metafordur.”

Bütün bu örnekleri sayfalar dolusu ayetle de sefil sembolistler “açıklayabileceklerini”, delil sunabileceklerini iddia ederler. Bu da yapılamayacak şey değil çünkü sembolizmi seçenler için artık metnin açık anlamının bir değeri yoktur. Bir mümin olarak, bazılarını sadece örnek için bile yazmak bana ağır geliyor. Rabbimden bazı satırları, bu sakat düşünceyi ifşa etmek için kurduğum cümlelerden ötürü tekrar tekrar affımı diliyorum. Ancak bu yola tevessül edenlerin sonunun nereye varacağına dair bir uyarıdır bu.

Bu yöntemin asıl tehlikesi şudur:

Bu mantığa karşı hiçbir ayet delil işlemez. Çünkü bu yaklaşımda metnin söylediği değil, kişinin ona söylettirdiği şey geçerlidir.

Bu yüzden sembolizm, ölçüsüz bir şekilde kullanıldığında bataklıktır.

Metnin bağlamını bozar, lafzı etkisizleştirir, dini pozitivizmin, materyalizmin eline bırakır.

Görünüşte bir derinlik gibi durur ama gerçekte Allah’ı yok sayan, vahyi sözde böylece aklileştiren ve dinin ruhunu çürüttüğü bir zemindir.

Bu yolun sonu inkardır.

Bu yol, bir mümini bir kurdun meyveyi içten içe çürütmesi gibi fark ettirmeden küfre, sapmaya, Allah’ın öğrettiği hakikatlerin dışına doğru iter.

Allah bizleri bu şeytani yöntemden muhafaza etsin...